Yeni tartışma: Türbanlı gazeteciler

Babıâli'nin gündeminde yeni bir tartışma var: Türbanlı gazeteciler... İşte tepkiler!..

Yeni tartışma: Türbanlı gazeteciler

Sedat Ergin'in "Türbanlı birini Milliyet'te yazar yapmam, ona yazı yazdırmam." şeklindeki açıklamaları, Babıâli'de yeni bir tartışma başlattı. Ergin'e tepki gösteren gazeteciler de var; "Editöryal tercih deyin." şeklinde açıklamalarıyla ona destek verenler de...

Habertürk'te Cengiz Semercioğlu'nun Full Ekran adlı programına katılan Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin'in tesettürlü yazarlarla ilgili açıklamaları yeni bir tartışma başlattı. Sedat Ergin, Semercioğlu'nun "Akşam, türbanlı yazar Elif Çakır'ı yazar yapıyor, siz yapar mıydınız?" sorusuna, şu cevabı vermişti: "Türbanlı birini Milliyet'te yazar yapmam, ona yazı yazdırmam. Her gazetenin bir kimliği, bir duruşu var. Benim kimliğime, duruşuma türbanlı yazar uymuyor. Bizim çizgimize türbanlı yazar uymaz." Bu açıklamadan sonra programa gelen e-mail'lere Ergin'in verdiği cevap tartışmayı biraz daha alevlendirdi: "Türbanlıların da yazacağı gazeteler var. Yeni Şafak acaba Kemalist bir yazara köşe açacak mıdır?"

Kendini tartışmanın içinde bulan Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert, bir internet sitesine yaptığı açıklamada; "Yeni Şafak'ta, değişik görüşlere sahip birçok yazar var. Sedat Ergin kendisine yöneltilen sorudan kaçmak için soruya soruyla karşılık vermiş. Kemalist yazarlar diye bir sınıf var mı merak ediyorum. Kemalist yazarlar, Atatürk düşüncesine saygı duyan ve benimseyen kişilerse eğer, bizim gazetemizde böyle bir sorun yok." demişti. Cömert, ayrıca hiçbir yazarına, "Sen cumhuriyetçi misin, liberal misin, Kemalist misin, İslamcı mısın?" diye sormadığını ve Yeni Şafak'ta hem başörtülü hem de başı açık yazar ve çalışanlar olduğunu söylüyor.

Semercioğlu'nun bir sorusuyla başlayan tartışma "Medya kamusal alan mı"ya dönüştü. Muhabir, grafiker, fotomuhabiri, editör, spiker gibi tesettürlü gazetecilere, 'merkez medya' olarak adlandırılan ve aralarında Hürriyet, Sabah, Milliyet gibi gazetelerin bulunduğu medyada iş verilmiyor. Bu da, bu gazeteler ile ilgili 'kamusal alan' eleştirisine neden oluyor. Muhafazakâr basın olarak adlandırılan medyada ise kadın gazeteciler için, başı örtülü ya da örtüsüz gibi bir ayrım yok. Muhafazakâr medyaya iş başvurusunda bulunan kadınlar işe, örtülü ya da örtüsüz olmalarına göre değil, işlerinde ne kadar iyi olduklarına göre alınıyor. Merkez medyanın uzun zamandır tereddütle üzerinde durduğu 'tesettürlü gazeteci çalıştırıp çalıştırmama sorunu' bugün itibariyle 'iş vermiyoruz'a dönüştü. Medyanın -her kesimden- önde gelen usta gazetecileri bu konuyu kendi pencerelerinden yorumluyor.

--------------------------------------------------------------------------------

Mehmet Barlas (Posta Gazetesi yazarı): Başı kapalılar da, başı açıklar da bu toplumun, insan gerçeklerinin yansımasıdır. Ayrıca başı açık; fakat beyni kapalı veya başı kapalı; ama beyni açık olan kadınların varlığı da bir gerçek. Bana göre işe almak konusundaki kriter asla şekil olmamalıdır. İyi yetişmiş, her alandaki kuşkusunu tartışarak, araştırarak gidermeye çalışan bir başı kapalı dururken, sadece başı açık ve modaya uygun giysili bir insanı medyada istihdam etmek, o medyaya kalitesizliği getirir. Eğer birileri, medyayı da YÖK benzeri bir merkezi otoriteye bağlayıp çalışanları giysilerine göre yasaklı ilan etmeyi düşünüyorsa o zaman bu birileri "Başı örtülü olanlara gazetemiz artık satılmayacaktır. Başı örtülü olanların televizyon kanalımızı izlemeleri yasaktır." diye yayın yapsalar ya.

Ergun Babahan (Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Biz şu an itibarıyla TMSF'nin himayesindeki bir gazeteyiz. Buraya bir başörtülü alırsak, siyasi bir baskı mı oldu, diye yorumlar gelir. Şu an bizim konumumuz, dışımızdaki insanları da doğrudan etkileyip zor durumda bırakabileceği için bu ortamda herhangi bir şey yapmamız doğru olmaz. Zaten ilk yayın yönetmenliğimden ayrılmadan önce de bu tip planlarım vardı. Bizim için önemli olan, çalışacak insanın gazetecilik yapma kabiliyeti. Yani kıyafetiyle ilgimiz olmaz. Tek ölçü, mesleği sevmesi, bu işe gönül vermesi, sıkıntılarına ve zorluklarına rağmen bu işi yapmakta kararlı olması olmalıdır. Şöyle avantajı olur, böyle avantajı olur yaklaşımı doğru değil bence. Yani başörtülü olsun, denge olur gibi bir şey doğru olmaz. Muhafazakâr basında başörtülü ya da örtüsüz diye bir şey yok.

Serdar Turgut (Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Benim için türbanın önemi yoktur, insan ne yazarsa ona bakarım ben! Türban tartışmalarına girip o konuda bir şey demek istemiyorum.

Yavuz Baydar (Sabah Gazetesi Okur Temsilcisi): Kamusal alanda başörtüsü ya da türban kullanımında son derece özenli bir 'hizmet veren - hizmet alan' ayrımı yapılmalıdır. 'Hizmet veren'lerin de başörtüsü takmalarına izin verilmesi, devletin inanç özgürlükleri alanında tarafsızlığına gölge düşürür. Ancak, 'hizmet alan'ların başörtüsü ya da türban takmalarına engel olunması hiçbir demokraside olmayan, kabul edilemeyecek bir durumdur. Özel alana gelince, düzenli serbest piyasaya inanan biri olarak her özel şirketin istihdamda başörtüsü ya da türban kullananları tercih etmesi ya da dışlamasının o şirketlerin kendi özel politikaları olarak kalması gerektiği inancındayım. Öte yandan, şunu da eklemek gerekir: İşe almalarda Türkiye, AB standartlarına geldiği vakit, negatif ayrımcılık suç olabilecektir. Başörtülü ya da türbanlı bayanların medyada yer almasının bence hiçbir sakıncası yok. Bana göre mesleki vasıfları, kişilik özellikleri önem taşır. Böyle kişilerin istihdamı, gazeteye hoşgörüye, çeşitliliğe, toplumsal farklılıkların kabulüne ilişkin bir pozitif getiri sağlar.

Cengiz Semercioğlu (Hürriyet Gazetesi yazarı): Her gazetenin belli bir yayın çizgisi vardır, her genel yayın yönetmeni de kendi karakteristik özelliklerini gazeteye yansıtır. Hangi yazarla çalışacağını da yayın yönetmeni tercih eder... Biri doğru, diğeri yanlış diyemeyiz, ikisi de gazetecilik tercihidir ve ikisi de saygıyı hak eder. Sedat Ergin'i bu yüzden eleştirmiyorum; ister editöryal tercih deyin, ister politik duruş, bu onun kararıdır. Kaldı ki her gazetede türbanlı yazar olmak zorunda değil!.. Ben iyi köşe yazarı, iyi muhabir çıkmadığı için türbanlı gazetecilerin merkez medyada yer almadığını düşünüyorum.

Ayşe Böhürler (Yeni Şafak Gazetesi yazarı): Sedat Ergin kendi gibi düşünmeyene demokratik toplum içinde yer vermiyorsa bu sorgulanabilir ve sübjektif bir tutumun ötesine geçemez. BBC'nin etik kuralları tüm dünyada medya etiği açısından örnek teşkil eder. Orada, her renk, ırk ve kültürün medyada çalışmasının önemine değinilir. Muhabir olarak çalışanlarda bile aranan bu kriterin toplumun çok sesliliğini yansıtması açısından önemini anlatıyorlar BBC yöneticileri. Nedense başörtülü bir gazeteci fikri kimseye pek sıcak gelmiyor. Dindar kesim başörtülü çalıştırdığında kimliği deşifre olacak diye korkuyor, diğerleri de laiklikleri zedelenecek diye. Hâlâ sarı basın kartı alamıyor başörtülü gazeteciler. Başörtülü gazeteci çalıştırmak laik kesim için kendine ihanet gibi görünüyor. Dindar medya da gazetesine başörtülü doldurmuş gibi bir izlenimden kaçıyor. Birçok kaliteli başörtülü yazar bu nedenle medyada yer bulamıyor. Bir başörtülü gazetecinin -köşe yazarı olmasına gerek yok- dindar basın dışında bir yerde iş bulması Türkiye'de önemli değişimin göstergesi olacak.

Nagehan Alçı (Akşam Gazetesi yazarı): Şimdiye kadar sınıflar arasında görünmez duvarlar vardı ve bu duvarlarla, zaten hep adı konulmamış kamplarda yaşadık. Bu kampların birbirine karışmasıyla taraflar birbirlerini yeni yeni tanımaya başlıyor. Bu çok olumlu bir gelişme; çünkü kamplar hep, diğerini 'öteki' olarak gördüler. 'Öteki'yle benzerliklerini, farklılıklarını çok da fazla tartamadılar. Aynı mekânlarda bir araya geldikçe bunun hesaplaşmasını da yapacaklar. İki tarafın da şu garantiyi karşı tarafa vermesi lazım: Ne ben seni benim gibi olmaya zorlayacağım ne de sen beni kendin gibi olmaya zorlayacaksın. Bence de Sedat Ergin'in dediği gibi başörtüsü bir demokrasi ölçüsü değildir, tıpkı benim kırmızı saçlarımın ya da karşıda oturanın yırtık kotunun demokrasi ölçüsü olmadığı gibi... Önemli olan gazetecilerin başörtüsü değil; bir yazar olarak, bir kalem olarak fikir dünyamıza neler kattığıdır!

Nuray Mert (Radikal Gazetesi yazarı): Muhafazakâr basın, karşı basını suçluyor; ama kendileri de adını koymadan başörtüsü kotası koyuyor. Köşe yazarı olarak çok fazla başörtülü gözüksün istemiyorlar. Eşit muamele yapmıyorlar, başörtülü kadınların fazla görünmesini istemiyorlar. Muhafazakârların da öbürleri gibi başörtüye bakışında bir anormallik var. Bundan üç-dört sene önce sırf türbanlı bir kadını ekran önünde görünür kılmak için muhafazakâr bir kanalda -hiç niyetim olmadığı halde- program yaptım. Ayşe Böhürler'e "Seninle prime time'da program yaparsak yaparız; yoksa ben tek başıma yapmam." dedim. Bunu da ekrandan söyledim. İki kere göstermelik çıkardılar. Sonra yavaş yavaş, yavaş yavaş kaydırdılar programı gece saat 12.00'den sonraya... Bu benim için bir bitiştir.

Sibel Eraslan (Vakit Gazetesi yazarı): Gazeteleri işlevleri itibarıyla kamusal alan olarak görüyorum; ama bu resmî alan demek değil, yani bir devlet dairesi gibi çalışmaz gazeteler. Her gazetenin kendine has felsefesi, hürriyet ve hukuk anlayışı var. İnsanların cinsiyetlerine değil, mesleki kabiliyetlerine bakmak gerekiyor. Sedat Ergin'in karantinacı bakışı, devrini tamamlamış, kendinden emin olamayan paranoyak bir tavır. Onun bu kuşkucu tavrının, o gazetenin okuru olanların da genel tavrı olduğunu asla düşünmüyorum. Ama benim için asıl irkiltici olan Sedat Ergin gibilerinin tavrı değil, başı örtülülerin bizzat muhafazakâr kesim tarafından kategorize edilmesi meselesidir. İslami kesim, başı örtülü kadın yazarları cidden yazar olarak görüyor mu? Benim sorum bu!..

CUMAERTESİ / ZAMAN