KOT pantolonla namaz kılınır mı?

MİLLİ GAZETE'den tam da Beyaz Hocalık bir tartışma..

KOT pantolonla namaz kılınır mı?

Ramazan ayı aynı zamanda bir tebliğ ayıdır: Kur"an"ı tebliğ ayı. İnsanlara ayrıca gitmeniz gerekmez; çünkü Kur"an, Ramazan"la beraber geldiği için gittiği yerlere de onunla birlikte gider. Gazete sayfasında da görürsünüz onu bir âyet veya sure veya bir tefsir veya meal olarak televizyon ekranında da. Ama Ramazan"ın gerçek mübelliği kendisidir. Oruç tebliği eder size, teravih tebliğ eder. Fıtır sadakası, zekat, sadaka ve ikram olarak da gelir bu tebliğ. Kırmadan, dökmeden, gücenmeden, gücendirmeden yapılan olağan bir tebliğdir onunki. Kabul etmediler davetimi diye kızmaz, çünkü sabırdır Ramazan"ın diğer adı. Bu gelişte olmadı mı gelecek gelişe bırakır. Tabi sizin ömrünüz olursa görürsünüz bu tebliği.

Bizim gibi incinici ve incitici değildir Ramazan"ın tebliği. Ben tebliğ edeyim derken hem incindim hem incittim. Bakın nasıl oldu:

Yıl 1984. Fakülte ikinci sınıftayız. İdealist gençler olarak birbirimizi kollamakla sorumlu hissediyoruz kendimizi. Birinci yılın bir kazanımı olarak birbirimizi iyi tanıyoruz. Aramızda görev dağılımı yapıyoruz. Sınıfta ve fakültede; aslında iyi, istikameti doğrultabilecek bir kişi olmasına rağmen savruk yaşayan arkadaşların serkeşlik yapmalarına izin vermeyeceğiz. Bana, adı diyelim E. olsun o arkadaşın, savrukluğunu fark etmiş içimizden biri.

Bana E ile ilgilen, bir ilişki geliştir bakalım onunla, dediler.

Vazifesini almış biri olarak o arkadaşı kolluyorum artık. Bir gün bir öğle veya ikindi namazında fakülte mescidinde rastladım E"ye. O benim ön safımda idi namazı o kıldırmış da olabilir- Benden bir saf önde olduğu için ayağındaki kot pantolonun arka topuğa gelen kısmının lif lif olduğunu ve yerde süründüğü için biraz da kirlendiğini.

Namazdan çıktık, birbirimizi tebrik ettik. Evet, ne güzeldir İslam! Müslümanlar ibadetten sonra birbirlerini tebrik ederler; çünkü bu bir sevinçtir, gönençtir ve o ibadetin kabulü için dua ederler birbirlerine.

Ben konuşma mevzuunu bulmuştum kendime göre: Kot pantolon giymek. Hangi cümlelerle söylediğimi hatırlamıyorum; ama namazına zarar gelmiş olabilir, paçaların kirli, pantolonun yerlere sürülmüş demedim de işte namaz kılan veya kıldırmak zorunda kalan bir insanın kot giymesinin yakışık almayacağını, İmam-Hatip mezunu olduğunu bildiğim için E"nin, böyle bir kimlik taşıyan insanın daha ağır olması gerektiğini filan söyledim. Öyle hatırlıyorum yani.

Arkadaşım adı E olsun diyelim o sanal kişinin beni gayet saygıyla dinledi.

İtiraz ettiğini hatırlamıyorum. Demek ki hak vermiş bana.

Ben bu konuşmadan sonra Allah biliyor ki- arkadaş kot pantolonu çıkardı mı yoksa giymeye devam mı etti, hiç fark etmedim, böyle bir şeyin takipçisi olmadım. Çünkü benim amacım bir ilişki geliştirmekti o kadar.

Benim bu sözümden sonra E kot pantolonu çıkarmış meğer. Bunda bir başarı varsa onu kendime değil o günkü samimi duygularıma bağlıyorum. Sözümün tesiri oldu ise, bu tesiri yaratan Allah"tır ve ben sadece O"na şükrederim ve mükafatı ondan beklerim. Yoksa çok iyi bir Müslüman olduğum iddiasında değilim.

O yıl geçmiş olmalı. Yani 1985 yılındayız. İkinci yarı yıl olabilir. Benim E ile ilgilenmemi isteyen arkadaş Kıbrıs"tan getirilen kot pantolonlardan bahsetti bana.

Biz öğrencilerin alabileceği bir fiyattan olsa gerekti pantolon. Ben kottan iyi anlarım Kâmil, dedi bana. Alalım birer tane. Ben de o yıla kadar ayağıma kot pantolon geçirmiş adam değilim. Galiba paramız da vardı, birer tane kot pantolon aldık A. ile. O günlerde kotu hemen giymiş ve fakülteye gitmiş olmalıyım.

Böyle bir günde beni kot giymiş olarak görmez mi E?

Ondan sonra hemen her görüşmemizde -yani fakülteyi bitirinceye kadar- E ile benim aramda ilk konu bu kot meselesi oldu. Ben başkasına kot konusunda öğüt verir de kendim nasıl giyerim onu? Haklı tabii. Ama onun bilmediği bir şey vardı: kot pantolon giymeyi mesele olarak görmemin sebebi öncelikle giydiği pantolonun yerde sürünmesi ve namazına zarar verebileceği endişesi idi ve en önemlisi benim onunla bir arkadaşlığa giriş vesilesi aramam idi.

Bugün anlıyorum ki başka bir vesile bulmalıymışım. Ya da onun üzerinde sözlerimin ne kadar tesirli olduğunu takip etmeliymişim ve tesirli olduğunu, kot pantolonu çıkardığını görünce kot giymemeliymişim. Bunlar benim hatam ve kabul ediyorum hatamı. Ancak ondan sonra kafama dank etti.

O günden sonra nice insan gördüm camide. Hâlâ da rastlarım, kot giymiş ve üstelik pantolonu E"nin pantolonundan daha yıpranmış ve yere değmiş örneklere. Hatta namazı yanlış kılana bile. Fakat ben ağzımı açıp da namazına zarar verebilir, bak paçaların kirlenmiş diyemem. Benim şimdi de bir kot pantolonum var ama ben içim rahat olarak giymiyorum onu. Çok zorda kaldığım zamanlarda geçiriyorum ayağıma.

Aradan yirmi yıl geçti bu olayın üzerinden. Geçen kışın o arkadaşla bizim evde bir araya geldik. Söz döndü dolaştı ve benim kot meselesine geldi. Arkadaşın içine o kadar oturmuş ki hakaret denilebilecek bir sözü telaffuz edemeden yapamadı. Öfkesi soğumamıştı demek.

Bundan dolayı diyorum ki, siz benim düştüğüm hataya düşmeyin. Tebliğ ediyorsanız o konuda kendisine söz söylediğiniz kişiden daha titiz olun, Ramazan gibi tebliğ edin yani. İncitmeden ve incinmeden...

Yoksa sözünüz bir gün size, yıllar geçse de aradan, hakaret olarak geri dönebilir.

Kamil Yeşil / MİLLİ GAZETE