Kenan Işık: Hakkımda Başbakan'a bir yığın şikayet gitmiş

Kenan Işık, A Haber’de yayınlanan Selin Ongun’un sunduğu 'Bi Sormak Lazım' programına katıldı.

Kenan Işık: Hakkımda Başbakan'a bir yığın şikayet gitmiş

Haber'de yayınlanan Selin Ongun'un sunduğu Bi Sormak Lazım programına katılan Kenan Işık, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın sanat danışmanlığı görevinden istifasından sonra ilk kez konuştu.

Şehir Tiyatroları'ndaki yönetmelik değişiminin ardından istifa eden Işık, Kadir Topbaş'a istifasını nasıl sunduğunu, İskender Pala'nın muhafazakar sanat tartışmasını nasıl değerlendirdiğini anlattı. İskender Pala'nın süreçteki tutumuna dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Kenan Işık: Hakkımda Başbakan'a bir yığın şikayet gitmiş

Kenan Işık: Hakkımda Başbakan'a bir yığın şikayet gitmiş

Belediye Başkanlığı döneminde "Başbakan'a hakkımda bir yığın şikayet gitmiş" diyen Kenan Işık'ın Selin Ongun sorularına verdiği dikkat çeken yanıtlar şöyle:

"TİYATRODA BİR DİRENİŞ KÜLTÜRÜ YOK!"

Geçen yıl tam bugünlerde hararetli bir tiyatro tartışması yaşandı. Özelleştirme, şehir tiyatrolarındaki yönetim değişikliği, muhazafakar sanat meselesi... "Geride sabun köpüğü gibi bir tartışma kaldı, günlerce konuştuk, sonra sessizlik'' diyenlere katılır mısınız?

Katılıyorum tiyatronun zaten böyle bir adeti vardır. Neye, nasıl karşı çıkılacağına dair bir direniş kültürü yoktur aslında. Arkadaşlarımdan özür dileyerek söyleyeyim; bir alt yapı eksikliği de vardır bu anlamda. O yüzden her şey önce büyüyor, büyütülüyor sonra, köpük gibi sönüyor.

Bu özelleştirme yarım asır önce yapılmalıydı. İsminin başında Devlet, Belediye Kültür Bakanlığı, gibi ibarelerin olduğu korolar, baleler, sanat yaptıklarını söyleyen kuruluşların hepsi özelleştirilmeli diyenler de var

Belediye yol, su, elektrik gibi kültür hizmeti de sunmak zorunda. Dikkat edilmesi gereken daha çok şu olmalı. Her belediye başkanı değiştiğinde kendi ideolojisi doğrultusunda oyunlar yapılsın gibi buyruk verir gibi bir edayla bunu yapması bana doğal gelmiyor. Bir taraftan siyasi "Beni halk seçti benim kültür politikam da bu" der ama o kültür politikasını götürecek olan bir sanat yönetmeni atar. Onu da serbest bırakır. Şimdi olduğu gibi Şehir Tiyatroları'na belediyeden altı tane bürokrat atamaz. Bir de dramaturg kimlikli bir sanat yönetmeni de atamaması lazım. Çünkü şimdi sanat yönetmeni dramaturg bir arkadaşımız. Model bu değil! Yanlışlık ve terslik burada. Burada bizim kabahatimiz yok mu; elbette var. Ama konu şu; devlet bunu yapar, yapmalıdır. Dünyanın her yerinde de yapıyor. Fransa'da yaklaşık 5 milyar Avro veriliyor. Orada kimse sanatçı çalıştı mı ne kadar çalıştı bunu da sorgulamıyor. Biz de ise şöyledir; ne kadar kaliteli bir iş yapıyorsunuz diye bakılmaz. Yapılan şey gerçekten tiyatro mu? Buna bakılmaz bizde.

"ŞEHİR TİYATROLARI'NDAKİ YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİ GAZETEDEN ÖĞRENDİĞİM İÇİN İSTİFA ETTİM"

İstifanız en çok neden zor oldu sizin için?

Bir teknik olarak çok hatalıydı, çünkü şehir tiyatrosunda çok radikal bir karar alınıyor. Yönetim darmadağın ediliyor. Yönetmelik tamamen yeniden yazılıyor. Ben orada danışmanı ve tiyatrodan da anlayan biriyim hasbelkader! Ama kimse bizim böyle bir planımız var, böyle bir değişiklik yapıyoruz, bile demedi bize. Tüm bunlardan haberim olmadı. Tam anlamıyla böyle bir değişiklik olduğunu gazetelerden öğrendim. Bu bir kere şık değil. Danışmana hiç haber vermeden ortada bir yaptırım ve değişiklik varsa, zaten o danışmanın orada olması bence abes. Öbür türlü zaten bundan haberim olsaydı buna karşı çıkardım.

"FAHİŞEYİ UZUN ETEKLERLE VE BAŞÖRTÜSÜYLE SAHNELEYEMEZSİNİZ!"

Belki de değişikliği bu yüzden mi gazetelerden öğrendiniz ne dersiniz?

Tahmin ediyorum ki öyle. Çünkü söylediğim gibi bir kafa karışıklığı var. Sanatı "senin dediğin gibi mi benim dediğim gibi mi olmalı" diye anlayanlar var. Bazı şeylere net karşı çıkanlar var. Örneğin cinsellik, oyuncunun birinin mini etek giymesine takmak gibi. Ben şaşırıyorum buna. Üstelik de burada Necip Fazıl oyunları önerilirken, Necip Fazıl niye oynanmıyor denirken, bu bakış olacak iş mi? Örneğin Necip Fazıl , diyelim ki Reis Bey oyunu... Bilmeden karşı çıkmak iyi değil, insan bilir, okur, öğrenir, anlar ve sonra der ki, "Bu yazar bana göre değil." Ve bunu bana kanıtlayıp anlatır, ben de "Bu arkadaş haklı" derim. Bir kere bu yok! İkincisi, Reis Bey'de iki fahişe vardır, oyunun başında. Doğal olarak bunlar fahişe gibi giyinecektir. Fahişeyi uzun eteklerle, başörtülü yapamazsınız. Bunu böyle yaparlarsa, Necip Fazıl'ın oyunun sonunda "Fahişeler normal giyinmiştir" diye bir de notu var. Demek ki yazar fahişeleri başta normal giydirmemiş. Şimdi o oyunu koysam, fahişeleri de fahişe gibi giydirsem, ne diyecekler acaba! Buna karşı çıkan, "Sahnede oyuncular açık seçik giyiniyor" diyenler ne diyecek? Yine Necip Fazıl Bey'in Silah Pelerinli Adam diye bir oyunu daha var örneğin. Orada da kırmızı, şeffaf elbiseli bir kadın girer sahneye ve elbisesi hep açıktır.

"YAPILAN NECİP FAZIL'A RAĞMEN NECİP FAZIL'I MUHAFAZAKARLAŞTIRMA!"

Muhafazakar sanat meselesi tartışılırken, Necip Fazıl örneğini verenlere işaret ediyorsunuz özellikle değil mi?

Aynen. İşte ben bunu anlamıyorum; Necip Fazıl'a rağmen Necip Fazıl'ı muhafazakarlaştırma! Allah Allah, nasıl oluyor bu? Zaten sanatla muhafazakar lafı yan yana durmaz. Ha şudur; bu toprağın binlerce yıllık bir dokusu vardır. Biz kendi ürünlerimizi bu zemine koyarak yaptığımız zaman muhafazakar olmuyoruz... Bakın Şeyh Galip ve aradan geçen yıllar sonra Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ta yazdıklarına... Bunun adı muhafazakarlık değildir, muhafazakar sanat diye manifesto yazan arkadaşlara bu noktada verilecek yüzlerce örnek var.

İskender Pala'ya atıfta bulunuyorsunuz..

İskender Bey kendisi divan edebiyatı uzmanıdır. Bu konuda herkesin takdirin toplamış bir profesörümüzdür. O manifestoda seyirci gelmemesinden yakınıyordu. Seyirci gelmemesinin sebebini sanatçıların halkın, ülkenin kültürlerinden kopuk olduğunu işaret ederek buna yoruyordu. Benim adımı da vererek, "Kenan Işık halktan koptu" diyerek seyircinin geleceği oyunlar öneriyordu. Seyircinin gelmemesi sebebini, seyirciye uygun oyunlar olmamasına bağlıyordu. Sanat, özellikle tiyatro sanatı böyle bir şey değildir. Dünyanın hiçbir yerinde seyirciyi gözetmezsiniz. Bu bir kültür hizmetidir... Önce seyirci gözetilmez, sanat yeni bir şeydir. Bunu Divan edebiyatının en büyük şairlerinden biri Şeyh Galip, Hüsnü Aşk'ı şöyle bitirir; "İşte bu kitap, kalabalıklar beğensin diye yazılmadı" der. Bunu da İskender Pala, divan edebiyatı uzmanı olarak benden daha iyi bilir! Bundan 250 sene önce Galata Mevlihanesi Şeyhliği yapmış bir din adamı hüviyeti de olan bir şair söylüyor bunu, bugün nereden nereye geldik? Gerçekten bir muhafazakarlaşma mı bu! Ben anlayamıyorum. Şeyh Galip'e rağmen mi, Necip Fazıl'a rağmen mi? "Günlük Müstehcen Sırlar oyununda adam müstehcendi, adam paltosunu açıyordu..."bunlar nedir?

"İSKENDER PALA'NIN YAZISINA ŞAŞIRDIM FAKAT SORU ŞU, OYUNU İZLEMEDEN NASIL YAZARSIN?"

İskender Pala'nın tüm tartışmayı başlatan yazısından bahsediyorsunuz Pala'nın o yazısı sizi şaşırttı mı?

Şaşırttı, çok şaşırttı. Gerçekten tanıdığım İskender Pala değildi. Ve o yazıdan sonra bir daha gözden geçirdim oyunu... Türkiye'de o sırada darbeciler yargılanıyor ve Şili'de darbecilerle ilgili bir piyes bu.

İskender Pala'yı biz burada ağırladık. Yazıyı, oyunu izlemeden yazdığını söyledi..

Evet bunu itiraf etti. Böylesine edebiyattan anlayan biri, oyunu görmeden nasıl böyle bir hükme varabilir. Ve böyle bir hüküm gereği beni "Nerede duruyorsunuz Kenan Işık" diye suçlayabilir. İskender Pala'ya şunu anlatmadılar herhalde, piyesin sonundaki iki kahraman biri Marx biri Freud. Devrim ve darbeyi tartışıyorlar.Ve o sırada darbeciler Türkiye'de yargılanıyor. Yani çok doğru bir repertuar bu! Gereksiz bir tartışmaydı, ortalık gereksiz yere alevlendi. Tatsız oldu, çok tatsız.

"YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ OLSUN DİYE O YAZILAR YAZILDI!"

Bu tatsızlığın eşliğinde bir yönetmelik değişikliği oldu

Galiba öyle bir değişikliği olsun diye bir zemin oluşturuldu orada. Birileri önce oyunlara gittiler, sonra kendilerince o oyunlarda aksaklıklar tespit ettiler, sonra yetkili kişileri "bakın böyle böyle oluyor" diye ikna ettiler ve o yüzden yönetim değişikliği oldu diye bir varsayımım var diyeyim.

Bunları Kadir Topbaş'la konuştunuz mu?

Kadir Bey elbette beni tanır, böyle bir görüşüm olduğunu bilir. Onun da yapacak bir şeyi yok. Şu olmaz; Belediye Başkanı'na rağmen böyle bir şey yapmak, bu da bir darbe gibi geliyor bana! Çünkü Belediye Başkanı, "Yapmayın, istifa etmeyin" dedi. Nasıl olur, siz bunu yapabilir misiniz?

İstifanızı nasıl tebliğ ettiniz?

Yazılı olarak verdim.

Siz, Şehir Tiyatroları'na Tayyip Eroğan'ın Belediye Başkanlığı döneminde başladınız. Peki o süreçten yana hiç müdahale edildi mi size?

Ben tiyatro yaptığım sürece asla ve asla bir müdahale ile karşılaşmadım. Bir tek müdahale bile olmadı. Çok da başarılı bir dönemdi o dönem.

Peki neden şimdi böyle bir değişiklikle karşılaştığınızı düşünüyorsunuz?

Kimseyi töhmet altında bırakmak istemem, o dönem Sayın Erdoğan Belediye Başkanı idi. Maddi olarak da estetik olarak da tiyatronun çok yukarıya çıktığı bir dönemdir o.

Bu ayrılıktan sonra Başbakan'la görüştünüz mü?

Görüştüm ama bu meseleyi konuşmadım, daha doğrusu öyle bir ortam değildi.

"BAŞBAKAN, AYDINLARLA TOPLANTIDA, YILMAZ GÜNEY'DEN ÖRNEK VERDİ, SALAKO-DAVARO YAPTIK YANITINI ALDI"

Alev Alatlı'yla söyleştiğimizde Başbakan'ın aydınlarla buluştuğu kahvaltıyı felaket olarak niteledi Kariyer icabı orada olmak, laf olsun diye konuşmak tüm bnlar.. 'Orada olmaktan utandım'' dedi Katılmanız olası mı?

Ben o toplantıları çok değerli buluyorum(...) Belki şu Alev Hanım'ın dikkatini çekmiştir. Başbakan, "Yılmaz Güney'in filmlerine biz vakti zamanında dikkat etseydik, bu iş buralara tırmanmazdı" dedi Sayın Başbakan. Bunun üzerine, bir arkadaş çıkıp, "Biz de zamanında çok film yaptık. Mesela ben Salako yaptım. Davaro'yu yaptım" dedi. Belki Alev Hanım'ın dikkatini çekmiştir. Tam anlamıyla ötekileştirme ve itibarsızlaştırmadan söz edilirken, bu örnekler filmlerin adına bakın. Kürt bir karakterin adına bakın. Ya da belki de Alev Hanım'la aynı oturumda, toplantıda değildik.

Şehir tiyatroları geçmişinizde liyakatın en adil dağıtıldığı süreçler sizin için hangisiydi?

Orada yetkili biri varken "bu böyle olsun, şu şöyle olsun" demek doğru değil. Ama orada olan yetkili mi değil mi? Ya da birilerinin ahbabı olduğu için mi orada? Bunlar sahiden sorun. Devlet Tiyatrosu'nda da bunlar yaşandı. genel müdür olmak için en son sıralarda olan biri bakıyorsunuz genel müdür olmuş. O zaman dayanamıyorsunuz ve itiraz ediyorsunuz. Benim de huyum budur. Devlet tiyatrosunda istifamın sebebi odur. Genel müdürün oradaki varlığından dolayı ya tiyatrodan atılacaktım ya istifa edecektim. İstifa ettim. Şimdi şehir tiyatrosunda da aynı şey oldu.

"BAŞBAKAN'A HAKKIMDA BİR YIĞIN ŞİKAYET GİTMİŞ"

Danışman olmak biraz tatsızdı. Çünkü işin içine müdahale edecek bir pozisyonunuz yok. Danışmansınız. Biri size bir şey sorduğunda ancak fikrinizi söylüyorsunuz... Sonradan duyduğum Başbakan Erdoğan'ın Belediye Başkanlığı döneminde bir yığın şikayet gitmiş benim hakkımda. Dönemin Kültür Başkanı Şenol Demiröz şöyle dedi. "Sayın Başbakan'a çok şikayet gitti. Ama o da şöyle karşılık verdi. Biz oraya inandığımız, güvendiğimiz birini getirdik, ehil bir insan. Eleştiriniz varsa kendisine iletin" diyen bir tutumla karşılık vermiş''

A Haber'de yayınlanan Selin Ongun'un sunduğu Bi Sormak Lazım programına katılan