BU DETAY SADECE ENSONHABER'de: Nuriye Akman,Zahid Akman'ın kardeşi Turgut Akman'ın eski eşi.
Deniz Feneri davasında Alman mahkemesinin 'asıl sorumlular' diyerek adını verdiği 4 isimden biri olan Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Nuriye Akman'a konuştu. Yaptığı röportajlarda sorduğu cesur sorularla, Türk basınının en iyi röportajcıları arasına giren Nuriye Akman, bu kez ailevi nedenlerle duygusal davrandı. Deniz Feneri olayında adı geçen bir diğer ismin Zahid Akman olması, Zahid Akman'ın kardeşi Turgut Akman'ın eski eşi olan ve hala 'Akman' soyadını taşıyan Nuriye Akman'ın sorduğu soruları etkiledi. Akman, Karaman'a sorduğu 'çanak sorularla' aynı davada adı geçen eski kayınbiraderine 'jest' yapmış oldu.
İşte Nuriye Akman'ın Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile yaptığı röportajdan bazı bölümler:
Sorulacak çok soru var. Sondan başlayalım. Almanya'daki davada ceza alan Mehmet Gürhan, sizin Avrupa'daki şirketlerinizin hem ortağı hem de tek sorumlu genel müdürü. Neden size vekaletname vererek yetki ve sorumluluklarını devretti?
Almanya'daki şirketlerle ilgili değil bu. Türkiye'de bir tane şirketimizde yüzde 6'lık bir hissesi vardı. Onun devri ile ilgili olarak verilen bir vekaletname.
Ama o vekaletnamenin sahte olduğu ortaya çıktı.
Bu konunun nasıl cereyan ettiğini araştırıyorum. Net bilgilere ulaşınca kamuoyunu aydınlatacağım.
Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı bu vekaletname Gürhan'ın ceza almasına yol açan suçla ilgili asıl sorumlunun siz olduğunuzu göstermiyor mu?
Hayır. İki konuyu birbirinden ayırmamız lazım. Deniz Feneri ile ilgili bir konu yok burada. Kılıçdaroğlu AKP ile yapmış oldukları siyasi kavgada bizi malzeme olarak kullanmaya çalışıyor. Sözlerinin gerçek ile hiçbir alakası yok.
Peki siz bu vekaletname ile üstlendiğiniz sorumluluğu nasıl kullandınız?
Gürhan'ın bu yüzde 6'lık hissesini ortaklardan başka bir arkadaşımıza devrettik.
Alman yargıcın dolandırıcılığın Türkiye'deki sorumlusu olarak işaret ettiği insanlardan birisiniz.
Alman mahkeme başkanı karar günü önce kararını açıkladı. Arkasından da kısa bir konuşma yaptı. Bu konuşmada bizlerin de isimlerini zikrederek bu işle irtibatlandırdı. Hukukçularla görüştük. Hiçbir şekilde Alman mahkemesi ile muhatap olmadığımız halde bizim oradaki durumumuz nedir? Biz sorgulanan kişi miyiz? Yargılanan kişi miyiz? Soruşturulan kişi miyiz? Sanık mıyız? Tanık mıyız? Hiçbir muhataplığımız olmadığı halde bizi adeta suçlu ilan etti. Ama yargılanmadık biz. Bu dava ile ilgili herhangi bir tebligat gelmedi, herhangi bir soru sorulmadı. Tek kelimelik ifademiz alınmadan, bize danışılmadan, bize sorulmadan suçlu ilan edildik. Bundan dolayı da ciddi anlamda mağduriyet içerisindeyiz. Şu anda verilen kısa kararın gerekçesi yazılıyor. Gerekçeli karar çıktıktan sonra mı, yoksa çıkmadan önce mi bize yapılan isnada cevap verelim konusunu hukukçularımız araştırıyor. Çünkü bu, karar açıklandıktan sonra yapılan bir konuşma. Bir karar değil.
Kararın içinde yazmıyor mu?
Hayır. Bu tamamen bize yapılan bir isnat ve iftiradır.
Alman yargıç, Deniz Feneri'nin Almanya'da yaşayan Türkleri dolandırmak için kurulduğunu, baştan beri insanlara yardım etmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, toplanan paraların ne yapılacağının Türkiye'den belirlendiğini tespit ediyor. Buna ne diyorsunuz?
Yargıcın neyi kastettiğini bilmiyorum. Almanya'daki dernek 2000'de kurulmuş. Kurucu ve yöneticileri tamamen Almanya'da yaşayan Türk vatandaşları. 2004'te bir soruşturma geçirmişler. Bundan dolayı takipsizlik kararı almışlar. Mahkemenin elinde yardımların dağıtıldığına, yerlerine ulaştığına dair bütün belgeler var. Ama hangi gerekçelerle bizimle bir irtibat kuruluyor bunu henüz bilmiyoruz.
Siz derneğin kurucuları arasında değil misiniz?
Hayır ne kuruculuğumuz, ne üyeliğimiz söz konusu. Ben zaten Almanya'ya yılda bir iki kere giderim. Derneğin faaliyetlerine sadece televizyon ekranımız aracılığıyla destek vermenin dışında bir ilişkimiz yok.
...
Alman yargıcın Mehmet Gürhan'ın pişmanlığını samimi görmemesi, asıl failleri yani sizi korumak için suçu üstüne aldığı kanaatine ne diyorsunuz?
Bu o yargıcın kanaatidir. Benim yapabileceğim bir yorum yok. Buradan kastedilen bizleri korumaksa bizim bir korunmaya ihtiyacımız yok.
Ama yargıcın Gürhan'ın pişmanlığını samimi bulmaması enteresan değil mi?
Gerek soruşturma yürüten komiserin, gerek savcının, gerek hakimin her seferinde söylemiş oldukları bir şey var: "Elimizde kanıt yok. Fakat birtakım iddialar var." Bu kesin bir kanıta dayanılarak verilmiş bir ceza değil. Bu tamamen verilen ifadeler doğrultusunda uzlaşma ile verilen bir karar. Bu ifadelerden en önemlisi savcı ve komiser ile işbirliği yapan Firdevsi Ermiş'in ifadeleri. Firdevsi Ermiş'e "Eğer bizimle işbirliği yaparsan, bizim istediğimiz doğrultuda bilgiler verirsen seni kısa sürede bırakırız" sözü veriliyor. Bu söz üzerine Firdevsi Ermiş kendisinin orada imzaya yetkili ikinci kişi ve muhasebeden sorumlu tek kişi olmasına rağmen hiçbir sorumluluğu olmadığını, bütün sorumlulukların diğer kişilere ait olduğunu, hatta kullandığı arabayı onu şirkete bağlamak için kendisine zorla aldırdığımızı iddia ediyor.
....
Ceza alan üç kişiyi nasıl tanıyorsunuz?
Mehmet Gürhan 1995'te kurumumuzda çalışmaya başlayan, oradaki temsilci arkadaşımızın vefatı sonrasında onun yerine geçen ve yakından tanıdığımız, tanıştığımız hem ortaklığımız olan, aynı zamanda da Avrupa'daki şirketlerimizin sorumlusu olan bir arkadaşımız. Firdevsi Ermiş 2002 veya 2003 yıllarında Mehmet Gürhan'ın bir başka şirkette çalışırken muhasebe sorumlusu olarak bulup şirkette istihdam ettiği bir arkadaş. Mehmet Taşkan da üç veya dört yıl önce demin bahsettiğim gemi şirketinde pazarlama elemanı olarak çalışırken şirketin kapanması üzerine bizdeki pazarlama şirketinin sorumlusu olarak yine Mehmet Gürhan'ın bulduğu ve istihdam ettiği bir arkadaşımız. Her iki arkadaşımızla da ilişkimiz çalışan-işveren ilişkisi çerçevesindedir. Onların muhataplıkları da bize değil Mehmet Gürhan'a karşıdır. Çünkü Almanya'daki şirketlerin sorumlu genel müdürü Mehmet Gürhan'dır. Biz tabii ki Mehmet Gürhan'a her zaman güvenmişizdir.
Yani güvendiğiniz dağlara karlar mı yağdı?
Ben bunu iş kazası olarak niteliyorum. Mehmet Gürhan zaten mahkemede verdiği ifadede ve daha sonraki günlerde kamuoyuna yaptığı açıklamada "Biz hukuken birtakım hatalar yapmışız, bunun şu anda daha iyi farkına varmış durumdayız. Ama ahlaken hiçbir hata yaptığıma inanmıyorum. Vicdanım rahat. Ve bu hukuki hatalarımın cezasını da zaten altı yıl hapis cezası alarak burada çekiyorum." dedi.
...
Yani siz dolandırıcı olduklarına inanmıyor musunuz?
Ben inanmıyorum. Burada büyük cezayı alan Mehmet Gürhan ve Mehmet Taşkan arkadaşımız. Sorumluluğu başkalarına atan işbirlikçi Firdevsi Ermiş hakkında olumlu bir kanaat ifade etmem mümkün değil. Bunu niye yaptığını da bilemiyorum.