Türkiye'nin önemli yapımcılarından biri şimdi Meclis'te. "Yatılı okul gibi..." dediği meclisten her hafta bir dizi senaryosuna yetecek kadar malzeme biriktirdiğine emin olduğum AKP milletvekili Osman Yağmurdereli'yle sabahın 10.00'unda buluştuk. Eşi Esin Hanım'ın hazırladığı envai çeşit peynir, zeytin ve reçelle dolu kahvaltı muhteşemdi. Öyle ki masadaki sohbet öğlene kadar uzadı. Asıl konudan saparak politikadan uçak korkusuna, Karadenizli ressamlardan televizyon yayıncılığına, kanserden alternatif tıbba kadar her şeyden bahsettik. 'Her Şeye Rağmen İkimiz' röportaj dizisinin bu haftaki çifti, Esin ve Osman Yağmurdereli. Semra Özal'ın çöpçatanlığıyla başlayan aşkları 21. yılını doldurmuş. Evlendikleri gün "İstersen işi bırak," diyen kocasına "İşimi bırakmam, istersen sen beni boşa," diye cevap veren Esin Yağmurdereli, dönemin bakanlarından Veysel Atasoy'un kız kardeşi. Banka müdürü Esin Hanım işini hiç bırakmamış ama kocasının pek çok isteğine boyun eğmek zorunda kalmış. Evlendiği günden bu yana bir kez olsun mayosunu giyip denize girmemiş mesela. Kadın kadına bir akşam yemeğine gidememiş, hiç dekolte elbise satın alamamış... Ama tüm bunları öfkeyle değil, mutlulukla anlatıyor bana. Mutluluğunu kocasının mutluluğu üzerine kuran bir kadın olmaktan da son derece memnun görünüyor. "Osman zor adamdır, huysuzlukları vardır ama evde sevimli bir çocuk olur. Benim hiç büyütemediğim çocuğum," diyor...
- 21 yıllık beraberliğinizde beklentileriniz karşılandı mı?
- Osman Yağmurdereli: Ben fazla bir şey istemem. Ne dersem o olsun, sadece bunu isterim (gülüyor).
- Esin Yağmurdereli: Kova burcudur kendileri. Ben de Oğlak'ım. Lider vasıflıdır Oğlak. İsterim ki, benim dediğim olsun. Her zaman için dizginler erkeğin elinde gibi gözükür ama en nihayetinde kadınların dediği olur (gülüyor).
- O.Y: İstediklerim olmazsa, mutsuz olurum. Suratım asılır, neşem kaçar.
- Bugüne kadar hep istedikleriniz oldu mu Osman Bey?
- O.Y: Hep oldu. Olmasa, birliktelik sürmez. İki taraftan birinin fedakâr olması lazım. Bizim evde fedakâr Esin'dir. Benim mutlu olmam, etrafımdaki insanların da mutlu olması anlamına gelir. Kendi yaptığım programın, kendi yaptığım düzenin en doğrusu olduğuna inanırım. Kendi sağlığım konusunda hatalar yapmış olabilirim ama aileme zarar verecek hiçbir hata yapmadım. Kendimi hor kullanmanın faturasını çok ağır ödedim, hâlâ da ödüyorum.
- Ben sizi iyi gördüm... -
O.Y: Üç ay yaşar, altı ay yaşar denen bir hayatın arkasından, yaklaşık 19 aydır hiçbir şikâyetim olmadığına göre, çok iyiyim. Çok insandan dua aldım. Bir arkadaşım geçen gün güzel bir şey söyledi. Çağatay Kılıç, "Bir maç yaptınız. Maçta gol oldu, ama hakem golü saymadı," dedi. Hayata yeniden doğmuş, yeniden bağlanmış gibi davranıyorum. Sigarayı hastaneye yattığım gün bıraktım! Günde bir buçuk paket sigara içiyordum, üç puro içiyordum ve bazen de haftada bir gün nargileciye gidiyordum.
- E.Y: Bir gece çok kızdığımı hatırlıyorum, şu merdivenlerde. "Kendini çok hor kullanıyorsun, yapma Osman," diye bağırdım... Bazen insan yaşının ilerlediğinin farkına varmıyor. Çok hor kullanıyordu kendini. Osman benim her şeyim. Çocuk yok bizde, o benim çouğum, her şeyim.
DOKTORLA VALS
- O.Y: Hastalığımı bir gece yarısı öğrendim. Çok sevdiğim doktor arkadaşım ağlayarak odama girdi, "Yarın dosyanı al, Amerika'ya git," dedi. Dans dersleri alırdı, Mefkure Hanım. Baktım ağlıyor, "Sen en son ne dansı öğrendin?" dedim. Vals öğrenmiş. Onunla vals yaptım, daha beter ağlamaya başladı. Odamın ışıklarını söndürdüm, İstanbul ışıl ışıl. Gece 02.00'de Esin'i aradım, annemi aradım, ablamı, abimi aradım, onları o saatte yanıma topladım. Önemli bir problemimiz olduğunu, bu problemi yenebilmek için de iyi bir takım olmamız gerektiğini söyledim. Esin bitkisel tedaviye çok inanır. O, işin alternatif tıp tarafını yürüttü, ablam tıp tarafını üstlendi. Onkoloğum, inanırsam halledebileceğimi söyledi. Münci Abi'nin (Kalaycıoğlu) çok desteği oldu. Sualp Bey (Tansan) çok uğraştı, tedaviler iyi sonuç verdi. Şu an vücudumda 2 cm'lik bir tümör var, diğerleri kaybolmuş vaziyette. Moralimi iyi tuttuğum sürece, neşeli olduğum sürece, hizmet edebildiğim sürece, iyileşeceğim. Bu hastalığı düşününce mutsuz oluyorum. Onu düşünmeden yaşamak istiyorum. O 20 ayı hayatımda yaşanmamış kabul ediyorum. Hastalığımı, yaşanması gereken bir mücadele diye düşündüm. Mutluluk huzurla doğru orantılı benim için. Hayatım boyunca 'çok mutluyum' dediğim anlar çok az oldu. İşim iyi gidiyorsa, mutluyumdur. İşin iyi gitmesiyle para kazanmayı illa birbirine bağlamamak lazım. Para kazanmayabilirsiniz ama işiniz iyi gider. Başarı, huzur, bana mutluluk getirir. Bir de sevildiğimi hissetmek... İnsanların beni sevip sevmediğini bakışlardan anlarım.
- E.Y: İki arkadaşımız Ukrayna'dan, bir üzüm kökünden yapılan bir şurup gönderdiler. Hâlâ onu kullanıyor. Bu şurup, Ukrayna'da soğuk iklimde yetişen üzümün çekirdeğinin suyu. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Şekeri normal seviyede tutuyor. Hayatında hiç sebze yememiş Osman. Şimdi biraz biraz yiyor. Yediği sebze de sadece ıspanaktır. Salata yemez, söğüş yer. Osman eskiden balık da yemezdi. Evde pişen yemek kokusuna tahammülü yoktur. Soğan, sarımsak kokusundan nefret eder.
- O.Y: Ankara'da Gaziosmanpaşa'da bir ev tuttum. Çok sempatik, sıcak bir ev. Akşamları apartmana giriyorum, bir yemek kokusu... Bir türlü içeri giremiyorum. Yemek kokusu olan bir evi sevmem.
- Osman Bey Ankara'da, siz İstanbul'dasınız. Her gün mutlaka konuşur musunuz?
- E.Y: Çok fazla değil.
- O.Y: Hadi canım, söylesene beni günde kaç kez aradığını? (gülüyor)
- E.Y: Günde beş-altı kez arıyorum. İlaçlarını hazırlıyorum ayrı ayrı kutulara koyuyorum, yardımcısı İlkay Bey'i arayıp ilaçlarını ihmal etmemesini söylüyorum. İlaçlarını alıp almadığını ben takip ediyorum.
- O.Y: Günde 15 ayrı ilaç yutuyorum. Esin bana çok düşkündür. Korumacı hali onu bazen agresif yapabiliyor.
- E.Y: Ömrümden ömür veririm Osman'a.
- O.Y: 22 senelik evlilikte karşındaki bir süre sonra hayat arkadaşın oluyor. Okulda hayatını kurtaran arkadaş vardır ya, kopya verir sana. Esin ölünceye kadar benim hayat arkadaşım. Ben çok isterdim ki eşimin saçını sadece ben göreyim. Yeni evleniyorum, 25 yaşımdayım, kız da 20 yaşında. Karımın türbanlı olmasını tercih ederdim. Bütün kalbimle. Bugünkü eşimin 50 yaşında kapanmasını kastetmiyorum. Yeni evlendiğimizde, saçının telini yalnız benim göreceğim bir eşim olsun isterdim. Bana özel olması açısından! Akşam evine geliyorsun, karının saçını yalnız sen görüyorsun.
- E.Y: Yok artık, Osman! Osman Yağmurdereli:Esin'in hiçbir zaman bacağının görünmesini istemem.
Yemek pişen ev kokusunu hiç sevmem.
İki gün yüzümü assam, Esin bir hafta kendine gelemez. Bizim evde fedakâr olan Esin'dir.
Kendimi hor kullanmanın hatasını ağır ödedim, hâlâ ödüyorum.
21 sene Esin'in bilmediği hiçbir yere gitmedim.
Bütün mal varlığım Esin'in üzerinedir. Benden sonra hayatında bir garantisi olsun isterim. Esin Yağmurdereli:Osman'ın baskıları vardır. 21 senedir bir kez mayomu giyip denize girememişimdir.
Mutluluğumu, Osman'ın mutluluğu üzerine kurdum...
Osman çok zor adamdır. Onu herkes idare edemez. Huysuzlukları vardır.
Tek başıma, kız arkadaşlarımla bir akşam yemeğine gidememişimdir bunca sene.
Osman evde sevimli bir çocuk oluyor. Büyütemediğim bir çocuk...
Dizisinin oynadığı gece Osman sabaha kadar uyuyamaz. Sabah hemen reytinglere bakar. Politika sağlığıma iyi geliyorOsman Yağmurdereli: Evde bir miktar para durur. Gece yarısı birinin nakit paraya ihtiyacı olabilir. Biri hastaneye gidebilir, ölebilir, setlerde ihtiyaç olabilir. Bu para onun içindir. Telefonum 24 saat açıktır, nöbetçi yapımcı gibi... Seçmenler de bunu biliyor, arıyorlar. Bazen gece yarısı 02.00'de, 03.00'te bile arayan oluyor. Arayıp, "Cidden sen misin?" diye soruyorlar. Boş yaşamayı sevmiyorum. Milletvekilliği bana ayrı bir güç eriyor, politika sağlığıma iyi geliyor. Osman için dua ederken ağlamaya başlıyorum- Osman Yağmurdereli'nin hastalığını öğrendiğiniz zaman ilk ne düşündünüz?
- E.Y: Hiç kabul etmedim, küçük bir şok geçirdim aslında. Hep şunu söylemişim. 'Benim kocam çok uzun yaşayacak, yaşayacak, yaşayacak...' Osman için dua ederken ağlamaya başlıyorum. Üç aydır gözyaşı tedavisi görüyorum. Kabullenemediğim bir şeyler var. Abim hastane mikrobundan pat diye gidiverdi, kaderin önüne geçilmiyor. Ama ben kendi kendime meditasyon öğrendim, kuantum, çekim enerjisi üzerine kitaplar okudum. Her şeyin daha iyi olacağına, önceki halinden daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Yeme düzenimize de artık daha dikkat ediyoruz.
- Politika stresli, yorucu bir iş değil mi? Özellikler de zor bir hastalıkla baş ederken?
- O.Y: Politika moralimi çok düzeltti. Bana iyi geldi. Herkes böyle bir şeyi hayal ederken sayın başbakanın beni arayıp "Osman seninle politika yapmak istiyoruz, beraber çalışır mıyız?" demesi beni çok sevindirdi. "Memnuniyetle sayın başbakanım," dedim, o benim hayatımda yeni bir sayfa açtı.
- E.Y: Anneler Günü'nde geldi teklif.
- Daha önce Anavatan Partisi için çok çalışmıştınız. Turgut Özal'a yakındınız. Ak Parti'den içiniz rahat olarak mı aday oldunuz?
- O.Y: Aday olmasaydım da oyumu Ak Parti'ye verecektim. Demokratikleşmeye çok inanmasını, icraatlarını, insana önem vermesini beğeniyordum. Rahmetli Turgut Özal'a, ANAP'a çok hizmet ettim. Ondan çok şey öğrendim.
- Özal'dan en çok ne öğrendiniz?
- O.Y: Bir insanla konuşurken, onu ikna edeceğiniz zaman mutlaka dokunmak gerektiğini öğrendim. Kızdığı zaman da öyle yapardı. Türk halkını çok iyi tanıyan bir liderdi.
- Turgut Özal'la Recep Tayyip Erdoğan'ı yakından tanıyan biri olarak onlar için ne söylersiniz?
- O.Y: Demokratik olmaları açısından, halkı her şeyin üstünde tutmaları açısından her ikisinin de hayat prensibi; halka hizmet, Hak'ka hizmettir. İkisi de çok karizmatik, halka en yakın iki insan.
- Osman Yağmurdereli'nin milletvekili olması evliliğinizde neyi değiştirdi?
- E.Y: Eskiden evle yazlığımız arasında mekik dokurdum. Şimdi Ankara'yla İstanbul arasında gidip geliyorum. Osman çok yoruluyor ama mutlu.
- O.Y: Biraz 'Deli Osman'ım. İlerde bu huyumu belki bırakmam lazım ama milletvekili olsam da bundan vazgeçemem. Bir ay sonra 55 yaşıma gireceğim. Türker (İnanoğlu) Abi'den sonra en eski ve en yaşlı durumdaki yapımcıyım. Bu hastalığımda sinirlenmemeyi, üzülmemeyi öğrendim. Eğer biri gün içinde beni geriyorsa, stres yaratıyorsa, onunla görüşmemeyi öğrendim. Kaçıyorum.
- E.Y: Osman Trabzonlu. Tipik bir Karadeniz erkeği. Osman'ın öfkesi Karadeniz'in dalgaları gibidir, bir anda patlar, sonra söner. Mesela bir gazetede Osman'la ilgili sevmeyeceği bir şey olursa, ondan saklarım. Üzülmesini istemiyorum. İş aşkı baskın çıktı- O.Y: Gece çalışıyorum, şarkıcılık yapıyorum, sabaha karşı 04.00'te eve geliyorum. Esin 06.00'da kalkıp işe gidiyor. İş Bankası'nda çalışıyor. Esin'in bir ayda aldığını ben bir günde, yarım yövmiyede alıyordum. "İşini bırak," dedim, "İstersen beni boşa, işimi bırakmam," dedi.
- E.Y: Bir gün bir baktım, Osman genel müdürümle aynı uçaktaymış, benim için altı ay ücretsiz izin almış! Evde sıkıldım. Osman evden çıkar çıkmaz işe gidiyordum. Ücretsiz iznimde de çalıştım. Kendi cenazemi gördüm Meclis'in tek sanatçı milletvekili sizsiniz sanırım... Sanatçı gözüyle Meclis nasıl bir yer?
- O.Y: Bu kadar mutlu olacağımı tahmin etmiyordum. Hani 10 gün ara verip görüşmelere yeniden başlıyoruz ya, sanki yatılı okuldaki arkadaşlardan ayrılmışsınız, tekrar buluşuyormuşsunuz gibi oluyor. Güzel günler geçiriyorum. Buradaki işlerim olmasa, belki Ankara'dan hiç dönmeyeceğim. Ankara'da daha önce 21 sene yaşadım, güzel şehirdir.
- Hayalinizde neyi gerçekleştirmek var, niye milletvekili oldunuz?
- O.Y: Yapabilirsem, telif haklarındaki problemlerin artık giderilmesi gerekiyor. Yıllarca korsan CD'yle mücadele ettik. Onda bir azalma var ama yerini MP3'ler aldığı için korsana da lüzum kalmadı. Buna da çözüm bulmak gerek. Televizyondaki yayınlarda problem var, onları çözmek lazım. Bazı dizilerin yayına girmesiyle kalkması bir oluyor. İnsanlar hiç seyretmemiş oluyorlar. Rametli Fahrettin Aslan bana derdi ki "Bir masa bile olsa gazino açılmalıdır..." "Gelen bir masanın ne suçu var, seni dinlemeye gelmiş ona servis yapmamız lazım," derdi. Diziler de böyle. İzleyiciye bir garanti vermek gerek. Diziler azalacak bir kere. Türkiye'de 70 dizi çekliyor, 70 tane görüntü yönetmeni yok, 70 tane başrol oyuncusu yok. İşin kalitesi de düşüyor. Bunu düzenlememiz lazım.
- Almanya'da bir milletvekili "Evlilikler yedi yılla sınırlandırılsın," dedi. Ne dersiniz?
- O.Y: Doğrudur. Türkiye'de bunu ilk kez Hülya Avşar söyledi, herkes karşı çıktı. Bundaki doğruluk payı şudur: Hiçbir anlaşma yoktur ki süresiz olsun. Beş sene, altı sene, yedi sene bir deneme olsun. O süre sonunda hakime gidilsin, "Biz mutluyuz," densin, evlilik 10 sene daha uzasın. O zaman bak eşler birbirlerine ne kadar iyi davranıyorlar. Eğer hakime gitmiyorsanız, "Biz mutluyuz," demektir, otomatikman beş sene daha uzar. Flörtler niye uzun sürüyor da evlilikler kısa sürüyor? İnsanlar nikahı basıp imzayı atınca, "Bu benim malım oldu artık," diye çok rahatlıyorlar. Oysa mühim olan karı-kocanın sevgili gibi birbirlerine iyi, zarif, anlayışlı davranmalarıdır. Bu yaştan sonra hiçbir zaman Esin'den boşanmayı düşünmem. Yeni bir kadın hayal bile etmem. Ama bu demek değil ki, benim istemediğim şeyler olacaksa, mutsuz olacaksam, hayatım boyunca devam eder. Benim için hayattaki en önemli şey, eşimin, çalışanlarımın benim çizdiğim program üzerinde yürümesi, muvaffak olmasıdır. Hafif bir sapma olursa bu beni sarsar.
- E.Y: Evliliklerin uzun sürmesinden yanayım. Günümüzde erkekler her şeye çok çabuk ulaşıyor, kadının kıymetini bilmiyorlar. Kadın da buna tahammül edemiyor. Ekonomik özgürlüğü olduğu için kocasını bırakıyor. Eskiden anneler çocuklarının hatrına evliliklerini yürütürlerdi. Şimdi öyle değil. Bir insanı tanımak, ona alışmak çok zaman alıyor.
- Evliliğinizde ne olursa sizi üzer?
- O.Y: Evlilikte beni üzecek bir şey olmaz, çünkü yapmaz. Eşime hep güvenirim. Dışardaki hayatta nankörlük, arkadan konuşmalar, iftiralar beni çok üzer. Yalancılara çok kızarım.
- E.Y: İşiyle ilgili bazı şeyleri bana anlatmasını isterdim mesela. Bana danışmaz. İşiyle ilgili üzüntüsünü de yansıtmaz.
- Korumalarınızla dolaşıyorsunuz, Düşmanlarınız mı var ?
- O.Y: Düşmanlarım yok ama sevmeyenim mutlaka vardır. Böyle bir hayat içinde, milyonları tanıyıp da sevmeyeninizi beş kişiyle sınırlandırabiliyorsanız, büyük başarı. Çok sevildiğimi seçim döneminde ve hastalığımda anladım. Cemaatler, hastalandığım zaman camilerde hutbeler okuttu. Bu beni çok mutlu etti, moral verdi. Şimdi daha çok, hayatımı huzur içinde yaşamalıyım diye düşünüyorum. Bu hastalıkta kendi cenazemi gördüm. Çok kalabalıktı, ağlayanlarım çoktu. Teşvikiye Camii'nde binlerce insanın ağladığını, bazı insanların "Ben onsuz ne yapacağım şimdi," dediğini gördüm.
- Rüyanızda mı gördünüz?
- O.Y: Hayır, hissettiğimi görüyorum ben.
- Nasıl yani?
- O.Y: Bunun için altıncı hisse de gerek yok. Bunları gördüm.
- E.Y: O görür, hisseder. Hastalığını bile hissetti. "Kalp hastası olmam," dedi... Güzel bir şey olacağını hissediyorum dediği an hiç alakasız harika bir şey olabiliyor. Birinden bahsederken bir bakarsınız, o kişi içeri giriverir. Uçak korkusuna başbakan telkini- O.Y: Dünyanın her tarafını uçakla gezdim, uçaktan korkmuyordum. Bir Londra seyahatimizde muazzam bir tehlike atlattık, çok korktum. Ondan sonra beş sene uçağa binmedim. Milletvekili olunca, uçağa dönmem gerektiğine, aramızda bir sevgi bağı olmasına karar verdim. Artık her Ankara'ya gidişimde uçağa biniyorum. Ama Isparta'ya düşen uçaktan sonra yine korku geldi. Ama geçen akşam İstanbul'a sayın başbakanla geliyorduk. Başbakan bana yolda uçağın en güvenli araç olduğunu, kaderin önüne geçilemeyeceğini anlattı, dertleştik. Bu akşam da İzmir'e gidiyorum. Su yolu yaptım artık uçağı. Kendi kendimi sakinleştiriyorum. Kendime inanırım, çok güvenirim.