Bu haftaki konuğum Urfa'dan 'Çoban Stilist Mustafa'. Kendisi ile Urfa'da düzenlendiği 'Karanlıktan Aydınlığa'adlı defilesi için gittiğim zaman tanıştım. (Benim aynı zamanda modellik yaptığımı bilmeyen yoktur herhalde) Selin Boronkay ve Erez Eğilmez'in organize ettiği defilemize İstanbul'dan tam 60 kişi gittik. Sayın Semra Özal, Gönül Yazar, Yıldız Mavitan; Kaya Olgar gibi davetliler ile birlikteydik. İlknur Soydaş, İlgi Gövsa, Ece Gürsel, Tuğba Özay, Şenay Akay ve ben defilenin çekirdek kadrosundaydık. Mustafa bizleri otelde çok sıcakkanlı ve tam bir Anadolu terbiyesi ile karşıladı. Heyecanı gözlerinden belli, bizi memnun etmek için ne yapacağını bilemez haldeydi. Odalarımıza kadar bile gelip baktı rahatmıyız diye. İki defile provası, 30 kişilik manken kadrosu, süper bir koreografi, 2500 kişilik seyirci, balıklı göl, isot, menengiç kahvesi, çiğ köfte derken defile anı gelip çattı.
LAKABI ÇOBAN AMA...
Koleksiyon ağır kıyafetlerden oluşuyor, tam bir el emeği göz nuru harcanmış, yöresel nitelikleri yansıtıyor. Her şey muhteşem içimizden birini arkadaşımız dediğimiz Şenay Akay'ın sinir krizlerine kadar. Biz İlgi ile diğer defile kıyafetlerimizi giydiğimiz sırada Modacımız Mustafa'nın 'bu kıyafetle çıkamazsın' sözü üzerine Şenay'ın ona bir anda saldırmasın ve dövmesine şahit olup araya girmemiz, Mustafa'yı korumaya almamız oldu. Şenay'a cevabını o anda sakinliğini, efendiliğini koruyarak cevaplayan 'Çoban Mustafa'nın' cevabı işte sizlerle..
N.Y: Çoban lakabı nereden geliyor ve sen nasıl moda sektörüne adım attın?
M.Ş: Ben ilkokul mezunuyum. Çiftçilik ile uğraşıyordum, pamuk ekiyordum, çobanlık yapıyordum. Ama çizimler yapıyorum, ne olacağımı bilmiyorum. Tabi bu zamanla televizyonları izleyerek, modacıları ve defileleri takip ederek gelişti. Aslında Siverek köyü Boztepeliyim ama Urfa'nın Hamo köyünde çiftçilik yaparken keşfedildim. Çocukluğumdan itibaren çizimler yapıyordum, 'bu çocuk deli mi niye bunları çiziyor' diyorlardı. Ben kalbimin sesini dinliyordum ve bir gün buralara gelmeyi hayal ediyordum. Bir arkadaşım çizimlerimi gördü ve senin İstanbul'a gitmen lazım dedi. Sonra bir tane gazeteciye götürmüş ve bir baktım kameralar, gazeteciler beni çekiyor. Derken haber manşet oldu ve 3. gün İstanbul'a geldim. Hatta annemin nişan yüzüğünü satıp yol parası yaparak geldim. İstanbul'a girerken bir yazı gördüm. 'Her zorluğun altında bir fırsat vardır.' Bu da benim hayat felsefem oldu. Orada kendime geldim.
HEP BİR FIRSAT VARDIR
N.Y: İstanbul'a geldin, çizimler yapıyorsun peki nasıl bir yol izledin?
M.Ş: Tabi bir firmaya girdim. İlk işi öğrenmek için yerleri süpürüyordum, maalesef kimse size bir şey öğretmiyor. Ben beklemiyorum tabi bana kimse bir şeyler öğretsin diye ama benim yeteneğim var, yardımcı olsunlar. Dedim ki oğlum tek başınasın 'ana da, baba da, kardeş te sensin'kendini koruyacaksın. Hem çalıştım, hem geçindim, hem işi öğrendim. Bir sene geçtikten sonra Hülya Avşar, Ebru Destan, Ebru Yaşar, Ülkü Erdem gibi ünlüler ile çalıştım. Sonrasında Kuveyt, Bahreyn, Dubai, Çin, Paris'te de çalıştıktan sonra Urfa'ya Annemi ziyarete geldim.
N.Y: Sonra kendi şehrin Urfa'da '10 yılın rüyası' adlı defileni gerçekleştirmek için hazırlıklara başladın.
M.Ş: Balıklıgöl'ü gezerken burada bir defile yapsam dedim ortağım Halil'e ve 3 gün sonra Belediye'den haber geldi. Belediye Başkanımız Ahmet Eşref Bey'e sonsuz teşekkür ediyorum ki defileyi gerçekleştirmem için elinden geleni yaptı.
Ben de onun sayesinde Urfa'nın 11.000 yıllık tarihi ile peygamberler şehri'nde defilemi Selin Boronkay, Erez Eğilmez ve sizler sayesinde yaptım.
DEFİLE HAZIRLIĞI 1,5 YIL SÜRDÜ
N.Y: Defile hazırlıkları ne kadar sürdü?
M.Ş: Tam bir buçuk yıl çalışmalarımız sürdü. Kimse bu işi ciddiye almadı başta Çoban Urfa'da defile yapacak diye. Ama Selin hanım çok ilgilendi sağ olsun ve Erez Eğilmez ile beraber yola çıktık. Koleksiyonu 6 ayda hazırladım. Ağırlık Keçe üzerine çalışıldı, keçenin üzerine kaneviçe ve payet işlendi. O gördüğünüz çantalar hep el yapımı. 15 kişilik bir ekibim vardı, tüm kıyafetlerin kumaşları Urfa'dan alındı ve dikildi. Made in Urfa diyebiliriz. Ben de Urfa'lıyım daha ne olsun. Ayrıca Türkiye'nin en ünlü mankenleri ile de çalışmak benim için gurur kaynağı oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.
O ANDA ŞOK OLDUM
N.Y: Defile sırasında kuliste kıyafetlerimizi değiştiğimiz anda benim tanık olduğum çok tatsız bir olay oldu. Şenay Akay senin üzerine yürüdü, birkaç kez vurdu, sinir kırizleri geçirdi. Sen ise sakinliğini korudun.
M.Ş: Evet defilenin sonuna doğru idi. Biliyorsunuz Sayın Semra Özal, Gönül Yazar, Belediye başkanımız, emniyet müdürümüz gibi çok değerli isimler var protolkolde. Şenay hanım başından beri bir tedirgindi, zaten defileye bir saat kala geldi. O gün şehitlerimiz de vardı. Şenay hanımın son kıyafetinin içinde ki astarı vermeyi unutmuşlar. Zaten oradaki ekibim yeni. Her şeye seninde gördüğün gibi kendim yetişiyorum. Bana bu benim kıyafetim değil dedi, bir saat kala gelen manken kıyafetini nereden bilebilir ki zaten. 'Ben başka bir tane vereyim 'dedim, 'o hayır' dedi. 'Astarsız o kıyafet ile çıkamazsınız, o zaman çıkmayın.' dedim. Öyle deyince bana saldırıp bir tokat attı. Ben sustum dondum kaldım o arada Tuğba Şenay'ı tuttu. Sonra İlgi Gövsa ile sen beni aldınız. Sonrasında da dışarı çıkarken menejeri benim peşimden gelerek tartakladı.
N.Y: O an da kendine ne hisler içinde hakim oldun?
M.Ş: Bu anlatılmaz bir his ancak yaşadığın takdirde anlarsın. Sonra dedim ki misafir, hoş göreyim belki istemeyerek birine sinirlendi. Orada yırtındı, ağzıma alamayacağım küfürler ediyor, sonrasında emniyet müdürünü ve başka adamları aramış. Olay büyüsün istemedim. Defile finalinden sonra hiçbir mankenime teşekkür edemedim. Şenay'a hastaysa geçmiş olsun, bir doktora gözüksün diyorum. Ya da bunu bilerek mi yaptı. Tuğba Özay bana dedi ki 'Reklam kokuyor gibi, reklam olmasın bir tanem, sen dışarı çık.' O halimle finalde konuşmayı unuttum oysa ki bu bizim gecemizdi.
ŞENAY'A SORUYORUM
N.Y: Şenay Akay'a neleri soruyorsun?
M.Ş: O özel ağabeyleri nereden tanıyor ve çağırıyorsun? Selin Borokay'a diyor ki? Ben onun modacı olduğunu bilmiyordum. Bilseydin dövmeyecekmiydin?
N.Y: Reklama ma ihtiyacı var?
M.Ş: Onu mahkemeye veriyorum. Hem hakaret ve darp hem de defilenin sonuna çıkmadı diye. Şenay şunu bilsin ' O tokat kendisine atılmıştır.' Bir de ikaz edeyim onu 'önce kime tokat atacağını iyi bilsin.'. Ben doğduğum, büyüdüğüm topraklara vefa borcumu ödüyorum, ondan tokat değil bir teşekkür beklerdim. Özür beklemiyorum, çünkü genç yeni nesil onu örnek almasın. Kendini bitirmiş yazık. Bu tokat onun yanına kalmayacak, bir gün ona öyle bir tokat gelecek ki bu benden olmayacak. Onun hesabını Allah soracak. Gelip özür bile dilese kabul etmeyeceğim. İnşallah önüm açılırsa bir ton defile yapacağım. Bütün mankenlerin şartı da bu 'Şenay'ın olduğu organizasyon, defile, açılışta yoklar. Türkiye'de Şenay Akay ile çalışmak zorunda kalsam ben dağa gider çobanlık yaparım. Kendisi yıllardır bu işi yapıyor ama bence sizleri örnek almalı, biriniz suyumu getiriyorsunuz benim heyecanımı görüp, diğeriniz arıyorsunuz bir şeye ihtiyacın var mı diye. Ama o köşede oturuyor hizmet bekliyor. Kızları yanından kovuyor. Benim yerime başkası olsa onu döverdi.
N.Y: Yanındaki menejer saldırınca ne yaptın?
M.Ş: Valla onun ne olduğunu ben anlayamadım. O iğrenç bir şey. Şenay'ı da alevlendiren o zaaten.