"Aliye" dizisinde canlandırdığı Sinan karakteriyle özellikle kadınları sinir eden Halit Ergenç, sonunda sevilen adam oldu. Ergenç, "Büyük Teklif" yarışmasında dağıttığı ödüllerle herkesin yüzünü güldürmeye başladı. Kanal D'de pazartesi günü başlayan ve her hafta pazartesi ve perşembe akşamları yayınlanan yarışmanın sunuculuğunu üstlenen ünlü oyuncu, "2 yıl insanları sinir ettim, şimdi para dağıtıyorum. Para kazandırmak çok hoş" dedi.
İki yıl insanları sinir ettim şimdi para dağıtıyorum
"Aliye" dizisinin Sinanı Halit Ergenç, şimdi de Kanal Dde yayınlanan "Büyük Teklif" yarışmasıyla ekranlara geliyor. Ergenç, "2 yıl insanları sinir ettim, şimdi para dağıtıyorum. Para kazandırmak hoş bir şey" diyor.
Dizi çekimleriniz devam ederken, "Büyük Teklif" adlı yarışma programına da başladınız.
Evet, dizi çekimleri hálá devam ediyor. Önümüzdeki sezon göstereceğimiz beş bölümü çekiyoruz şu anda. Sonra da dizi bitecek.
- Yarışma programı sundunuz mu daha önce?
Evet, ama o zaman çok gençtim. "Erkek Dediğin" diye bir yarışma sundum. "Ah Kızlar Vah Erkekler"in orijinal formatıydı ve yapımcısı Abdullah Oğuzdu. Bir de arada Med Yapımın hazırladığı "En Uykusuz" diye bir yarışma oldu, ama tek bölümde bitti. Sanırım yapım şirketi ve kanal da bu yarışmaya hazır değildi.
- Bu yarışmanın sizin için önemi nedir?
Ben televizyon programlarına sıcak ve istekli değildim açıkçası, ama Kanal D ile 13 bölüm anlaştım. Bu, enteresan bir iş. Bir kere insanlara para kazandırıyorum, bu hoş bir şey. Eğer işin içine espri katarsak, iki yıl insanları sinir ettikten sonra para dağıtıyor gibi oldum. Çünkü insanlar beni "Aliye"deki Sinanla çok fazla bağdaştırıyorlardı. Benim için bu yarışmadaki en önemli nokta da yarışmacıyla empati kurmak. Her gelen yarışmacıyla ayrı bir ilişki kuruyorsun, zaten benim en çok ilgimi çeken de bu oldu. 40 dakikalık süre boyunca onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. 500 bin YTLyi dağıtmak benim elimde değil. Onlarla beraber düşünüp, onlarla beraber heyecanlanıp, onlarla beraber bu yarışmanın yükünü paylaşıyorum.
- Son kararlarında siz etkili olmuyorsunuz değil mi?
Her zaman son karar onların, hiçbir zaman onlara önerilerde bulunmuyorum ama olasıkları gösteriyorum. Bir şeyleri manipule etmek zorunda olmadığım için memnunum. Ben bir parayı korumak zorunda değilim ve yarışmacının kazanmasını istiyorum. Hain bankanın teklifine karşı orada kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz, enteresan bir durum çünkü noter dışında kimse çantalardaki parayı bilmiyor. "Büyük Teklif", insanları boş göndermeyip, en çok para dağıtan yarışma. Siz orada 500 bin YTL de kazanabilirsiniz, 1 kuruş da. Ama ben kazananların ödülü ne olursa olsun çok seviniyorum.
- Peki sizin hayatta şansınız nasıldır?
Söyleyeyim hemen, bir kere çocukken Milli Piyango bileti almıştım ve "Ne olur çıksın" demiştim kendi kendime. Amorti çıktı ve verdiğim para geri geldi. Ardından bir tane daha aldım, para gitti ve bir daha da hiç Milli Piyango bileti almadım. Daha sonra Kazı Kazan çıktı, deneyeyim dedim ve verdiğim kadar para çıktı. Adam "Bir tane daha verelim" dedi, ben biliyorum bu kadar benim şansım dedim. Adam ısrar etti, tekrar kazıdım ve tabii ki çıkmadı. Benim şansım bu kadardır. Hayatta şanslı olduğum birçok nokta olduğuna inanıyorum, sağlıklı olmak en büyük şansım. İş anlamında şansım var, önümü kapatmadan iyi projelerde yer almaya çalıştım. Ama şans oyunlarında şansım yoktur. Ben bunun bir armoni olduğuna inanıyorum zaten. Tabiatın dengesine inanırım ben. Siz çabaladıkça o size karşılık verir. Geç olabilir, ama bir yerden karşılığı gelir.
- Peki insanlar gerçekten sizi Sinanla özdeşleştirip sinirleniyorlar mı?
Evet, geçen zaman içinde sinirlenenler oldu ama artık Sinanı anladılar ve onu da seviyorlar.
- Sinan karakterinde oyunculuğunuzu zorladığınıza inanıyorum ve sizi çok başarılı buluyorum. Özellikle de kızınızın hastanede yattığı bölümlerde çizdiğiniz baba portresi çok dokunaklıydı.
Gerçekten çok teşekkür ederim, bunu duymak ne güzel.O hastane bölümleri bana da çok ağır geldi. Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Canınız orada yatıyor, bununla başa çıkmak mümkün değil. Allah düşmanıma bile evlat acısı göstermesin, hiç istemem. O sahneler bittikten sonra zevkliydi, ama çekerken çok yorucu ve acıydı.
- Dizinin adının "Aliye" değil de "Sinan" olmasını ister miydiniz? Yani olayların bir erkeğin gözünden anlatılmasını...
Biz Aliyenin hikayesini anlattık hep. Dolayısıyla hep haklı görülen Aliye. Ama söylediğiniz gibi dizinin adı "Sinan" olsaydı ve biz Sinanın hikayesini anlatıyor olsaydık, hepimiz bazen Aliyeye kızacaktık ve çoğu zaman Sinana üzülecektik. Çünkü Sinan açısından baktığımız zaman, Sinan da mağdur bir adam. Çok fazla baskıyla büyümüş, erkek egosu şişirilerek yetiştirilmiş, annesinin himayesinden çıkamamış ve bunun zararını çok fazla gören bir adam.
- Böyle tip erkekler var değil mi?
Olmaz mı! Yani Türkiyede o kadar çok Sinan var ki! Böyle yetiştiği zaman erkek evlat, kolay kolay erkek olamıyor. Aile kurmakta da bir sürü problem yaşıyor. Kurulan ikili aile çerçevesine, aynı evde yaşamasa bile o anne mutlaka giriyor.
- Halit Ergenç nasıldır peki? Annesinin biricik oğlu olarak mı yetişmiştir?
Pek öyle sayılmaz. Annem beni çok sever, ben de onu çok severim. Ama bizim evde dengeler enteresandır. Yani enteresan derken, ben yetişirken evin içinde birçok sorun vardı. Dolayısıyla ben de evin yetişkin bireyi olarak büyüdüm. Biricik oğuldansa sorumluluk alması gereken bir kişi olarak yetiştim. Bu onların tercihi, isteği değildi. Kendiliğinden gelişti. Ve bana göre erken bir yaşta, bazıları için geç bile sayılabilir, 18-19 yaşında evden ayrıldım, ki annem-babam İstanbulda yaşıyorlar. Kendi evime çıkmak istedim ve hayat böyle başladı.
- 37 yaşındasınız sanırım. Neler getirdi 30lu yaşlar size?
Yok, daha 36 yaşındayım. Keşke insan 30lu yaşlarında kalabilse! İnsan hayatının en güzel yaşları 30lu yaşların başları, çok keyifli. İnsanın sanki gözünden sis perdesi yavaş yavaş kalkıyormuş gibi oluyor.
BABA OLMAK İSTİYORUM
- Çocuk sahibi olmayı istiyor musunuz? Yoksa hálá kariyer planları mı yapıyorsunuz?
İstemez miyim! İstiyorum elbette. Hayırlısıysa olur. İşten, kariyerden çok uygun bir kişinin olması lazım. Öyle bir ilişki olması gerek ki baba olabileyim, aile kurabileyim. Babam, "Ahırda tay doğar derede otu biter" derdi. Her zaman çocuk kısmetiyle gelir.
- İlk gençlik yıllarında evlenmek ve çocuk sahibi olmak daha kolay.
Aşk yakalandı mı bırakılmaması gereken bir şey. Aşk evliliği yapılmışsa öyle ilişkiler ömür boyu sürüyor.