Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM) Başkanı ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Şahin, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nda, Türkiye'nin Kabotaj Kanunu ile kazandığı deniz egemenliğini nasıl “Mavi Vatan” doktriniyle daha da genişlettiğini AA Analiz için değerlendirdi.
TÜRKİYE'NİN DENİZLERDEKİ HAK MÜCADELESİ
1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğini hatırlamak ve geleceğe dönük stratejisini değerlendirmek açısından özel bir anlam taşır. Kabotaj Kanunu ile kıyı sularında yeniden egemenlik kuran Türkiye, bu tarihi kazanımı “Mavi Vatan” doktriniyle derinleştirerek uluslararası ölçekte stratejik bir deniz politikası geliştirmiştir.

TÜRKİYE'NİN DENİZ COĞRAFYASININ STRATEJİK BOYUTU
Türkiye, Karadeniz’den Ege’ye ve Akdeniz’e uzanan beş deniz havzasında yer alan, üç tarafı denizlerle çevrili nadir ülkelerden biridir. Bu jeopolitik konum, yalnızca deniz ticareti değil, enerji güvenliği, iletişim altyapısı, balıkçılık, savunma ve ekonomik çıkarlar açısından da büyük fırsatlar ve riskler barındırır.
Antik çağlardan günümüze denizler, uygarlıklar arası etkileşimin, zenginliğin ve gücün taşıyıcısı oldu. Bugünse aynı denizler enerji nakil hatlarının, küresel ticaret yollarının ve savunma stratejilerinin vazgeçilmez alanları haline geldi.

EGEMENLİĞİN DENİZLERDEKİ YANSIMASI
19. yüzyılda Amerikalı denizci stratejist Alfred Thayer Mahan’ın “Denizlere hükmeden, dünyaya hükmeder” yaklaşımı, deniz gücünün küresel güç projeksiyonu için vazgeçilmez olduğunu ortaya koydu. Bu düşünce, Osmanlı denizciliğinde de karşılık bulmuştu. Barbaros Hayreddin Paşa’nın “Denizlere hâkim olan, cihana hâkim olur” sözü, Akdeniz’de Türk deniz gücünün tarihsel köklerini anlatır.
Ancak Osmanlı’nın zayıflamasıyla birlikte denizlerdeki üstünlük kaybedilmiş; kapitülasyonlar, limanlarda ve iç sularda bile egemenliği zedelemişti. I. Dünya Savaşı sonrası yaşanan işgaller, Sevr Antlaşması ve boğazların kontrolünün kaybı, Türkiye’nin denizlerle olan bağını koparma girişimlerine dönüştü.

KABOTAJ HAKKININ GERİ KAZANIMI
Lozan Antlaşması ile kapitülasyonların sona ermesi, Türkiye’ye yeniden kabotaj hakkı kazandırdı. 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, Türkiye’nin kendi kara sularında yalnızca kendi vatandaşları ve bayrağını taşıyan gemiler aracılığıyla deniz taşımacılığı yapabilmesini güvence altına aldı.
Bu adım sadece teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda deniz yetki alanlarında tam egemenliğin tesisi anlamına geliyordu. Kabotaj hakkı sayesinde Türk deniz ticareti, tersanecilik, balıkçılık ve denizcilik eğitimi gelişti; böylece ulusal denizcilik kültürü yeniden inşa edilmeye başlandı. Bu nedenle her yıl 1 Temmuz, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olarak kutlanıyor.

KABOTAJDAN MAVİ VATAN'A GEÇİŞ
Kabotaj hakkı, bir taşımacılık ayrıcalığının ötesinde milli egemenlik, ekonomik bağımsızlık ve güvenlik politikalarının temel taşıdır. Bu vizyon, 21. yüzyılda “Mavi Vatan” doktriniyle yeniden anlam kazandı. Türkiye artık deniz yetki alanlarında yalnızca sahip olduğu hakları değil, bu alanların ekonomik potansiyelini ve stratejik önemini de koruma kararlılığını ortaya koyuyor.
Mavi Vatan anlayışı, Türkiye'nin denizlerdeki uluslararası hukuk çerçevesinde tanımlanmış egemenlik haklarını hem diplomatik hem askeri düzeyde savunmasını mümkün kıldı. Doğu Akdeniz'de Yunanistan, İsrail ve GKRY'nin oluşturduğu ittifaka karşı yürütülen aktif dış politika, bir yandan Kıbrıs Türk halkının haklarını savunurken diğer yandan Türkiye’nin bölgedeki enerji ve güvenlik menfaatlerini de koruma altına almayı hedefliyor.

STRATEJİK DENİZCİLİK VİZYONU: DONANMA VE ENERJİ
Mavi Vatan, Türkiye'ye yalnızca askeri değil, teknolojik ve ekonomik anlamda da yeni bir stratejik ufuk sundu. Türk Deniz Kuvvetleri, MİLGEM projesi, TCG Anadolu, denizaltı ve insansız deniz araçları gibi modern platformlarla güçlendirildi. Böylece çok cepheli tehditlere karşı daha hazırlıklı, caydırıcılığı yüksek bir yapı oluşturuldu.
Bununla birlikte Türkiye, denizlerdeki enerji potansiyelini de değerlendirmek üzere kendi sismik araştırma ve sondaj filosunu kurdu. Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han gibi gemilerle enerji kaynaklarını kendi imkânlarıyla arayabilen nadir ülkelerden biri haline geldi. Bu durum, daha önce dışa bağımlı olunan enerji arama süreçlerinde Türkiye’yi bağımsız ve güçlü bir aktöre dönüştürdü.

"MAVİ VATAN", YENİ NESİL BİR DEVLET POLİTİKASIDIR
Kabotaj Kanunu ile başlayan denizlerdeki egemenlik mücadelesi, bugün Mavi Vatan vizyonuyla daha geniş bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu vizyon, Türkiye'nin sadece savunma konseptini değil, ekonomik bağımsızlığını, enerji güvenliğini ve uluslararası hukuk temelinde deniz haklarını da kapsayan bütüncül bir stratejiye dönüşmüştür.
Dolayısıyla Mavi Vatan, yalnızca Yunanistan’ın maksimalist tezlerine karşı bir cevap değil, Türkiye’nin denizlerdeki geleceğine yön veren, köklü ve çok boyutlu bir devlet politikasıdır. Bu politika sayesinde Türkiye, artık yalnızca hak talep eden değil, haklarını denizde fiilen koruyan ve uygulayan güçlü bir deniz devleti konumundadır.
[Prof. Dr. İsmail Şahin, Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM) Başkanı ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]