Euro
10.7467
0.69%
Dolar
9.2611
0.91%
Altın
526.09
-0.78%
Borsa
1.41
-0.16%
Bitcoin
560.101
-1.60%
17ºC
İstanbul
Hafif yağmur 17 C

    Uzaya açılan gizemli kapılar: Asteroitler

    Tekno Uzay yazı dizimizin altıncı bölümünde, gezegenlerin ve uyduların oluşumundan geriye kalan malzemelerin öbekler halinde birleşmesiyle oluşan asteroitlere yakından bakıyoruz.
    • AA & Ensonhaber
    • 29.06.2020 - 14:41
    • Güncelleme : 29.06.2020 - 14:41
    Uzaya açılan gizemli kapılar: Asteroitler

    Tekno Uzay 6. Bölüm : ''Uzaya açılan gizemli kapılar: Asteroitler''

    Asteroitler, gezegenlerin ve uyduların oluşumundan artakalan malzemelerin öbekler halinde birleşmesiyle oluşan gök cisimlerine deniyor.

    Güneş sistemindeki asteroitlerin büyük bölümü, Jüpiter ile Mars arasında yer alan Asteroit Kuşağı'nda yer alıyor. Ancak bunlardan bazıları yörüngeden ayrılarak Güneş sisteminin iç kesimlerine savrulabiliyor, hatta Dünya yörüngesine kadar girip insan yaşamını tehdit edebiliyor.

    Bilim insanları, geçmişte dinozorların neslinin tükenmesine yol açan olayda olduğu gibi Dünya üzerinde canlı yaşamına ve doğal çevreye büyük zararlar verebilecek çarpışma olasılığına karşı, Dünya'ya yakın asteroitlerin yakından izlenmesi ve anlaşılmasının önemini her defasında vurguluyor.

    asteroit

    ASTEROİTLER DÜNYA'YI TEHDİT EDEBİLİR Mİ

    İngiliz gök bilimci Edmund Halley, Aralık 1694'te Kraliyet Bilim Cemiyeti'ni acil toplantıya çağırmıştı. İçeriğinin kamuoyuna aktarılmaması kararlaştırılan gizli toplantıda Halley, asteroitlerin Dünya’ya çarpabileceğine dair tahminlerini ilk kez cemiyet üyeleriyle paylaşmıştı.

    Kuyruklu yıldızların güzergahlarını inceleyen Halley, bunlardan bazılarının Dünya yörüngesiyle kesiştiğini, bu durumun asteroit çarpışmalarını olası hale getirdiğini ilk defa açıklamıştı.

    Şimdi sizleri 20. yüzyılın başlarına, Rusya'ya götürelim:

    TUNGUSKA OLAYI

    Bu gizemli olayı, daha önce Teknoloji Tarihi yazı dizimizin 8. bölümünde detaylarıyla sizlerle paylaşmıştık. Yine de ufak bir hatırlatma yapmakta fayda var.

    30 Haziran 1908 günü sabah saat yaklaşık 07.45 sularında, Sibirya'nın orta kesimlerindeki Podkamennaya Tunguska Irmağı yakınlarında büyük bir patlama gerçekleşti.

    Bu patlama ilk başta sıradan bir olay olarak görülebilir, ancak 10-15 megatonluk bir dinamit kütlesinin patlamasına eşdeğer bu patlama, Hiroşima'ya gerçekleştirilen atom bombası saldırısından bin kat daha güçlü.

    Patlamaya tanık olanlar insanlar, neredeyse Güneş kadar kuvvetli, mavi bir ışık gördüklerini belirttiler..

    Sonradan ortaya çıkan verilere göre bu dev patlama, 80 milyon kadar ağacın yok olmasına ve 3 bin  kilometrekarelik alanın hasar görmesine sebep oldu. Patlamanın neden olduğu sarsıntı ise Avrupa'daki birçok rasathaneden bile kaydedildi.

    Patlamanın yarattığı atmosferik basınç değişimi öylesine fazlaydı ki, binlerce kilometre uzaklıktaki İngiltere'den bile hissedildi.

    Ayrıca patlamanın etkisi, izleyen birkaç gün boyunca Asya ve Avrupa'nın pek çok kesiminde gökyüzünün geceleri parlamasına yol açtı.

    tunguska

    Rus bilim insanları tarafından yapılan yeni açıklamalar, bu patlamanın nedeninin bir asteroit olabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre demirden oluşan bir asteroid, büyük bir hızlı atmosfere girerek 10 ila 15 bin kilometre arasındaki bir yükseklikten geçip gitti. İşte bu geçiş, Tunguska'daki dev patlamanın yaşanmasına neden oldu.

    Bilim insanları, atmosfere giren asteroidin 100 ila 200 metre çapa ve saniyede 20 kilometre hıza sahip olduğunu ifade ediyor. Ancak bu ifadeler şu ain için bir tahminden öteye gidemiyor.

    ASTEROİTLER İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR: DART VE HERA GÖREVLERİ

    Dünya’ya yaklaşan bir uzay kayasına karşı korunmak, gök taşlarının hareketlerini titizlikle izlemeyi ve gerektiğinde müdahale ederek yönlendirmeyi gerektiriyor.

    ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA), “Asteroid İkilisi Yeniden Yönlendirme Testi” (DART) adı verilen uzay görevi kapsamında, uzay aracıyla bir asteroite çarparak onun yönünü ölçülebilir şekilde değiştirmeyi amaçlıyor.

    Temmuz 2021’de uzaya fırlatılması planlanan aracın, Dünya ile Mars arasındaki ikiz Didymos asteroitlerinden birine çarpması planlanıyor.

    DART uzay aracı, asteroidlerden daha küçük olan ve 170 metre çapındaki Didymos b’ye çarptırılarak yörüngesinden saptırmaya çalışacak.

    Çarpışmayı fotoğraflamak üzere İtalyan Uzay Ajansınca (ISA) geliştirilen, “LICIACube” adlı bir hafif küp uydu, DART uzay aracına eşlik edecek.

    Öte yandan Avrupa Uzay Ajansı (ESA), “Hera” adını verdiği araştırma görevi kapsamında 2024’te Juventas ve APEX küp uydularını Didymos b asteroidine göndererek etki değerlendirmesi yapacak.

    Didymos asteroidleri Dünya’ya en yakın gök taşları olarak biliniyor.

    Gök taşlarının 100 yıldan önce Dünya’ya yaklaşması beklenmese de test, gezegen savunması amacıyla asteroidlerin yönlerinin değiştirilmesi fikrini pratiğe dökmesi açısından yararlı olacak.

    DART

    ASTEROİTLERİN GİZEMİ ÇÖZÜLEBİLİR Mİ: HAYABUSA-2 VE OSIRIS-REx GÖREVLERİ

    Öte yandan gezegenlerin ve diğer gök cisimlerinin oluşumuna dair önemli ipuçları barındıran asteroitlerin gizeminin çözülebilmesi için çeşitli araştırmalar da yürütülüyor.

    Japonya, "Hayabusa 2" uzay aracıyla "Ryugu" asteroidinden, ABD ise "OSIRIS-REx" uzay aracıyla "Bennu" asteroidinden kaya örnekleri toplamayı amaçlayan uzay görevleri yürütüyor.

    Hayabusa 2'nin Ryugu asteroidinden topladığı örnekleri bu yıl içinde Dünya'ya yollaması beklenirken, OSIRIS-REx'in ağustosta Bennu asteroitine inmesi ve 2023'te topladığı örneklerle Dünya'ya dönmesi hedefleniyor.

    Asteroir Kuşağı'ndaki Apollo grubu asteroitleri arasında yer alan Ryugu ve Bennu, bilim insanlarına Güneş sisteminin ve Dünya'nın oluşumuna ufuk açacak yeni bilgiler sunabilir.

    Asteroit Kuşağı'ndan ayrılarak Güneş'e yakın bir yörüngeye yerleşen, ardından bir merkezkaç savrulmayla yeniden Asteroid Kuşağı'na gelerek Dünya'ya yakın bir yörüngeye yerleşen Ryugu'nun yolculuğu, asteroidlerin devinimine dair ipuçları barındırıyor.

    Güneş sisteminin erken oluşum evresinde şekillendiği anlaşılan Bennu ise yüzeyinde bol miktarda su ve karbon molekülerinin izlerini taşıyor.

    Canlı yaşamının ortaya çıkmasına elverişli bileşenlere işaret eden izler, bilim insanlarına Dünya gibi gezegenin nasıl oluştuğuna dair yeni bilgiler sağlayabilir.

    asterpit

    Tekno Uzay'ın altıncı bölümünde, uzaya açılan gizemli kapılar olan asteroitlere kısa bir yolculuk gerçekleştirdik. Bir sonraki bölümde bambaşka uzay yolculuklarıyla karşınızda olacağız.

    Aşağıdaki bağlantılardan Tekno Uzay yazı dizimizin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerine ulaşabilirsiniz. Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.

    Tekno Uzay 1. Bölüm : ''Mars'ın derinliklerine yolculuk.''

    Tekno Uzay 2. Bölüm : ''Uzayda var olan büyük sır: Kara delikler.''

    Tekno Uzay 3. Bölüm : ''Gökyüzünün parlayan sırları: Yıldızlar''

    Tekno Uzay 4. Bölüm : ''Dünya'ya en çok benzeyen gezegen: Proxima Centauri b''

    Tekno Uzay 5. Bölüm : 'Güneş sisteminin dışından gelen gizemli nesne: Oumuamua''

    İlginizi Çekebilir


    Görüş Bildir