Hüznün buğulu sesi Yasmin Levy, 'Muhteşem Şehir' olarak adlandırdığı İstanbul'da yeniden konser verecek.
1975 yılında Kudüs Bakka'da doğan Yasmin Levi, daha 6 yaşında piyano çalmayı öğrenmiş. 21 yaşında annesinin konserinde konuk sanatçı olarak sahne alan Yasmin'in dünyada da ses getiren müzik kariyeri böyle başlamış. Şimdi Ortadoğu'dan yükselen bu hüzünlü sesi tüm dünya çok seviyor. Şimdi bir kez daha İstanbul'a geliyor Yasmin Levy. 'Muhteşem Şehir' olarak adlandırdığı İstanbul'da barış şarkıları söyleyecek olan Yasmin Levy konserden önce Akşam Cumartesi'nin sorularını yanıtladı.
İbrahim Tatlıses ile düetiniz uzun süre konuşulmuştu. Türkiye'de düet yapmak isteyeceğiniz başka isimler de var mı?
Türk müziğini çok seviyorum, hatta bayılıyorum. Güçlü seslerden hoşlanıyorum, dolayısıyla Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Bülent Ersoy, Funda Arar gibi isimleri çok beğeniyorum. Daha önce birlikte çalışma fırsatı bulduğum Kubat da oldukça başarılı bir sanatçı. İsmini burada anmadan geçemeyeceğim bir diğer sanatçı ise şu an maalesef aramızda olmayan Zeki Müren. Onunla tanışmayı çok isterdim.
'Sevda' bizim Nükhet Duru'dan dinleyip hüzünlendiğimiz bir şarkı. Sezen Aksu'nun 'Firuze'si de öyle. Siz bu iki şarkıya da çok farklı bir yorum kattınız. Üstelik çok beğenildi. Aynı coğrafyada yaşayan toplumlar olarak ortak hüzünlerimizi yansıttığı için mi bu kadar hissederek okuyorsunuz?
Bu topraklarda mutlu insanlar da yaşıyor. Ama bence bahsettiğiniz her iki şarkı da, Türk insanının hüznünü yansıtıyor. Ve tabii ki ben de bu hüznü kendi içimde, ruhumda hissediyorum. Zaten Türk müziğini bu kadar sevmemin nedeni de bu sanırım, hüznü ortak olarak hissedebilmek...
"Filistin'den konser daveti gelse giderim" demişsiniz. Toplumlar arasında yeni bir dil oluşturmak için müzik ve müzisyen önemli bir rol oynayabilir mi sizin için?
Müziğin insanların iletişimini güçlendirdiğini düşünüyorum. Her zaman müziğin insanlar arasındaki en yaygın dil olduğuna inanmışımdır. Çünkü müzik çok saf ve temiz. İçinde kavgaya ve saygısızlığa yer yok. Tam aksine sevgi, sabır, açık yüreklilik ve alçak gönüllülükle dolu müzik... Ve bunlar da daha iyi bir iletişim için
hepimizin ihtiyacı olan kavramlar.
TÜRK DİNLEYİCİSİNE MİNNETTARIM
İlk konser teklifi geldiğinde neler hissettiniz?
Konser vermek için İstanbul'a ilk geldiğimde, seyircilerin bana gösterdiği sevgiden oldukça etkilenmiştim. Ayrıca karşımda oldukça kaliteli bir izleyici kitlesi bulunca da şaşırmıştım. Çok da kolay olmayan notaları benimle birlikte mırıldanıyorlardı. Herkes gerçekten müzik dinlemeye gelmişti. O günden beri de bu durum hiç değişmedi. Bazı çok bilinen Türkçe parçaları kendi tarzımla yorumladığımda, orijinalinden ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, seyirci hemen şarkıyı tanıyor ve eşlik etmeye başlıyor. Benim parçayı nasıl ve ne kadar değiştirdiğimi sorgulamıyor, yargılamıyorlar. Bunun için onlara minnettarım, çünkü bu bana kendim olma özgürlüğünü veriyor gerçekten.