Sinirli değilim hey heyli bir üslubum var

Nuray Mert kendi hakkında samimi açıklamalarda bulundu..

Sinirli değilim hey heyli bir üslubum var

Üslubuyla dikkatleri üzerine çeken İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve köşe yazarı Nuray Mert, ilk kez bir röportajda hakkındaki kişisel sorulara da yanıt verdi. Mert'in röportaj sırasında verdiğifotoğraf da gözlerden kaçmadı. Nuray Mert uzun bir aradan sonra ilk kez böyle bir poz verdi..

İşte Akşam gazetesinden Gülay Altan'a konuşan Mert'ten, Radikal'deki yazılarının bitme nedeninden ekrandaki sinirli görüntüsüne içten bir söyleşi...

(...)

Siz birkaç yıl önce iktidar yandaşı olmakla sonra da Ergenekonculukla yaftalandınız...

28 Şubat döneminde de laik kesim tarafından İslamcı diye, başörtücü diye yaftalanmışlığım vardır. Kendimi kurban olarak görmüyorum. Bu insanlar, kendi sığ bakışlarının kurbanı. Zaten benim kim olduğum bir tarafa, bu yakıştırmaları ciddiye alsak, bundan bir ruh hastası tablosu çıkar. Yani bir insan bir dönem İslamcı, sonra Ergenekoncu, sonra birden bire şucu, sonra birden bire bucu olamaz. Mantıklı değil. İnsanın asker güçlüyken askerci, İslamcılar güçlüyken İslamcı olması belki biraz anlaşılabilir ama asker güçlüyken İslamcı, asker güçsüzken askerci olması için gerçekten ruh halinin bozuk olması lazım. Ya bu ithamlarda bulunanlarda akıl, izan yok; ya da gerçekten de böyle bir ruh hastası tablosu var. Bunu da beni okuyanların, dinleyenlerin takdirine bırakıyorum.

Artık Radikal'de yazmayacaksınız. Nedeni gazetenin Referans'la birleşip başına da Eyüp Can'ın gelmesi mi?

Beni köşe yazarı yapan, arkadaşım İsmet Berkan'dır. Bana köşe yazmayı ilk teklif ettiğinde nedense çok tereddüt geçirdim, o da çok ısrarcı oldu. Yazmaya başladığımın birinci ayında tereddütlerime pişman oldum ve son derece de memnun kaldım. Eyüp Can, çok eskiden tanıdığım arkadaşım, ayrılmamın onun şahsıyla ilgisi yok. Madem İsmet ayrıldı, ben de daha farklı plan yapabilirim diye düşündüm. Bir de yeni gazetenin nasıl olacağı hakkında fikrimiz yok. Kendimi o kadar da akıntıya bırakmak istemedim. İsmet gidince, yeni yönetimle sorun var gibi algılanmasın diye hızlıca karar verip, ayrıldım. 10 senedir tatil yapmamıştım. Kamuoyuna fikir beyan etmek büyük bir imkan, bu imkanı niye geri tepeyim diye çok acil durumlar dışında yazılarıma hiç ara vermemiştim. Bu vesileyle şimdi bir tatil yapmak istiyorum.

Hürriyet'teki yazılarınız sürüyor. Ertuğrul Özkök'ün gitmesi ve Enis Berberoğlu'nun gelişiyle ortaya çıkan yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim gibi yazarlar, gazetenin iç işleyişiyle ilgilenmez. Okur gibi değerlendirirsem, hiç kuşku yok ki benim yazımın kendisini bulduğu yer Radikal gibi bir gazetedir. Yönetimde kim olursa olsun bu böyle ama o format devam etmiyor... Ertuğrul Bey ile Enis Bey arasında mutlaka farklılıklar var ama bu bizim gibi yazarların bileceği bir şey değil. Yine okur olarak değerlendirirsem bunu Ertuğrul Bey'in yüzüne de söyledim; sit-com gazeteciliği benim anlayışıma çok uygun değil. Galiba Enis'in yaklaşımına biraz daha uyuyor benim bakışım.

Sit-com tarzı yazıları okumaz mısınız? Mesela, Ayşe Arman, Ahmet Hakan ya da Kanat Atkaya gibi isimleri...

Aslında tek tek değerlendirme yapmam ama kısaca söyleyeyim; Kanat'ı çok beğeniyorum, mizahi bir üslubu var. Ahmet'in bazı yazılarını severim, zekanın çok öne çıktığı yazıları vardır. Oraya gittim, buraya gittim yazılarını ben sevmem ama okuyucu çok seviyor belli ki. Ayşe Arman tarzını da beğenmem; bunu açıkça söylemem mahsur teşkil eder ama bana da söylense alınmam. Mahremiyetin bu kadar tüketim malzemesi haline getirilmesini yadırgıyorum. Bunu şahıstan bağımsız bir eleştiri olarak söylüyorum, yani sadece Ayşe Arman'dan ibaret değil, bir tarzın adı oldu.

SİNİRLİ DEĞİLİM HEY HEYLİ BİR ÜSLUBUM VAR

Televizyonda göründüğünüz kadar sinirli misiniz?

Ben siyaseti ciddiye alan birisiyim. 24 saat siyaset düşünüyorum, çocukluğumdan beri bu böyle. O manada duygularım ön plana çıkar, yanlış bulduğum şeye tepki veririm ama zannedildiği gibi öfke kontrolü olmayan biri değilim. Hey heyli bir üslubum var ama ona kavga dememek lazım. Benimki ateşli tartışmadır en fazla ve asla kontrolümü kaybetmem. İnşallah, Allah beni bu sözümden utandırmaz. Tartışırken son derece ince eleyip sık dokurum; söylemek istemediğim şeyi kimse bana söyletemez. Kızarsanız, hiç söylemek istemediğiniz bir şey ağzınızdan çıkar, çok zor duruma düşersiniz. O yüzden televizyon işi hele kavgacı bir insanın yapabileceği şey değildir. Gerçekten kavgacı bir insan olsam bunu yapamam. Söylemek istediğim şeyi, şiddetle vurgulayarak söylemekten çekinmem. Sizde benim sinirli olduğum etkisini yaratan şey budur. Yani, karşımdaki kırılmasın yapamam.

Hakkında yazılanlar biraz abartılıyor öyleyse...

Kavgacı, çıldırdı, bayıldı falan yazıyorlar; televizyonda çıldıran bir insanın reality şovlar dışında bir şansı olmaz. Bu arkadaşların bunu bilmesi gerekir. Yani tabii bazı insanlar size laf yetiştiremeyince, bu tür yöntemlere başvurur, ciddiye almam.

Üç ayrı Nuray Mert görüyorum, televizyondaki elektrikli tartışmacı, yazılarında didaktik ve okulda öğrencileriyle ilgilenen müşfik bir eğitimci. Hangisisiniz?

Kendiyle barışık bir insanım. Siyasetle ilgili bir konu olduğunda ciddiye alırım, çünkü o çok ciddi bir konudur. İnsanların kaderiyle ilgilidir. Bazı insanlarsa kendilerini çok ciddiye alıp konuştukları konuyu ciddiye almıyorlar. Televizyonda boy gösteriyorlar ama bunun bir karşılığı yok. Ben konuştuğum konuyu çok ciddiye alıyorum, o konuşulduğu sürece çok ters, ciddi, vurgulu, kendinden geçerek tartışıyorum ama onun dışında kendini o kadar ciddiye alan bir insan değilim. En çok bundan dolayı şükrederim. Bakın bu kadar dedikodulu, kavgalı bir alanda, üstelik bu kadar dikkat çeken bir insan olarak böyle bir meziyetiniz olmasa sinir hastası olursunuz.

Yazılarınızda fazla polemikçi bir üslubunuz yok ama...

Hiç yapmam demiyorum, gerekiyorsa yapıyoruz. İnsanın enerjisinin de bir sınırı var; yapacak bir sürü işim var. O köşe yazısı, bu yazar ne demiş gibi şeyler benim enerjimi, zamanımı alır. Üstelik ben 50 yaşındayım, bunlardan özellikle de uzak kalırım. O kadar ciddiye alsam cildim kırışır (gülüyor).

Hemen her kanalda görmeye alıştığımız belli yorumcular var, takip ediyor musunuz?

İzleyici olarak bundan çok mustaribim. Niye bir takım insanların, sürekli her konuda görüşlerini dinleyelim? Buna ben de dahilim. O yüzden, köşemi yazarken aklıma eseni yazmam. 'Madrid'de yürüyordum gözüme şu takıldı' ya da 'bana göre demokrasi' diye başlamamaya dikkat ederim. Ancak özellikle yazan, çizen insanlar kendini çok önemser. Bizler gibi çok çıkmış insanları, yeniden yeniden çıkarmak doğru değil.

24 saat siyaset düşünen, yazı yazan, hocalık yapan biri nasıl rahatlar, yani tatilde ne okur, ne yer ne içer, şöyle bir içeyim kafamı dağıtayım der mi?

Gece dışarı çıkmayı severim, haftada bir kere çıkarım. Ama açıkça söylemek gerekirse çok dinlenmeye, yayılmaya müsait bir bünyem yok. Zaten yayılıp dinlenirken huzur bulmam. Dışarı çıktığımızda da bazen şaka şenlik konuşulan ortamlar olur ama çoğunlukla yine siyaset konuşuruz. Bir şeyi çok kafaya taktıysanız, ondan uzaklaşmak dinlenmek değildir. O kadar çok yayın takip etmek zorunda kalıyoruz ki zevk için kitap okumayı özlüyorum. O rahat kitap dediğim de mesela Kral Hüseyin'in Biyografisi'dir. Edebiyat okusam da mesela şimdi Ortadoğu ile ilgilendiğim için genellikle Ortadoğulu yazarların kitaplarını okumaya çalışırım.