Ümit Yenişehirli yazdı: 2 Mayıs 1999, Kavakçı’ya yapılanlar
Ümit Yenişehirli, 2 Mayıs 1999'da TBMM'deki yemin töreninde tarihe bir kara leke olarak geçen Merve Kavakçı'ya yönelik skandal tepkilerin yıl döneminde o gün yaşananları yazdı.
Bugün, 2 Mayıs. Siyasi tarihin en utanç verici dönemlerinden 28 Şubat Süreci’nin sembol olaylarından olan, Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı’nın sırf başörtülü diye TBMM’de milletvekili yemini ettirilmemesinin 27’nci yıldönümü.
2 Mayıs 1999 tarihinde sergilenen zorbalığa giden yolda yaşananlar; silahlı kuvvetler, irili ufaklı siyasi partiler, yüksek yargı, bürokrasi, iş dünyası, muhtelif STK’lar, sendikalar, üniversiteler, bütün bu vesayet odaklarına yancılık, millete ise düşmanlık yapan saldırgan kartel medyası eliyle kotarılmıştı.
Fazilet Partisi, 18 Nisan 1999 seçimleri öncesinde, kapatılan Refah Partisi’nin yerine kurulmuştu. Merhum Başbakan ve Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın, Tansu Çiller’in genel başkanı olduğu DYP ile kurduğu Refah-Yol Koalisyon Hükümeti’nin antidemokratik saldırılarla yıkılmasının ardından, 28 Şubat’ın diktacı kafası gemi daha da azıya almıştı. Refah Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış, Erbakan ve arkadaşlarına siyaset yasağı getirilmişti.
“BAŞÖRTÜLÜ MİLLETVEKİLİ! OLACAK ŞEY DEĞİL!”
İşte, Fazilet Partisi böyle bir ortamda kurulmuş, genel başkanlığına da merhum Recai Kutan seçilmişti. 18 Nisan 1999 seçimleri için, FP’nin İstanbul 1. Bölge’den Merve Kavakçı’yı aday göstermesi ise birilerini hop oturup hop kaldırmıştı. Çünkü Merve Kavakçı başörtülüydü! Antidemokratik kadro hemen yaygaraya başlamıştı. “Başörtülü milletvekili! Olacak şey değil!” sözleri havalarda uçuşuyordu.
12 Eylül darbesi ile kapatılan partilerden birisi olan CHP’nin içinden çıkan Bülent Ecevit’in DSP’si ile Deniz Baykal’ın “yeni CHP”si anında saldırmaya başlamıştı. Saldırılara ara ara merkez sağdaki ANAP ve DYP’den bazı isimler de katılıyordu. Gruba, askeri ve sivil üst düzey memurlar ile diğer baskıcı odakların temsilcileri de eşlik ediyordu. Medya ise bütün bu çıkışları, her gün manşetten, her akşam da ekrandan ülkeye yayıyordu.

PARLAK KARİYERİ BAŞÖRTÜSÜNE TAKILIYORDU!
Seçim kampanyaları boyunca Merve Kavakçı’nın başörtüsü, liyakati ile proje ve vaatlerinden daha çok tartışılan bir simge haline getirilmişti. Merve Kavakçı’yı sırf başörtülü diye “liyakatsız” göstermeye çalışanlar için, bu genç siyasetçinin; Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini başörtüsü yasakları nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalmasının ardından ABD’ye göç ederek Teksas Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği eğitimi almış olması, çok iyi derecede İngilizce ve Arapça bilmesi, Fazilet Partisi’nin Dış İlişkiler Başkanı kimliğiyle dünyaya açılan vizyoner yüzlerinden birisi olması “önemsizdi.”

MECLİS’TEKİ ANTİDEMOKRATİK KORO
Bütün bir kampanya süresi boyunca tam bir medyatik saldırıya maruz kalan Merve Kavakçı, buna rağmen sandıktan başarıyla çıkıp Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili olarak mazbatasını almıştı. Kavakçı, 2 Mayıs 1999 Pazar günü de milletvekili yeminini etmek üzere Meclis’e gelmişti. Merve Kavakçı’nın Meclis Genel Kurulu’na girdiği andan itibaren DSP sıralarından yükselen protestolar ise Türk siyasi tarihine ibret tablosu olarak geçecekti. Koca koca adamlar ve kadınlar ayağa kalkmış, bir yandan sıra kapaklarına vuruyor, bir yandan da “Dı-şa-rı! Dı-şa-rı!” diye tempo tutuyordu. Ardından DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit kürsüye gelerek, elindeki bir kağıttan okuduğu şu sözleri sarf etmişti: “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!”
Sonuçta insaniyetten, nezaketten, siyasi adaptan, inanç ve fikir hürriyetinden, meşruiyetten, hukuktan, demokrasiden nasipsizlikle yüklü bu utanç tablosunun ortasında Merve Kavakçı yemini edemeden TBMM Genel Kurul salonunu terk etmek zorunda kalacaktı.

PROVOKE EDEN MEDYA KAVAKÇI’YA “PROVOKATÖR” DİYORDU
Bu berbat sürecin en dikkat çekici aktörlerinden birisi medyaydı. Dönemin ana akım gazeteleri, Merve Kavakçı’nın milletvekilliğine aday gösterilmesini, sonra seçilmesini, ardından da yemin etmek için TBMM’ye gelmesini sürekli “türban provokasyonu” ve benzeri başlıklarla işlemişti. Genel yayın yönetmenleri gazeteleri psikolojik harp cihazı gibi kullanıyor; köşe yazarları neredeyse her gün bu konuyu işliyor, TV’lerin ana haber sunucuları en provokatif haberleri döndüre döndüre yayınlıyordu.
Bu güruh, milletin iradesini görmezden gelerek konuyu “laiklik elden gidiyor, irtica geliyor” düzlemine çekiyordu. Siyasiler, iş dünyası, akademisyenler, STK temsilcileri hatta sporcular, şarkıcılar, mankenler, konuyla ilgili hakaretamiz ifadelerle açıklamalar yapıyor, basın da bunları köpürtüyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de yemin töreni sonrası verdiği bir röportajda, “Merve Kavakçı’nın yemin törenine türbanlı olarak gelmesi provokasyondur, devletin dine alet edilmek istenmesidir.” sözlerini sarf etmişti.

YEMİN ETTİRMEME SONRASI DA SALDIRILAR SÜRDÜ
Yemin töreninden kısa süre sonra, Merve Kavakçı’nın “ABD vatandaşlığını bildirmemesi” gerekçe gösterilerek vatandaşlığı ve milletvekilliği düşürülmüştü. Anayasa Mahkemesi’nde açılan Fazilet Partisi’nin kapatılma davasında da Kavakçı “odak noktası” olarak gösterilmişti. Dönemin DGM Savcılığı da Merve Kavakçı’yı gözaltına almak için Emniyet’e talimat vermişti. Kavakçı, bütün bu gelişmelerin ardından, uzun yıllar sürecek bir hukuk mücadelesini başlatmış, 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Kavakçı’nın seçilme hakkının ihlal edildiğine hükmetmişti.

NİYET NEYDİ AKIBET NE OLDU?
2 Mayıs 1999’da Meclis çatısı altında sergilenen meşruiyet ve demokrasiyi taciz eden hadsiz tavrı sergileyenler, ilerleyen yıllar içerisinde ise bambaşka gerçeklerle yüzleşecekti. 1999 seçimlerinin ardından yaşanan Meclis’teki skandal ve onu takip eden daha pek çok utanç verici gelişme, sadece üç yıl sonra yapılacak 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonuçlarıyla tarihe gömülecekti.
Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AK Parti Hükümetleri, inanç ve düşünce hürriyetinin genişlemesinin öncü gücü olmuştu. Merve Kavakçı’nın şahsında toplumun büyük bir kesimine reva görülen dışlayıcı tutum, çeyrek asra yaklaşan bir süreçte sessiz devrim cesametinde gelişmelerle bertaraf edilmişti. Gelinen noktada, sadece Meclis’te değil; Türk Silahlı Kuvvetleri’nden yargı organlarına, emniyet teşkilatından akademiye, hariciyeden mülki amirliğe kadar kamu hayatının her kademesinde başörtüsü serbestisi yaygınlaştı.
Süreçte; bilgisayar mühendisliği lisans eğitimine ilaveten uluslararası ilişkiler alanında akademik kariyer de yapan Doç. Dr. Merve Kavakçı’nın geçmişe dönük olarak milletvekilliği tescillendi, daha sonra Türkiye’nin Malezya nezdinde Kuala Lumpur Büyükelçisi oldu, Dışişleri Bakanlığı Dış Politika Danışma Kurulu Üyeliği görevinde bulundu.



