Pelin Batu dün Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilen emekli Büyükelçi ve eski Milletvekili babası İnal Batu'nun ardından bir yazı kaleme aldı. Milliyet'teki köşesinde yayımlanan yazıda Batu'nun acısına rağmen güçlü durmaya çalıştığı gözleniyor.
İşte Pelin Batu'nun o yazısı;
Uzaklara, çok çok uzaklara gitmek, Arjantin'de, Etiyopya'da kaybolmak, bilmediğim bir diyarda bilmediğim lisanların içinde kendimi unutmak istiyorum...
Ama nereye kaçarsam kaçayım içim öyle büyük bir boşluk kesiliyor ki hiçbir varlık ve zamanın yerini doldurmayacağını biliyorum.
Bir süre yazı yazmayayım diyorum.
Ailem "hayır" diyor. Hayır. "Asıl şimdi yazman lazım."
Böylece klavye başına geçiyorum, ne diyeceğimi bilmeden.
Hayatımın en zor gününde, babamın hayatı boyunca verdiği tek nasihat aklıma geliyor. Babam ders ve vaaz vermeyi seven biri değildi ama bana ve kardeşime şunu söylemişti: "Çocuklar, ailenizi seçemezsiniz ama arkadaşlarınızı siz seçersiniz. Arkadaşlar hayattaki en değerli şey."
Zaten bizim de hem babamız, hem arkadaşımız oldu.
Cenazesinde bu söylediğinin ehemmiyetini anlıyorum.
Hem bizi bir an için bile yalnız bırakmayan arkadaşlarımızdan hem de babamı sevip uğurlamak için gelen insanlardan.
Babamın 60 yıllık yoldaşları onunla ilgili anılarını paylaşıyor, hocaları, meslektaşları, komşuları, sefaretten ve meclisten eski çalışanları, meyhanemizin garsonları, sahaflarımız, devlet büyükleri, her partiden ve görüşten insan, onu seven, saygı duyan vatandaşlar, hepsi yan yana. Tam da babamın ülkesi için hayal ettiği ve hiçbir zaman göremediği demokratik bir ortam var son yolculuğunda.
Onun insanlığı, onun hoşgörüsü, onun dost-perver babacan tavrından dolayı herkes orada.
İyi bir insan olduğu, her daim kendi gibi olup nabza göre şerbet vermediği için, deli bir ülkede makul bir insan olduğu için oradalar diye düşünüyorum.
Günlerdir telefonlarımız susmuyor ve her arayan babamı anıyor.
Prag'dan koruması, "İnal abi beni adam etti" deyip yazdığı şiiri paylaşıyor,
Sayın Fatma Şahin mecliste ne zaman kavga çıksa babamın ortalığı sakinleştirdiğini söylüyor,
New York'tan aşçımız arayıp babam gibi beyefendiyle çalışmaktan gurur duyduğunu söylüyor,
Müjdat Gezen Kıbrıs'taki bir anıyı, Ömer Çelik Venedik'te geçen bir günü anlatıyor.
Muhtelif ülkelerden muhtelif insanlar taziyede bulunuyor.
Böylelikle, babamın bilmediğim pek çok hikâyesini dinlemiş, ne kadar çok seveni olduğunu öğrenmiş oluyorum.
Herkese müteşekkirim.
Bu zor zamanlarda babamı anlattıkları için, Big Fish filminde olduğu gibi masalların gerçekle ne kadar içli dışlı olduğunu gösterdikleri için müteşekkirim.
Babamın son saatlerinde elini tutup ona sevdiği müzikleri dinletiyorum.
Sabah 7'den öğlen 1'e kadar Edith Piaf'lar, Brahms'lar, Sinatra'lar, Puccini'ler çalıyorum.
En sevdiği senfoniye, Beethoven'ın altıncısına, Pastoral'e geliyorum.
Baboşum konuşamıyor, nabzı 2 ye 3.
Ama gözlerinden yaşlar geliyor.
Babama kırların, ormanların müziğini dinleterek veda ediyorum.
Şimdi o ağaçların kokusunu soluyor, o nehirlerin salıncağında salınıyor benim canım, benim melek babam.