Ümit Yenişehirli: İran’a nükleeri ABD getirmişti

İsrail'in İran'la çatışması 9 gündür sürüyor. Özellikle bu gelişmeden ötürü dünyanın gözü İran'daki nükleer altyapısına odaklandı. Ümit Yenişehirli de İran'ın nükleer geçmişine vurgu yapan bir araştırma yazısı kaleme aldı.

Ümit Yenişehirli: İran’a nükleeri ABD getirmişti

Terör devleti İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ile saldırılan ülkenin karşı atakları dokuzuncu gününde. İsrailli yöneticiler ile halkın büyük çoğunluğunun yıllardır Filistinlilere karşı alamet-i farikası olan acımasız küstahlığının yerinde ise yeller esiyor.

İsrail hükümeti, güvenlik endişesiyle kabine toplantılarını sığınaklarda yapıyor. Kalabalıklar, her an yeni bir füze yağmuru başlayacağı korkusuyla hükümet üyeleri gibi kendilerine sığınacak yer arıyor. Parası olan İsrailliler, belki de dünyanın en pahalı yolculuğunu yaparak, teknelerle Akdeniz üzerinden ülkeden kaçmaya çalışıyor. İsrail’in en büyük destekçisi ABD, “savaşa girme” kartıyla ortamı daha da kaotik hale getiriyor.

Tarihin garip bir cilvesi ise bugün İsrail’in saldırma, ABD’nin de destekleme “gerekçesi” olan İran’daki nükleer potansiyelin, 70 yıl önce bu ülkeye ABD tarafından getirilmiş olması.

KOMÜNİZM TEHLİKESİNE KARŞI ÖNLEMDİ

ABD’nin onlarca yıldır İran’da geriletmeye çalıştığı nükleer teknolojiyi geliştirme çalışmaları, bizzat Amerikalı yetkili ve uzmanlarla başlamıştı. Söz konusu yardım, “Barış İçin Atomlar” olarak bilinen bir Soğuk Savaş stratejisinin parçasıydı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası; iki komünist ülke, Sovyetler ve Çin’e karşı caydırıcı önlem arayışında olan “Hür Dünya”nın lideri ABD, bu amaçla İran’ı Batı’ya daha da yakın tutup, bu ülkeyi ileri karakol haline getirmişti. ABD Başkanı Dwight David Eisenhower,1953’te göreve başlamasından bir yıl sonra, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Barış İçin Atomlar” projesini açıklayıp, nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla yararlanma retoriğini kullanmıştı. Oysa asıl hedef, Sovyetler ile Çin’e yönelik tehdit oluşturmaktı.

ABD, özellikle Sovyetler Birliği’nin nükleer silahlanma yarışındaki ilerlemesini, bu ülkeye yakın coğrafyadaki çalışmalarıyla dengelemek istiyordu. Nitekim Eisenhower, BM’deki konuşmasından kısa bir süre sonra, “Ben, komünistleşmektense atomize olmayı tercih ederim.” diyecekti. O yıllarda ABD ayrıca, İran’da Sovyetler Birliği sınırına yakın bir askeri üs de kurmuştu. ABD’nin bu kadar rahat çalışmasının en temel sebebi ise İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin, ABD’nin bütün taleplerini itirazsız yerine getiren biri olmasıydı.

İRANLI ÖĞRENCİLER ABD’DE NÜKLEER DOKTORASI YAPTI

ABD, projenin olgunlaştırılmasının ardından, 1957 yılında, İran’da ilk araştırma nükleer reaktörünün kurulması çalışmalarına başlamıştı Süreçte, aralarında birçok Yahudi’nin de bulunduğu ABD’li bilim insanları İran’a gelerek, Tahran Üniversitesi arazisine çok yakın bir konumda nükleer reaktör kurma çalışmalarını yürütmüştü. O yıllarda İran’a yoğun bir biçimde uzmanlık, teknik donanım ve eğitim yardımı yapılmaktaydı. Amerikalılar, İranlı personeli nükleer fizik, mühendislik ve reaktör işletimi konularında eğitmekteydi. İranlı öğrencilerin, nükleer bilimi alanında lisans ve doktora eğitimi almak üzere cömert burslarla ABD’deki üniversitelere kabul edilmesi uygulamasına da geçilmişti.

ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUMU KENDİ ELLERİYLE GETİRDİLER

Çalışmalarda 1967 yılına gelindiğinde, proje giderek daha da somutlaşmıştı. Nükleer reaktörü inşa eden Amerikalılar, tesisin faaliyete geçişinin son aşamasındaki en kritik “know-how”da da gereken bütün yardımları yapmışlardı. ABD bu doğrultuda, İran’a yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu da tedarik etmişti.

Projenin, kamuoyuna yansıtılan görüntüsüne göre İran, merkezdeki nükleer teknolojiyi kullanarak elektrik ve tıbbî amaçlar için de radyoizotoplar üretecekti. ABD yönetimi, bu projeyi ayrıca İsrail, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelere getirmek için de çalışmalara başlamıştı. ABD böylece, yeni ve değerli bir teknoloji olan nükleer teknolojisi vasıtasıyla adı geçen ülkeler üzerinde nüfuz kazanmayı da amaçlamaktaydı.

ABD’nin İran’da başlattığı nükleer enerji çalışmalarını Başkan Eisenhower’ın halefleri John F. Kennedy, Lyndon B. Johnson, Richard Nixon, Gerald Ford, Jimmy Carter ve Ronald Regan da aksatmaksızın, hatta geliştirerek devam ettirmişti.

REAKTÖRÜN YANINDA CUMA NAMAZI

İran, nükleer çalışmaları mutlak bir biçimde ABD’nin güdümünde yürütmekteydi. Ülkede zaman zaman, tesisin askerî amaçlarla nükleer silah geliştirmek için kullanılmasına dair kimi tartışmalar yaşanmışsa da ABD tarafının yönetim üzerindeki etkisi sonucu bu hedefe yönelik ilerlemeler sağlanamamıştı.

İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1979 yılında Ayetullah Humeyni’nin önderliğinde “İslam Devrimi”yle devrilmesinin ardından ise yeni yönetim, tesisteki Amerikalıları kovmuş, ABD tarafı ise kendi elleriyle kurdukları nükleer tesisin atıl hale getirilmesinin yöntemlerini araştırmaya başlamışlardı.

Devrimin ardından, binlerce öğrencinin katılımıyla Tahran Üniversitesi’nde Cuma namazları kılınmaya başlamıştı. Böylece her Cuma günü, nükleer reaktörün hemen yanında da Cuma namazı kılınır olmuştu. Daha birkaç hafta önce Amerikalı uzmanların çalıştığı nükleer tesiste artık Cuma namazı sonrası atılan, “Amerika’ya ölüm, kahrolsun Amerika” sloganları duyulmaktaydı.

Tahran Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (TNRC) reaktör, son İsrail saldırılarına kadar faaldi. Geçen haftadan beri devam eden saldırılarda reaktörün hasar alıp almadığı ise bilinmiyor.

- Becky Little, “Amerika İran’ın Nükleer Programını Nasıl Başlattı?”, History, 9 Mayıs 2018