Necmettin Erbakan'ın aile fotoğrafı

Erbakan, eşinin ölümünün birinci yıldönümünde aileyi biraraya toplayarak önemli mesajlar verdi.. KARISINI EVLİYA İLAN ETTİ

Necmettin Erbakan'ın aile fotoğrafı

MİLLİGAZETE'NİN MANŞET HABERİ

Erbakan ailesi Nermin Hanım'ı anlattı...

Benim inancıma göre bir şuurlu Müslüman dört şeyi ile ölçülür. Birincisi, temizlik Müslümanlığın ayrılmaz bir parçasıdır. İkincisi, güzel ahlâk. Üçüncüsü, ibadetlerini eksiksiz yerine getirmesi. Dördüncüsü de cihad etmesi. Bundan dolayıdır ki, yaptığı herşeyi düşündüğüm zaman bugün, kendisine hakikaten bizim inancımızda evliya denir. Onun bir evliya olduğu kanaatindeyim.

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, uzun yıllardan sonra ilk kez bütün aile fertleri ile birlikte kapısını sizlere açtı. Vefatının birinci yıldönümü nedeniyle eşi Hatice Nermin Erbakan hanımefendinin bilinen ve bilinmeyen yönlerini aile fertlerinin her birinin kendi ağzından dinleyeceğiniz sohbeti siz okuyucularımıza sunuyoruz.

Öncelikle bizi kabul ettiğiniz ve evinizin kapısını bizlere açtığınız için teşekkür ediyoruz. Acımızı yeniden hatırlıyor, merhumeye Cenab-ı Hakk"tan rahmet diliyoruz, size ve milletimize de yine Cenab-ı Haktan sabr-ı cemil niyaz ediyor ve sözü öncelikle size vermek istiyorum.

Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN: Çok teşekkür ederim. Öncelikle mübarek Ramazan ayındayız. Eşim Hatice Nermin Erbakan'ın vefatının yıldönümü nedeniyle gösterdiğiniz bu yakın alakaya kalpten teşekkür ediyorum. Zahmet buyurdunuz, teşrif ettiniz, biz de Hatice Nermin Erbakan'ın ailesi olarak şu anda sizinle beraber bulunuyoruz. Cenab-ı Allah kendisine büyük makamlar nasip etsin. İnşallah, Allah büyük rahmetlerini nasip etsin. Bu dua ile sizi saygıyla selamlıyorum. Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz.

Sizler de arzu ederseniz sorularıma küçüklerden başlamak istiyorum. Merhume Hatice Nermin Erbakan'ın torunlarına olan düşünlüğünü çevresindekiler, yakınınındakiler, hepimiz çok yakından biliyoruz. Allah bağışlasın 5 tane torun var. Hatice Berin, Ahmet Yasir, Azize Hüdanur, Mücahit Enes ve Mücahit Talha. Hatice Berin, Anneannesinin ismini taşyan torun olarak önce ondan başlayalım. Büyükanneni özlüyor musun? Bize anlatır mısın?

Hatice Berin- Burada yok ama Anneannem var.

Anneanne nerede şimdi?

Hatice Berin- Cennette şimdi.

Anneanne seni çok sever miydi?

Hatice Berin-Evet

Nasıl severdi?

Hatice Berin- Oyun oynardı.

Ahmet Yasir bize Anneanneyi anlatabilir misin? Anneanne ile ne yapardınız?

Ahmet Yasir-Arabacılık, kule, tepeler.

Peki o seni ne diye severdi?

Ahmet Yasir- Canım Ahmetim derdi.

Özledin mi Anneanneyi?

Ahmet Yasir-Özledim

Onun için dua ediyor musun?

Ahmet Yasir-Ediyorum.

Azize Hüdanur, sen neler söyleyeceksin?

Ben anneanemi çok seviyordum. O da beni çok seviyordu. Anneannem cennete gitsin diye Allah'a çok dua ediyorum. Anneannemin vefat ettiğini duyunca çok üzülmüştüm. Kabrine gidiyoruz. Çok özlüyorum onu. Bu sene de onun kabrine gidince okula başladığımı söyleyeceğim ona.

Mücahit Enes senin düşüncelerin ne?

Mücahit Enes- Esselamualeykum. Sevgili Anneannemiz Hatice Nermin Erbakan, ne yazık ki, bir sene önce vefat etti. O gün kalkmıştık, ağzımızda kara bir soluk vardı. Uçakla bir an önce hızlı hızlı İstanbul"a yetişmeye çalışıyorduk. İlerde cenaze arabası gördük. O arabayı görünce ne yazık ki, Anneannemiz Hatice Nermin Erbakan'ın vefat ettiğini anladık.

Hep iyilik için uğraşırdı

Peki ne hissettin? Ağladın mı yoksa dua mı ettin?

İçimiz çok tuhaf olmuştu. Elimiz ayağımız titriyordu. Çok üzülmüştük. Sonra kabrine gidiyoruz, dualar ediyoruz. Yüce Allah cennete kavuştursun. Çok iyi bir insandı. Kesinlikle haksızlığ kabul etmezdi. Hep iyilik için uğaşırdı. Hep yardım yapardı.

Sizin okulunuzla, derslerinizle, eğitiminizle hiç ilgilenir miydi?

Pek vakit bulamazdı. Çünkü biz evimizde çalışırdık. Arasıra onu ziyarete giderdik. O da "kolay gelsin, Allah akıl, fikir, zeka versin" derdi. "Daha fazlasını versin" derdi. Biz de Allah"a şükür çok iyi çalışıp bütün karnemizi pek iyi yaptık abimle. Şimdi birinci sınıfa başlayacak kardeşimiz için pekiyiler başlayacak. Allahın izniyle inşallah cennete gitmişir.

Mücahit Talha, sen Anneannenin en büyük torunusun. İlk gözağrısısın sen, anlatır mısın?

Mücahit Talha-Öncelikle anneannemi çok severdim. O da beni çok severdi. Anneannemin ilk torunu olduğum için bana ilk gözağrım diye hitap ederdi. Torunlardan en çok onunla ben vakit geçirdim. Ama ben onunla daha çok vakit geçirmek isterdim. Ama takdiri ilahi. İnşallah öbür dünyada cennetinde hepimiz buluşuruz. Allah rahmet eylesin diyorum.

Peki senin okulunla ilgilenir miydi? Sen ilk torun olduğun için küçükken geçirdiğin zamanları hatırlıyor musun?

Ben ilk torun olduğum için onlarla daha çok vakit geçirirdim. Birinci ve ikinci sınıfta iken ona ödevlerimi götürürdüm. Anneannem bana ödevlerimde yardımcı olurdu.

Peki sen hafızlık çalışması da yapıyorsun. Anneannenin ruhu için bazen Yasin-i Şerif gibi surelerden okuduğun oluyor mu?

Her sabah, her çalışmamdan sonra Anneanneme dua ediyorum. İki günde üç günde bir de Anneanneme Yasin okuyorum.

Peki Anneanneniz size hiç Kur"an okur muydu?

Evet, Anneannem bize bir kere Kur"an okudu.

Bazı şeyleri O"nu kaybettikten sonra daha iyi anladım

Hatice Nermin Erbakan Annemizin şunu da söylediğini çok iyi biliyoruz. Kendisinin iki damadı bir gelini var, ama o üç kızım üç oğlum var derdi. En küçük kız olarak Elif Erbakan Altınöz Hanımefendi ile Hatice Nermin Hanımefendiyi konuşmak istiyoruz. Merhumenin siz de bıraktığı annelik izi en çok hangisidir?

Elif Erbakan Altınöz- Annem ile benim aramda çok özel bir yakınlık vardı. Mutlaka her anne evlat arasında aynı ilişki vardır, birbirlerini çok sever sayarlar. Ama gerçekten biz anne- evlattık, arkadaşdık, dosttuk, böyle bir ilişkimiz vardı. Ben her zaman için annemi, hayatta iken de iyi anlayabildiğimi, kıymetini bildiğimi düşünürdüm. Ama gerçekten kaybettikten sonra bir takım şeyleri çok daha iyi görmeye başladım. Bazı şeyleri, anne olduktan sonra onun ne kadar iyi bir anne olduğunu anlayabildim. Bir takım şeyleri de kaybettikten sonra yetişmemiz konusunda bazı şeylerde ne kadar titizlikle durduğunu, şimdi çok daha iyi görebildiğimi anlayabiliyorum geçmişte birlikte yaşadıklarımızı düşündüğümde.

Bizi yetişirirken çok fazla bizi severdi. Bizimle çok ilgilendi, bizi severdi, bizim iyi şartlarda yaşamamız için, büyümemiz için gerekeni yapardı. Ama bundan öte bize her zaman için derdi ki, en önemli şey Allah yolunda, O"nun rızası ile yetişmiş olmaktır Bize sürekli bunu söylerdi. Bu hem dünyada hem ahirette anne için güzel birşey.

Evlatlarının Allah yolunda yetişmesi için gayret göstermek çok güzel birşey. Sürekli bize derdi ki, Bir karar vereceğiniz zaman önünüzde yol ayırımı varsa Allah rızası için olanı seçin. Yapacağınız işte Allah rızası varsa hiç tereddüt etmeyin, ama eğer Allah"ın rızası olup olmadığında tereddüdünüz varsa o zaman o işe kesinlikle karar vermeyin ve kesinlikle böyle bir iş yapmayın derdi.

Her şeyi sadece Allah rızası için yapardı

Peki Elif Hanım siz, Millî Görüş"ün partileri içerisinde aktif siyaset yapan evlatlarından birisiydiniz. Nermin Hanımın tabii ki çok yönü var. Onu bu yönler ile tanımaya çalışacağz. Ama önde olmayı seven bir isim değildi. Siyasi çalışmalar anlamında annenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Annem siyaseti sadece Allah"ın rızası için yapan bir insandı. Onun için de derdi ki, beni her zaman kulların takdiri etmeleri, onların alkışlamaları, onların pof poflamaları önemli değl, ben yaptığım herşeyi Cenab-ı Hakk"ın rızası için yapıyorum. Onun için de hep arka planda Allah"ın rızasını gözeterek, bu çalışmaları yürütmeyi tercih ederdi. Saadet Partisi kadın kollarında da en büyük desteği verirdi. Bütün arkadaşlarımız da aynı şeyi söylerler. Fakat hiçbir zaman için ön planda gözükmezdi. Arka plandaki bu çalışmaların özellikle de kadın çalışmalarının en büyük destekçisiydi kendisi. Her zaman için de toplantılara katıldığı zaman en önde oturun, konuşma yapın tarzında şeyler söylendiği zaman ben Allah"ın rızası için bu işi yapıyorum. Onun için adımın geçmesi, ismimin söylenmesi, en önde oturmam hiçbirşey değil derdi.

Ve ben bu arada birşey anlatmak istiyorum. Babamın başbakanlığı döneminde hep beraber ailece bir bayram ziyareti için İstanbul"a gitmişik. Buradan havaalanına giderken, biliyorsunuz başbakanın korumaları var, eskortları var, arkadan ambulans var, bir takım motosikletli korumalar var vesaire... Hep beraber arabaya bindik, prosedür gereği de korumalar da belli mesafeden arabayı takip ediyordu. Tabi büyük bir konvoy halindeydik. Annemin gözünde güneşgözlüğü vardı. Havaalanına yaklaşığında gözlüklerini çıkardı ve gözlerini sildi. Ağlamış olduğunu farkettim. Anne ne oldu, birşey mi var, bir rahatsızlığın mı var? diye sorduğum zaman dedi ki, Şuradaki şaşaya, saltanata baktım da bu konvoy içinde giderken içimden hep şöyle dua ettim, Yarabbim ben ahiretteki makamına talibim, diye dua ediyorum. Onun için duygulandım, gözlerimi siliyorum dedi.

Nermin Hanımın yardımseverliğ bilinmezdi, vefatından sonra bu çok konuşuldu. Yardımseverliği ile ilgili neler yapardı? Hayırseverliği anlamında hangi adımları atardı?

Çok yardımsever ve iyiliksever bir insandı. Hani gerçekten mü'min ahlâkı denilir ya, evlat olarak tabii ki anneniz için iyi şeyler söylersiniz ama, objektif olarak baktığınızda da gerçekten bu ahlâkı görebiliyoruz. Kendisi için olmasını istediği birşeyin daha iyisini karşısındaki için de isterdi. Her zaman için böyle düşünürdü. Her zaman hava soğuk üzerime bir hırka alayım dediği zaman, ihtiyaç sahipleri soğukta oturuyorlar ve belki bu hırkayı bulamıyor diye başkalarını düşündüğünü bu yolla dile getirirdi.

Dışarıda birşey yeme imkanı bulamayıp eve gelip sofraya oturduğumuzda biz bakın acıkınca nasıl soframıza oturuyoruz ama ihtiyacı olan pek çok insan belki şu anda karnını bile doyuramıyor. Belki bir tabak çorba bile bulamıyorlar derdi. Sürekli yakınındakilerin sıkıntıları ile veya bilmediği ama sıkıntıda olduklarını düşündüğü insanların dertleriyle dertlenirdi. Bunu ciddi manada kendisine dert edinirdi. Hep onların iyiliklerini dilerdi ve büyük bir ölçüde elinden geldiği kadar herkese mutlaka yardım ederdi. Fakat annem yapabileceğinin de ötesinde yardımlarda bulundu. Vefatından sonra bizim hiç haberimizin olmadığı, hiç bizim tanımadığımız insanlar gerek İstanbul"da camide cenaze sırasında karşlaştığımız, gerekse daha sonra başsağlığı için evimize gelen insanların hepsi istisnasız benim şöyle bir sıkıntım oldu, bana maddi bir yardımda bulunmuştu, bir sıkıntım olduğunda manevi olarak bana destek olmuştu, diye hiç tanımadığmız kimseler bizim bile haberimiz olmadığı yardımlarını anlattı.

Elif bunları yaz, bu işi seneye sen yapacaksın

Yaptığı yardımları da çok ciddi bir şekilde not alırdı. En ufak kuruşuna kadar. Ve bir gün hesaplamaları yaparken ben, o bu işe meşgulken, üzerine gittim. Bana dedi ki, Şunları yazar mısın? Şu kadar şuraya verdik, bu kadar buraya verdik? Diye. Sonra da bana çok ilginç bir şekilde dedi ki, Elif bunları yaz, bu işi seneye sen yapacaksın demişti. Tabi ben bunları o zaman sohbet olarak ve bu işi gençler üstlenirler diye söylüyor zannetmişim. Ama bu sene Ramazanın başında gerçekten bu iş bana düştü. İnşallah ben de elimden geldiği kadar Allah"ın yardımı ile bunları yapmaya özen gösteriyorum ve sanki geçen Ramazan"dan bu Ramazan kendisine malum olmuştu.

İhtiyaç sahiplerini çok düşünürdü

Peki sizin hiç unutamaycığınız, aklınıza geldiği zaman sizi derinden etkileyen bir anektodunuz var mı?

Annem, dediğim gibi her zaman Allah"ın rızasını gözeten bir insandı. Her noktada bunu samimiyetle yapardı, benimle herşeyi paylaşırdı ve her noktada benimle bir aradaydı. Ondan dolayı biliyorum. Bunu şuradan da anlıyorum. Bir gün beraberce bir soğuk kış gününde alış-veriş yapmak için çarşıya çıkmışık. Alış-verişimizi yaptık, ihtiyaç olan şeylerimizi aldık, biraz baktık, arabamıza döndük. Mağazadan arabamıza gelene kadar da bir hayli soğuktu, biraz üşüyerek arabamıza bindik. Paketlerimizi yanımıza koyduk ve annem dedi ki, ben bu tarz şeyleri yaparken, hayatım boyunca hiç rahat edemedim. Ben sözün arkasındaki manayı anlayamadığım için yüzüne baktım. Yani beraberce bir alış-veriş yapık çıktık, arabamıza bindik, eve gidiyoruz. Neden rahatsız oldu da hayatı boyunca bu konuda rahat edemedi diye diye sordum. Her zaman için her şeyi aldığımızda, ihtiyaç sahibi olup da bunu alamayan insanlar var diyerek tedirgin oldum, her soğuktan sıcak bir ortama girdiğim zaman, şu anda ihtiyaç sahipleri vardır, çoluk çocuk üşüyerek, sıcak bir ortamın özlemini çekiyorlardır. Hayatım boyunca her zaman tedirgin olmuşumdur dedi.

Millî Görüş davasının şevk ve moral kaynağıydı

Mehmet Altınöz Beyefendi, siz Nermin Hanım"ı anlatmak isterseniz, nasıl anlatırsınız, hangi yönlerini bizimle paylaşmak istersiniz?

Mehmet Altınöz- Annem çok yönlü bir insandı. Doğrusu hangi yönünü anlatacağımı bilemiyorum. En son kalp ameliyatından sonra yaşadığım bir anı var ki, onu unutmam asla mümkün değil. Annem ameliyat olmuştu, kendi kalacağı odaya geçirilmişti. Biz başındayız. Yatağına yatırdık annemi. Annemin ilk cümlesi, eşimi yanına çağırarak, Evladım Elifciğim! Lütfen unutturma, yarın sabah MGV'ye yardımda bulunacağım. Bana bunu sabahleyin hatırlatır mısın? demişti. Aradan yaklaşık bir saatlik bir zaman geçti, tekrar eşimi çağırdı, Elif evladım, sabahleyin unutturma, Mukaddes Hanım"a bir zarf vereceğim dedi, Aradan yine bir zaman geçti, artık sabaha karşıydı bu. Tekrar hatırlattı. 3 kere. Buna ben kendim şahidim. Üstüne basarak, Millî Gençlik Vakfı'na bir yardımda bulunacağını özellikle belirtti. Tabi, biz annemizden dava konusundaki hassasiyeti çok güzel bir şekilde öğrendik. Çok şükür ki, böyle bir annemiz vardı. Allah inşallah hepimizi cennetinde buluştursun.

Peki Nermin Hanım sizinle nasıl diyalog kurardı? Damatları ile gelinleri nasıl oturur kalkardı? Bir de ev hali ile ilgili birşeyler söyleyebilir misiniz?

Ev haliyle benim Fatma annemden Nermin annemin hiçbir farkı yoktu. Yani gayet iyi bir ilişkimiz vardı. Onlarla beraber zaten aynı apartmanda oturuyorduk. Rahmetli annem alt katta, biz üst kattaydık. Sık sık yanlarına iner, görüşür, konuşur, sohbet ederdik. Yemekleri akşamları genelde beraber yerdik. Ben kendi annemden asla ayırt etmedim Zaten, O da "Üç oğlum, üç kızım var" derdi. Hatta hastanede beni yanına çağırdı, elimden tuttu, Mehmetçiğim üç oğlum, üç kızım var. Sizleri birbirinize emanet ediyorum, lütfen birbirinize sahip çıkın, birbirinizi üzmeyin ve hakkını helal et demişi. Ben buna bir anlam verememiştim. Bu, anjiyo öncesi olan bir olaydı. Hatta anjiyoyu yapacak doktor bey buna çok şaşırmıştı. Nermin Hanım, bu kadar üzülmeyin, ağlamayın, beni çok şaşırtıyorsunuz, çünkü biz günde kırk tane anjiyo yapıyoruz, böyle yapınca ailenizi de üzüyorsunuz, lütfen böyle şeyler söylemeyin demiş. Annem yine ağlayarak, Olsun doktor bey, ben yine bunları söylemek istiyorum. Benim içimden böyle geliyor demişti. Yani kendi annemden farkı yoktu. Bunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. (devamı sayfa 10"da

Sen bana annenin emanetisin

Beyza Erbakan Hanımefendi, siz aileye en son katılansınız. Bu çerçevede merhumeyi en yeni tanıyan sizsiniz. Siz Nermin Hanımı nasıl tanıdınız, beraber olduğunuz sırada aranızda nasıl süreç yaşandı?

Beyza Erbakan- Annemle maalesef 3 sene geçirebildim. Bu süreyi geçirdiğim için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü annem hakikaten çok güzel ahlâklı, iyi huylu, yardımsever, her konuda herkese destek olma noktasında örnek olan iyi bir insandı. Onu tanıdığım için çok mutlu ve memnunum. Beni her zaman kızlarından ayırt etmemiştir. Hatta bazen onlardan bile önce beni düşünürdü. Çünkü ben İstanbul"dan Ankara"ya gelin geldiğim için Sen bana annenin emanetisin derdi.

Seni de kızlarımdan ayırt etmiyorum derdi. Hatta onlardan önce seni düşünüyorum derdi. Bu benim için çok önemli birşeydi. Bu eve yeni gelin olarak geldiğimde kendimi yabancı hissetmemem için elinden geleni yaptı. Allah razı olsun kendisinden. Her zaman ben, onu annemden ayırt etmedim. O da beni ayırt etmedi.

Aramızda gelin-kayınvalide ilişkisi yoktu. Anne-kız ilişkisi vardı. Ben de hakikaten O"nu annemden hiç ayırt etmedim. Hatta namazların arkasından hep dua ederdim, böyle bir kayınvalideye sahip olduğum için. Aslında kayınvalide demek istemiyorum. Kendisine her zaman anneciğim diye hitap ederdim. Böyle bir anneye sahip olduğum için hep Allah'a şükrederdim. Hatta benim şimdi bekar bir kız kardeşim var. Şimdi onun için dua ediyorum, annem gibi insanlarla karşı karşıya gelsin. Allah her geline Annem gibi bir kayınvalide nasip etsin.

Sizin de unutamadığınız bir hatıranız var mı?

Hastanede annem yatarken hemşirelerden birisi benim hakkımda gelininiz mi?, diye sormuştu. Annem hayır o benim için gelin değil, o benim kızım demişi. Bu beni çok etkilemişi, çok hoşumada gitmişti.

Elif Erbakan- Beyza İstanbul'dan Ankara"ya geldiğinde eşyaları indirirken, annem eşyalar geldi mi, ilgileniyorlar mı diye bakmaya indiğinde bir dua etmişti. Ben de burada annemin bu duasını dile getirmek istiyorum. Beyza'nın eşyaları geldiği zaman akşam namazı vaktiydi. Annem eşyalar geldi mi, yerine yerleşti mi diye kontrol etti. Yerleştiğini gördükten sonra namaza durdu. Sonra normalden daha uzun bir dua etti. Ne oldu diye sordum. Kendisi dedi ki, eşyalar gelince sanki bana bir emanet gelmiş gibi hissettim. Eşyalar da gelince bu iş daha da garantilendi. Ve bir emanet daha aldım. Cenabı Hakk"a şöyle dua ettim "Yarabbi ben kendi kız evlatlarıma yapılmasını istemediğim hiçbir şeyi bilerek ya da bilmeyerek gelinime yaptırma" diye dua ettim Gerçekten bu dua çok hoşuma gitmişti. Bunu Beyza kendi duasını söyleyince ben de annemin kendi duasını hatırlatmak istedim. Allah bu duayı bütün gelinlere nasip etsin!

Eğitim hayatımıza çok önemli katkılar sağladı

Fatih Erbakan, küçüklüğünden beri efendi kişiliği ile tanınan birisiniz. Şu anda doktora yapıyorsunuz. Anneniz eğitime çok büyük önem verirdi. Hatta üniversite tercihinizde bile annenizin büyük bir rolü, etkisi vardı. Siz annenizi nasıl anlatırsınız?

Fatih Erbakan- Benim de tam düşündüğüm bir noktaya işaret ettiniz. Annem hakikaten kendisi de üniversite mezunu Ankara İktisat mezunu bir insan olduğu için ayrıca kendisini de çok yetiştirmiş, kültürlü ve birikimli bir insandı. O yüzden gerçekten benim eğitim hayatım boyunca da manevi yönden çok büyük faydalar sağladı. Doktorayı şu konuda yapabilirsin gibi tavsiyeleri oldu ve çok büyük faydalar sağladı bana. Allah razı olsun kendisinden böyle çok spesifik konularda eğitim hayatında tavsiyelerde bulundu. Bu tavsiyelerin faydalarını gördüm. Şu konulara eğilmen lazım ya da mastırını şu alanda yapmalısın gibi, doktoranı şu konuda yapabilirsin gibi tavsiyeleri oldu. Onların çok faydasını gördüm. Allah razı olsun kendisinden. Yine bunun yanında tabi anne olarak çok yakından ilgilenen ve gerçektende bizim derdimizle dertlenen bir anne idi. Onun için de üniversite sınavına girmeden önce tercih formunu doldururken üniversitelerin sıralamasını yaparken gerçekten de geceleri uykusu kaçmıştı. Gece uyanıp acaba şu üniversiteyi şuraya mı yazsam, bunu diğerinin önüne yazsak mı daha iyi tercih sıralaması yaparız diye bu kadar yakından ilgilenmiştir. Allah razı olsun.

Bunun dışında tüm hayatım boyunca sabah erken kalkarken, "Sabah erkenden kalkacak, nasıl gidecek?" diye merhametli, çocukları ile dertlenen, onlara çok yakın bir insandı gerçekten de. Devamlı evdeki gelişmelerden haberdardı. Üzüntülerimiz ile üzülür, sevinçlerimizle sevinirdi. Bunların yanında yine ablamların ve eşimin değindiği gibi, manevi yönü de elhamdülillah çok kuvvetliydi. Bunu sadece biz değil, kendisini tanıyan birçok kimse söylüyor. Mesela daha önce de belirtmiştim, geçen sene vefattan sonra anma kitapçığında da söylemiştim, beni çok etkileyen bir olay; yine bir gün evde iken, ben dışardan geldim. Kendisi evde idi. Odasına gittim baktım, yine tespih çekiyor, dua ediyor. Dışarda lapa lapa kar yağıyordu. Güzel bir manzara vardı. Ağaçların üzerine karlar gelmişti. Ama annem ağlıyordu. Şaşırdım tabii böyle güzel bir manzara karşısında niye ağlıyor diye. Sordum kendisine. O da Elif ablamın biraz önce söylediği gibi, Biz burda sıcak evimizde bu manzarayı seyrederken, hoşumuza gidiyor. Ama şimdi yakacağı olmayan, maddi durumu yerinde olmayan bir sürü fakir fukara var ülkemizde. Binlercesi var tüm dünyada. Onları düşünüyorum. Onlar o konumda iken, ben bu manzarayı nasıl izlerim? Hüzünlendim, ağlıyorum demişti. O manzarayı hiç unutamam, çok etkilemişti beni.

Onun hayatı anlatmakla bitmez...

Peki, Erbakan Hocamızın yoğun siyasi çalışmaları vardı. Belki de eve zaman ayırma noktasında görev Nermin Hanım"a düşüyordu. Sizler için hem anne hem baba olma durumunda oldu, çünkü eşi Necmettin Erbakan"ın yoğun olması nedeniyle böyle şikayetleri olur muydu, iki görevi hakkıyla yüklenir miydi? Bu konuda ne diyeceksiniz?

Ben de tam oraya gelecektim. Gerçekten de yük omuzlarında olmasına rağmen, bundan hiç kendisi gocunmadığı gibi, deyim yerindeyse, bize de bunu hiç hissettirmedi. Çünkü ben bunu da şuna bağlıyorum. Kendisi de Millî Görüş hareketinin başından beri içinde olduğu için, gerçekten de eşi bu partinin liderliğini yaptığı, başbakan olduğu için değil, hareketin önemini ve ne kadar doğru bir yol olduğunu bildiği ve inandığı için Gerçekten Millî Görüşçü idi. Sadece eşi genel başkan olduğu için değil kesinlikle Dolayısıyla bu hareketin bir neferi olarak gördüğü için kendisini Babam da bu çalışmaları sürdürürken, evde yeteri kadar bulunamaması, bize zaman ayıramaması onu hiç etkilemiyordu diyebilirim. Ve bunu bilinçle, Allah rızası için o yükü yükleniyordu, o yükü omuzlarında kaldırıyordu. Bize de hissettirmiyordu. Bundan da hiç rahatsızlık duymuyorduk. Severek, bu işi Allah rızası için yapıyorduk. Çok zor. Yani saymakla anlatmakla bitmez. Gerçekten de biz burada, denizdeki bir kaç damlayı söyleyebildik. Allah kendisinden razı olsun. Allah inşallah bizi cennette buluştursun.

Faruk Baykoç beyefendi siz büyük damatsınız. Sizin düşünceleriniz nelerdir?

Faruk Baykoç- Annemizin birinci ölüm yıldönümünde ailece bir araya gelmiş bulunuyoruz. Tabi bu birinci yıldönümümüzde hem üzüntülerimizi tazeliyoruz ama insanın bir yakını kendisinden ayrılınca bu üzüntüleri tazelemekle beraber hoş hatıralara da temas etmesi gerekir. Çünkü ona da ihtiyacımız var. Zamanla zaten bu üzüntülerle bu hoş hatıralar yer değiştiriyor. Bu da sanıyorum Cenab-ı Hakk"ın bize verdiği güzel bir hediye. Üzüntünün arkasından bir sabır, tevekkül ve sükünet. Aksi takdirde zaten dayanılamazdı. Şimdi ben bu pencereden bakınca belki hepimizin hoşuna gidebilecek annemizin bir yönünden bahsetmek istiyorum.

Yalnız kendisi son derece titiz bir insandı. Tabi bu titizlik takva arayışında. Bu titizliği en fazla ön plana çıkardığı noktada yiyecek içecek konuları idi. Camiamız bunu bilirdi. Fakat bu yabancı olduğumuz çevrelerde pek fazlaca bilinmezdi. Ailece bir restarona gittiğimizde başlangıç siparişi verirken kendisi sorardı, servis görevlisi arkadaşlara, et suyu kullanıyor musunuz diye. Onlar da et suyunu kullanmanın iyi birşey olduğunu düşünerek, tabii efendim kullanıyoruz, derlerdi.O zaman ben almayayım derdi. Biz buna hepimiz gülerdik. Hoşumuza giderdi. Görevli arkadaşlara aynı soruyu yöneltince, maalesef efendim kullanmıyoruz, deyince o zaman ben bir çorba alayım derdi. Biz yine buna gülerdik. Hoş bir hatıra.

Tabi biraz önce eğitimden Fatih bahsedince benim de bununla ilgili güzel bir hatıram var. Allah nasip etti 2000 yılında Doçent oldum. İstanbul"da imtihana girdikten sonra bir şükür için Eyüp Sultan Hazretlerine gideyim dedim ailemle beraber. Caminin avlusuna girdiğimde bir telefon, arayan annemdi. İlk tebrik edenlerden birisiydi. Bu tebrik beni çok duygulandırmıştır. Hem eğitime verdiği önem hem de ailevi ilişkileri üst düzeyde tutmaya çalışan bir özelliği takdire şayandı. Nasihatleri ön planda idi.

Annem yapılan haksızlıkları hep soğukkanlılıkla karşıladı

Zeynep Erbakan Baykoç Hanımefendi, siz ilk evladısınız. Çocukları anlamında da belki de bir çok şeyi sizinle paylaşabiliyordu. Belki birçok şeyde sizle sırdaş olabiliyordu. Bir anne kız ilişkisi şeklinde mi yoksa arkadaşlık düzeyinde mi giderdi münasebetleriniz?

Zeynep Erbakan Baykoç- Annem ile gerçekten çok uzun süre beraber olmak bana nasip oldu. Bundan dolayı da ne kadar şükretsem azdır. Babam çalışmaları dolayısıyla genelde çok fazla bizimle beraber olamıyordu. Ama kendisi hem annelik hem de babalık görevini birlikte üstlenmiş bir insandı. Kardeşlerim arasında yaş farkı vardır. Yakın da değildir. Ondan dolayı birlikte her konuda konuşturduk. Kardeşlerimle ilgili bir sorun olunca gelip benimle paylaşırdı. 80 ihtilali döneminde iken ben 13 yaşında idim. O zaman da biz birlikte gece yarısı olmuş ilk haberi aldığımız zaman gelip ilk uyandırdığı kişiydim. O dönemde olsun ondan sonraki dönemlerde olsun.

Biliyorsunuz ülkemizde siyasette özellikle RP ve FP döneminde fırtınalı bir dönem yaşandı. Partilerin kapatılması, haksız yere bir takım şeylere maruz kalmamız ama annem bunları hep soğukkanlılıkla karşılardı. Çok şükür Yarabbim derdi. Çünkü bu dünyada biz bunlara maruz kalıyoruz diğer tarafta bunların neticesini alacağız inşallah, cennette en yüksek makamlara eriştirmek için bunları bize veriyorsunuz derdi. En önemli özelliklerinden birisi de daha önce de bahsettikleri gibi. Hud Suresi'nde emrolunduğu gibi, "dost doğru ol" şeklinde yaşamaya gayret ederdi kendisi hep. Kendisi doğruluktan yanaydı, çok titiz bir insandı. Bu sadece gıda anlamında değil, özellikle abdest konusunda ve namazı eda etme hususunda son derece titiz davranırdı. Abdest alırken biraz uzun süre geçirirdi. Mesela hastanede iken de son anjiyoya gitmeden önce birlikteyken söylediklerinden bir tanesi de bize rica ettiği şeylerden biri de kendisi için bir çeşme yaptırmamızı istemişti.

Çünkü çocuklar çok şükür israf etmeden yaşamaya çalıştım, müsrif bir insan olmamaya özen gösterdim, ama nedense su konusunda pek başarılı olduğuma inanmıyorum. Onun için ben vefat ettiğimde benim adıma bir çeşme yaptırın dedi. Namazı kesinlikle ev kıyafeti ile kılmazdı. Namaz üstü ayrıydı, seccadesi ayrıydı. Ayrı bir yerde özenle saklardı. Evde örttüğü başörtüsü ile namazda kullandığı başörtüsü farklı idi. Bu gibi şeylerde onun için ben bu şekilde istiyorum derdi. Biz de inşallah çeşme yapımını gerçekleştirmek istiyoruz.

Peki Zeynep Hanım, o fırtınalı dönemde 12 Eylül olsun 28 Şubat dönemi olsun yasaklar, yargılamalar olsun, babanızla ilgili olarak söylüyorum, annenizin duruşu neydi, nasıldı? Çünkü o zamanları yaşayan, canlı canlı yaşayan evlat sizsiniz?

Kendisi tabiri caizse kaya gibi dimdik ayakta idi. Hiçbir zaman öyle çok fazla ağlayarak etrafa hissettirmek istemezdi. Hep bunları şükrederek karşılardı. Ne mutlu ki, bu gibi haksızlıklara maruz kalıyoruz. Ama öbür tarafı kazanmak için yani Cenab-ı Hakk"ın yolunda, rızasında bir takım şeyler daha farklı da olabilir diye düşündüm. Biliyorsunuz bir çok iftiralara maruz kalındı. Bunların iftira olduğunu herkes biliyordu. Başka yönlerde de olabilir, başka iftiralara da maruz kalabilirdik. Ama bu tabi bu dünyada üzüntümüzle birlikte öbür tarafa herhangi bir kazancımız olmayabilirdi diye düşünürdü. Bizimle birlikte oturur paylaşırdı bunları, hatta Babam eve geldiğinde onu da teselli etmeye çalışırdı.

Babam da böyle sağlam karakterli bir insandı. Hiç üzüldüğünü belli etmez, ne oldu nasıl geçti, yargılama vardı bugün diye sorduğunuz zaman, iyiydi çok şükür, derdi. Biz daha sonra babamın arkadaşlarından duyardık, şöyle oldu, böyle oldu, netice çok kötü olacak bildiğiniz gibi değil, diye. Biliyorsunuz bu 80 döneminde biz babamları ziyarete giderken hep ekipler halinde, 5 kişilik 10 kişilik ekipler halinde giderdik. Kendisinin dava arkadaşları ile birlikte eşleriyle çocuklarıyla devamlı böyle bir hüzün, bir üzüntü acaba ne olacak diye. Ama çok şükür babamın bize vermiş olduğu gayret ve cesaret ile zor günler tabii insanın ailesinden ayrı olması çok zor bir şey. Ama inşallah bunun mükafatını alacağız. Zafer inananlarındır. Hatta Fatih çok küçüktü o dönemde, 1.5 yaşlarında falan. Hatta son sefer ısrarla "ben içeriye girmeyeceğim, babam bize gelsin" demişti. Bu son ziyaret olmuştu. İki gün sonra tekrar bir dava vardı. Babamlar tahliye oldular.

Komşuları ile olan ilişkileri nasıldı?

Aşağı Ayrancı"da oturuyorduk. Hemen karşı komşumuzla çok samimiydik. Diğer komşularımızla selamlaşma şeklinde bir ilişkimiz vardı. Genelde belli günlerde kandillerde ziyaret ederlerdi birbirlerini. O komşumuzun kendi ailevi problemleri vardı. Anneme devamlı danışırdı. Hep fikir sormak için gelirdi. Annem de ona yardımcı olmak için gayret ederdi. Genelde annemin komşuluk ve arkabalık ilişkileri ön planda idi. Hep yanımızdaki yardımcı insanların aileleri ile ilgilenirdi.

Hatta ben hep derdim, bir yakınımız vardı. Elif küçüktü, o kadın bize yardım etmek için gelirdi. Anne bıktım artık senin bu yakınlarından, hep bunlara gidiyoruz geliyoruz biraz da bizim sınıf arkadaşlarımıza gidelim dediğim zaman olsun kızım derdi. Onlarla birlikte olmak çok daha önemli.

O zaman da Başbakan Yardımcılığı yapmış olduğu bir dönmedi. Onlar da hayretle bakardı. Onların eşi dostu gördüğü zaman, bunlar bize nasıl olsa gelmez, derlerdi. Hadi çağır da bize gelsin derlerdi bunu hatırlıyorum: Hanife hanımdı ismi. Annem de kalkar gider bazlama börekleri yedikten sonra, Allah Allah biz hiç böyle olabileceğimizi düşünmemiştik. Öyle bir Başbakan Yardımcısı eşi olabileceğini tahmin etmiyorduk, ne kadar mütevazı, alçak gönüllü bir insanmış demişlerdi.

Vefatından önce hastane ortamında genelde üç-dört gün önce malum olduğu söylendi. Ama bir sene öncesinden beri son olacak olan şeyleri "son" diye anlattı. Mesela, o sene yaz sonu yazlıktan dönecektik. Abdest konusunda evhamlı olduğu için kahvaltı ederse üzerine dökülecek, tekrar araba ile İzmir"e gideceğimiz için genelde kahvaltı etmeden yola çıkardı. Yolda birşeyler atıştırdı. Ancak Elifler önceden bir araba ile hareket ettiler. Biz de annem, babam, ben ve Hüdanur birlikte döneceğiz, arkadan bir araba ile İzmir"e gideceğiz.

Annem iskeleye gitmek istiyorum dedi. Kahvaltı ettik, yarım saat geçti. Arka taraftan arkadaşlar haber gönderiyorlardı, artık çıkmamız lazım uçağı kaçırabiliriz diye. Babam hazırlanmış bizi bekliyor. Annemle ben iskeledeyiz, Zeynep olsun, uçağı kaçırmak uğruna da olsa ben bir çay daha içmek istiyorum, çünkü bir daha belki burda çay içmek nasip olmayabilir dedi. Ben sadece o sene için diye düşünmüştüm. Yani bir daha buraya gelmeyeceğiz, seneye yaza kadar çay içemeyeceğiz diye düşündüm. Ama gerçekten öyle oldu. İskeledeki en son çayı imiş.

Vefat ettiği günü de bir Kadir Gecesi olarak hissettiğini söylemiş, o zaman da Ramazan"ın son 10 günü başlamıştı

Son 10 günde 26'sını 27'sine bağlayan gece idi. Mesela yazlıktan dönüşte 10 gün kadar bizim İstanbul seyahatimiz olurdu. Fakat babam sorduğu zaman İstanbul"a gitmek ister misiniz? dediğinde Yok nasıl olsa Bayramda İstanbul"a gideceğiz. Bayrama bir ay kaldı. Artık direk Ankara"ya dönelim demişti. Biz hiç bir şekilde böyle olacağını hayal etmemiştik, böyle bir İstanbul seyahati olacağını. İnşallah Rabbim, sağlık, sıhhat, saadetler içinde babamla birlikte uzun ömürler nasip etsin bize, cennettede hep birlikte olmayı nasip etsin. Allah babamızı başımızdan eksik etmesin.

Mehmet Altınöz- Zeynep Hanım, annemin benim adıma bir çeşme yaptırın vasiyetinden söz ettiler. Bu konuda benim memleketim Niğde'nin Koyunlu beldesinde büyük bir çeşme yaptırıyoruz. Ayrıca bir Osmanlı şehri olan benim doğum yerim Bursa'da çeşme ile ilgili çalışmalarım var. Bizzat ben kendim takip ediyorum. Ayrıca muhterem babam bahsedecektir, Pakistan'da annem adına güzel bir cami yapıldı.

Şuurlu Müslünan dört şeyle ölçülür

Efendim, Nermin Hanımefendi"nin hayatı anlatılırken, onunla yaşadıklarınız da sizin gözünüzün önünde bir film şeridi gibi geçti. Şimdi söz sizin:

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN

Evlatlarım ve torunlarım eşim Hatice Nermin Erbakan hakkında pek çok hususu dile getirdiler. Söylediklerinin hepsi gerçeklerin ta kendisidir. Cenab-ı Allah nasip etti, 40 seneye yakın o mübarek insanla beraber olmak nasip oldu. Hemen itiraf edeyim ki, kendisinin ne kadar müstesna bir insan olduğunu insan tabi işler arasında meşgulken beraberliğimiz esnasında tam manasıyla hissedebilmiş değilim. Şimdi daha iyi anlıyorum herşeyi ve neyle ölçüyorum. Önce bir defa, benim inancıma göre bir şuurlu Müslüman dört şeyi ile ölçülür. Birincisi, temizlik, Müslümanlığn ayrılmaz bir parçasıdır. İkincisi güzel ahlak. Üçüncüsü, ibadetlerini eksiksiz yerine getirmesi. Dördüncüsü de cihad etmesi.

O açıdan baktığım zaman bunların hepsini tasavvurların üzerinde en mükemmel bir titizlikle gayretle yerine getirmiş bir insan. Bundan dolayıdır ki, yaptığı herşeyi düşündüğüm zaman bugün, kendisine hakikaten bizim inancımızda EVLİYA denir. ONUN BİR EVLİYA OLDUĞU KANAATİNDEYİM.

Şimdi tabi önce şurdan söze başamak istiyorum. Cenab-ı Allah bu kainatı ve dünyayı bildiğimiz gibi tanzim buyurmuş. Kendisi kemal sahibidir. Hiçbir eksiği noksanı yoktur. Yaptığı her işi mükemmel bir şekilde yapar. Kainatın böyle tanzim edilmiş olması Cenab-ı Allah"ın kemal sıfatının bir tecellisidir. Ve bu tanzimin içerisinde ölüm vardır. Ölüm en büyük derstir. En büyük ibrettir ve bizim düşündüğümüzün çok daha üstünde mükemmelliyetin bir gereğidir. Ancak Rabbimiz aynı zamanda Rahman ve Rahimdir. Ölüm acı birşeydir.

Siz kırk sene her zaman beraber olduğunuz bir insanla yine beraber olmak istediğiniz bir anda bakıyorsunuz ki ona ulaşmıyorsunuz, yanınızda değil, soramazsınız, fikrini alamazsınız, bu büyük bir acıdır. Ondan dolayı ölüm acıdır. Ancak, Efendimiz Aleyhisselam da bu acıları çekmişir. Çünkü Cenab-ı Allah bizim düşünebildiğimizden çok daha mükemmel bir şekilde kainatı bu esas üzerine tanzim buyurmuşur. Fakat diğer yandan Rahman ve Rahim olduğu için, ben size bu acıları veririm ama size sabır da veririm. Sabr-ı Cemil.

Bu acıya tahammül ettiğiniz için ben size çok büyük mükafat veririm. Ecri Cezil. Kaldı ki ben sizi cennette tekrar buluşturacağım. Onun için meseleyi kısa vadeli olarak düşünmeyin. Yarın cennette buluştuğunuz zaman şu anda çektiğiniz acıları, bir tatlı hatıra olarak konuşmaya başlayacaksınız. Çektiğiniz acıların geçici olduğunu düşünün, bunun kısa bir süre olduğunu dikkate almak suretiyle, kendinizi teselli edin diyor bize. Ve bu sabr-ı cemili veriyor bize. İnşallah cennette buluşturacak. İnşallah bu ayrılıktan doğan acıları hakikaten tatlı bir hatıra olarak kendisiyle görüşmeyi nasip edecek. Böyle tanzim buyurulmuş bu dünya, çünkü Rabbimiz herşeyin en mükemmelini yapar. Ondan dolayı Allah'ın emri ile sabretmek ve sabrı cemilden başka yapacak birşey yoktur. Bir Müslümanın böylesi bir durumda söyleceği söz innalillahi ve inna ileyhi raciundur. Cenab-ı Allah"a bize bu sabrı verdiği için O"na şükrederiz.

Bütün yükler benim üzerimden ona intikal etmiştir

Benim ayrıca fazla bir teferruata girmeme gerek yok. Burada söylemek istediğim bir kaç husus şudur: Siz sordunuz demin, ama onlar kendi açılarından cevap verdiler. Bir de benim açımdan bu soruların cevaplandırılması lazım. Bu 40 sene esnasında düşünün siz, cep telefonu daha yenidir 10 senelik bir iştir, bunun 30 senesinde biz eve Türkiye'nin muhtelif yerlerinden bazen 3 ya da 4 gün hiç uğramadığımız gibi gecenin ikisinde üçünde gelmişizdir. Hatta yapmış olduğumuz toplantının arkasından herkes uğurlamaya geldiği için onlarla meşgul olduğumuz için bir yere gidip telefon etmeye ya da birisine telefon edeyim demeye bile fırsatımız olmamışır. Şimdi kendinizi onun yerine koyunuz, bekliyorsunuz araba ile geleceğiz, her türlü ihtimal olabilir, kaza olabilir. Gece yarısı üçe kadar haber bile alamıyor ve böylece yıllarca buna sabrediyorsunuz. Evlatlarımın söylediği gibi, bunu ibadet saydığı için bunun mükafatlarını yarın ahirette alacağını bildiğ için bütün bunları sabırla karşılamıştır. Hiçbir zaman şikayetçi olmamışır, tam tersine bu imkanlara sahip olması nedeniyle Cenab-ı Hakk"a şükretmişir.

Tabi Türkiye'nin siyasi hayatı malum. Bizim davamız bakımından bir çok güçlükle karşılaşmak pek tabidir. Bu güçlüklerle karşılaşıldığı zaman sonunda yük benim üzerimden onun üzerine intikal etmişir. En son yükü taşıyan odur. Ancak bu yükü taşırken evlatlarımın söylediği gibi, hiçbir zaman bunu hissettirmemişir. Daima metin olmuştur. Bunun karşısında ahirette alacağı mükafatı düşünmüşür. Ve bundan dolayı da bunun Cenab-ı Allah"ın bir lütfu olduğunu bilerek, bunlardan her zaman manevi bir haz almışır. Bu her insana nasip olacak bir vaziyet değildir. Ondan dolayı demin ki sözümü tekrar ediyorum. Bunları ben düşündüğüm zaman kendisinin hakikaten bir EVLİYA olduğu kanaatindeyim.

Bunu aynı zamanda iki şey ile de teyid etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, az önce Kur'an-ı Kerim"de Hafız kardeşimiz Tevbe Suresi'nin 71 ve 72. ayeti kerimelerini okudu. Şimdi bu ayeti kerimelerin mealini, bir kere süratle okuyalım, Cenab-ı Hakk ne buyuruyor, (Mü"min erkekler de Mü"min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. Şüphesiz Allah onlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah aziz ve hikmet sahibidir.)

Cenab-ı Hakk ayette iyi Müslüman erkek ile iyi Müslüman hanımları Allah"ın dostlarını, evliyaları tarif ediyor. Arkasından gelen 72. ayeti kerimede de bu şekilde olan müstesna kullarına ne şekilde vereceğini tarif ediyor. Ne diyor (Allah mü"min erkeklere ve mü"min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Aden cennetlerinde güzel meskenler vaadetti. Allah"ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur)

Yani bir insan 71. ayetteki vasıflara sahip olursa Cenab-ı Hakk onu cennetine koyar ve aynı zamanda Allah onlardan razı olur. Allah"ın razı olması ise en büyük nimettir, hiçbirşey ile mukayese edilmez. Peki bunlara layık olabilmek için ne olmak lazım. Şimdi tane tane okuyalım. Mü"min erkekler de Mü"min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Şimdi Rahmetli Hatice Nermin Erbakan, evlatlarından dinlediniz, önce cihat yolunda çalışanların hepsini teşvik etmişir. Koruyuculuk yapmıştır. Destekçilik yapmıştır. Onlara bir velilik yapmıştır.

Ve gerçekten iyiliği emretmiş ve kötülükten alıkoymuştur. Namazı dosdoğru kılarlar, hepsi tekrar tekrar ifade ettiler, önce bir defa namaz için alınacak olan abdesti, ondan daha titiz insan bulamazsınız. Fevkalade titiz bir şekilde abdestin şartlarını yerine getirmek hususunda hepimizi hayrette bırakacak şekilde, bu kadar titizlik gösterme, yapma, kendine acı, demekten biz kendi halimizi tutamamışızdır. O ise bıkmadan usanmadan en güzel şekilde temizliğe riayet etmiştir.

Yediklerinin temizliğine çok dikkat ederdi. Düşünebiliyor musunuz, mayalarda karışıklık vardır diye kendisi özel ekmek yaptırarak yaşamıştır. Biz Avrupa seyahatlerine gitmişizdir. Peynirini, ekmeğini kendisi götürmüştür. Biz etimizi özel bir insana kestiririz besmele ile. Özel kasaplarda hazırlanır, diğer kasaplardan et almayız. Onun gayreti ile onun teşviki ile. Düşünebiliyor musunuz. Bunlar dışarıdan gözükmez. Ama baktığınız zaman, vay canına yahu, bu ne hassasiyet bu ne dikkat. Bu ne kadar büyük bir gayret. Bu olacak iş değil. Hem bu toplumun içinde olacaksınız, hem de bu toplumun şüpheli herşeyinden kendinizi koruyacaksınız. Korumak için elinizden geleni yapacaksınız. Bu, akıl hafsala almayacak birşeydir, temizlik bakımından.

Ve namazı dosdoğru kılar. Bunun içerisinde sadece abdest meselesi değil, namazlardaki her türlü itina, nafile namazlar Ve düşünebiliyor musunuz siz? Ömrü boyunca sabah namazlarını kaçırırım endişesi ile geceleri uyumamıştır. Duydunuz mu böyle bir şeyi?

Sabaha kadar oturur, sabah namazını kılar, ondan sonra istirahat eder. Namazları dosdoğru kılmak ve aksatmamak için Bunları konuşması dile kolay da, yapması öyle dile kolay olmayan şeylerdir. HANİ CENAB-I ALLAH"IN DOSTU OLMAK, EVLİYASI OLMAK KOLAY KOLAY KAZANILAN BİRŞEY DEĞİLDİR. Zekatı verirler. Daha aylar öncesinden listeler ellerindedir. Kuruşu kuruşuna zekatını hesaplar, fazlasını da üzerine koyar, en fakir, en muhtaç insanları araştırır. Bunlara verir. O zekat işlerinde de şimdi çocuklar aynı yolda devam ediyor. Böylece Cenab-ı Allah"ın bu emrini de en titiz şekilde yerine getirirdi.

Allah ve Resulü"ne itaat ederler, bunda tabi şek ve şüphe yok.

İnşallah Allah onlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah Azizdir ve Hikmet sahibidir. Cenab-ı Allah bu ayeti kerimede ölçüleri koymuş. Bu ölçüler bakımından size, nasıl müstesna bir insan olduğunu anlatıyorum. Ve bunların sonucu olarak da inancımı söylüyorum, bu inancımı teyid eden delil olarak da, bu ayeti kerimeyi gösteriyorum. DİYORUM Kİ, BAK CENAB-I ALLAH ÖLÇÜLERİ KOYMUŞ. BU ÖLÇÜLER AÇISINDAN BAKTIĞIMIZ ZAMAN, BU İNSAN ALLAH DOSTU BİR İNSANDIR, BİR EVLİYASIDIR KANAATİNE VARIYORUM. Kendilerinin Allah dostu kanaati uyandığı bir çok dostumuz var Allaha şükür. Bunlar vefatı üzerine demişlerdir ki, Hatice Nermin Validemizi, ahirete intikal ettiği zaman, Hazreti Fatıma Validemiz ve Ayşe Validemiz hoşgeldiniz diye karşılamışlardır. Onun için biz, bu anlatılanlar ile kendisini tarif etmiş olmuyoruz. Allah gani gani rahmet etsin ve en büyük makamları inşallah vermiştir. En büyük makamları kendisine nasip etsin.

Şimdi zayi alametlere baktığımız zaman, sizin de demin işaret ettiğiniz gibi Cenab-ı Hakk"ın huzuruna Ramazan ayında gitmiştir. Yine bahsettiğimiz dostlarımız, o günün Kadir Gecesi olduğunu işaret etmişlerdir. 63 yaşında gitmiştir, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam"ın yaşında Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, Mirac"a çıkmadan önce kalbinden ameliyat oldu, o da kalbinden ameliyat olarak Allah'ın huzuruna gitti. Ve son ana kadar söyledikleri gibi, şöyle şöyle yapacaksınız diye, hayır yolunda gerekli her türlü vasiyetleri yapmış ve hayırlı zamanda da, dolaylı yoldan, "Bak gelecek sene burada olamayabilirim haa, ben bulunmayabilirim haa, şunlara şunlara dikkat edin" diye, imalı bir şekilde gereken tenbihatı yapmıştır.

Örnek insanlar tanınmalı ve bilinmelidir

Şimdi tabii bütün bu delillerden dolayı, kendimizi teselli ediyoruz, Cenab-ı Hakk"a sonsuz şükürler ediyoruz. Ve kendisine en büyük makamları diliyoruz. Ve aynı zamanda da inşallah, Cenab-ı Allah"ın cennetinde yarın tekrar bizleri biraraya getirmesini Cenab-ı Allah"tan niyaz ediyoruz.

Bunları bir yandan yaparken, bir insan, meftası için ne yapabilir? Meftası için dua edebilir, o halde dua edebilirsiniz. Mevtası için sadakayi cariyelerini, yani kendi hayatından sonra devam eden hayır işlerinin devam etmesine yardımcı olabilirsiniz. Bunları yapmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Bundan başka, kendisi için Kur"an okursunuz. Yeni sadakayi cariyeler, kendisi için ihdas edersiniz. Bunları yapmakla mükellef olduğumuzu biliyoruz.

Niçin? Çünkü örnek insanlar tanınmalı ve bilinmelidir. Bizim asırlar boyu Selçuklular"da, Osmanlılar"da dünyanın hakimi en büyük devlet oluşumuz nerden ileri gelmektedir? Sosyal bünyemizin güçlü olmasından. Sosyal bünyemiz niçin güçlü olmuştur? Çünkü her köyde alim insanımız olmuştur. Ve yine her köyde yeni yetişen genç kızlarımıza yol göstermek üzere bir muhterem ninemiz ve muhterem hatun kimse olmuştur. O örnek olmuştur, diğer çocuklar o örneğe heves etmiştir.

Türkiye"nin bugün her bakımdan ifsad edilmek için planlı çalışmaların altında inim inim inlediği bir dönemde, güzel örnekler ne kadar güzel örnek taşıyor. Bu örnekleri halkımıza tanıtmalıyız. Genç kızlarımıza bu örnekleri göstermek suretiyle, onları özendirmeliyiz. Bunu yapmak sadece o genç kızlarımızın dünya ve ahiret saadeti için değil, sosyal bünyemizin güçlenmesi, yeniden büyük Türkiye"nin kurulması için de buna ihtiyacımız var. Bu sebeplerden dolayıdır ki, inşallah kendisini tanıtmak hususunda bir vakıf tesis edeceğiz. Bunu daha önce de söylemiştim. Ve bu vakıf sayesinde bir yandan sadakayi cariyelerin devamına, öbür yandan da insanların sadece kendisi değil, bütün büyüklerimizi, hanım örneklerimizi tanımalarına elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Cenab-ı Allah bizlere bu hizmetleri yapmayı nasip etsin. Kendisine de inşallah en büyüklerle beraber olmayı nasip etsin. Cenab-ı Allah, inşallah en hayırlı kullarına yaptığı muameleyi, kendisine yapsın. Allah hepimizi şefaatinden ayırmasın. İnşallah cennetinde buluştursun. Cenab-ı Allah"tan hepimizin geçmiş mevtalarının hepsine rahmet diliyorum.