Ünlü oyuncu Ahu Türkpençe sevişme sahnelerinde çıplaklığın dozunda olması gerektiğini belirterek "Meme ve popo satar ama işi de ucuzlaştırır. Zaten onları yeterince gördük!" dedi
Son olarak 'Kaybedenler Kulübü' filminde izlediğimiz güzel oyuncu Ahu Türkpençe; 46 dergisi için Pamuk Prenses oldu. Mehmet Turgut'un objektifine poz veren Türkpençe; çekim sonrası soruları da yanıtladı. İşte, 2001 yılında TRT'de yayınlanan bir çocuk programıyla kameralarla tanışan, ardından 'Bir İstanbul Masalı'yla şöhreti yakalayan güzel oyuncunun anlatıkları:
SÜREKLİ AZAR İŞİTİYORDUM
2001'de bir çocuk programı sunuyordum. Her programın sonunda da gönderilen mektupları, çocuklarla paylaşıyorduk. Saçma sapan bir şekilde çok eğleniyorduk. Ben birden 'Çav Bella' filan söylemeye başlıyordum. Hop jenerik giriyordu, beni yukarıdan çağırıyorlardı. Sürekli azar işitiyordum. Elalem de "Bakalım bu sefer ne yapacak?" diye izliyordu.
'Bir İstanbul Masalı'nda naif bir kızı canlandırdım. O kızı sevenler, benim de öyle olduğumu sandılar. Ama 'Bir İstanbul Masalı'yla gerçekten gurur duyuyorum. O kadar güzel bir işti ki; hâlâ insanlar anıyor, mutlu oluyorum.
Önceden oynadığım roller düşünülerek yazılmış işler hâlâ çok sık geliyor. Ben de kibarca "Ben buna çok yakın şeyler oynadım zaten, şu an derdim başka" diyorum. Aslında her oyuncunun derdi aynı; birbirinden farklı şeyler oynamak! En azından karakterin hikayesi ve duygusu başka olsun...
BENİM TERCİHİM DEĞİLDİ
'Kaybedenler Kulübü'ndeki' sevişme sahnelerimin sırtımı göstermekten ibaret olması, göğüs imasının bile olmaması benim tercihim değildi. Yönetmenimiz Tolga Örnek bu kadar çekmek istiyordu, bu kadar çekti. Kaan'ın diğer kızlarla yaşadığı seks sahnelerinden farklı, romantik bir sahne çekmek istedi.
Ben de Tolga Örnek gibi düşünüyorum. 'Meme, popo satar' gibi bir durum var ama işi de ucuzlaştırıyor. Çıplaklık dozunda olmalı. Nasıl kapalı ama yırtmaçlı bir elbise, kadını daha seksi gösteriyorsa, bu mantık filmler için de geçerli... Yeterince meme, popo gördük zaten!
Az buçuk bir yerden tanınınca, seni sebepsiz yere seven ya da sevmeyen insanlar oluyor. Ben her ikisine de inanmıyorum. Tek boyutlu bir silüeti seviyorlar çünkü. Sevenlere kendimi kaptırmayıp sevmeyenlere de takılmamaya çalışıyorum. Biraz mesafeli duruyorum.
KENDİME ÇOK KIZDIM!
Okan Bayülgen'in programında asgari ücreti yanlış söyleyince kendimi çok kötü hissettim... Aslında onun bir kabahati yok! Tiyatronun ne kadar emek gerektirdiğini ve tiyatro yapanların ne kadar az kazandığını vurgulamak için sordu soruyu! Nereden bilsin benim şapşallık yapacağımı! Ama ben sonrasında, o kadar düşündüğüm, bir de üzerine konuştuğum şeyi bilmediğimi görünce, kendime o kadar kızdım ki... Çünkü üç yıldır bilfiil bu işin içindeyiz. Sürekli "O kadarcık parayla nasıl geçinecekler?" diyoruz. Yoksa çok da umurumda değil kimin ne dediği. Benim derdim kendimi aklamak filan değil yani...
BİR DAHA NEREDE BIYIK TAKACAĞIM?
Dizilerde kadınlar için de, erkekler için de dörder tane rol var: Erkekler ya kurtarıcı, ya zengin, ya şiddet yanlısı ya da varoş... Kadınlar da ya çok femme fatale, ya çok masum ya da çok anaç... Dolayısıyla söz konusu dizi olunca, ne yazık ki bu şablonlardan çıkamıyorsun.
Seyirci; oyuncuyu televizyon işi üzerinden değerlendirmemeli. Diziler kendi içinde bir kısır döngü... Ben o yüzden sinema ve tiyatro yapıyorum.
HİÇ PİŞMAN DEĞİLİM!
'Keloğlan Kara Prens'e Karşı' filminde oynadığım için hiç pişman değilim... Ben o filmi; bir daha nerede bıyık takacağım da Keloğlan'ı oynayacağım?" diye düşünerek kabul etmiştim...
Ben her şeyi oynayabilirim. Limitini beğendiğim iş, benim şu an tiyatroda oynadığım iştir... ('Sondan Sonra' adlı oyundan bahsediyor.) Herhangi bir rolü farklı noktalara çekiştirmek ona ihanet olur. Karakter bu! Eğer yazıldığı gibi oynamak istemiyorsan, o zaman en baştan oynamayacaksın...
Sabah