Diplomasinin Görünen ve Görünmeyen Yüzü: NATO'dan Notlar
Türkiye’de gerçekleştirilen NATO, bana kalırsa son yılların en iyi zirvelerinden biri olarak çoktan kayıtlara geçti.
Peki neden?
Ekran başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın buluşmasını izlerken, notlar aldım.
Ziyaret boyunca yalnızca kameraların gösterdiği görüntülere değil, verilen mesajlara, protokolün detaylarına ve liderlerin birbirleriyle kurduğu iletişime bakmaya çalıştım.
Çünkü bu ziyaretin baş aktörlerinden biri, kuşkusuz Trump’tı.
Ve Trump, daha Türkiye’ye gelir gelmez aslında ilk mesajını verdi.
“Erdoğan olmasaydı, gelmezdim.”
Bu cümle üzerinde durmak gerekiyor.
Politikalarını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, bu ayrı bir konu ancak…
Burada konuşan yalnızca Donald Trump değil.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı sıfatını taşıyan, dünyanın en etkili ülkelerinden birinin lideri konuşuyor.
Diplomaside bazı cümleler, uzun açıklamalardan daha fazla anlam taşıyor.
Trump’ın bu ifadesi de Türkiye’nin ve Erdoğan’ın uluslararası siyaset içindeki konumuna dair önemli bir mesaj olarak okunabilir.
Elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın herhangi bir liderin övgüsüne ihtiyacı yok.
Siyasette liderler, eleştirileri de destekleri de kendi yolculukları içinde değerlendirir.
Ancak uluslararası arenada, bir ülkenin liderine başka bir ülkenin lideri tarafından verilen değer, devletler açısından önemlidir.
Açıkçası, o anı izlerken ben de bunun tarihe not düşülmesi gereken bir görüntü olduğunu düşündüm.
Yıllar sonra arşivlere bakıldığında, o karşılama görüntüsü ve Trump’ın o sözleri, dönemin Türkiye-Amerika ilişkilerini anlatan önemli karelerden biri olacaktır.
Trump’ın havalimanında, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından karşılanması da ayrıca dikkat çekiciydi.
Devlet yönetiminde bazı detaylar, dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünür ama aslında güçlü semboller taşır.
Bir liderin nasıl karşılandığı, hangi mekanda ağırlandığı, hangi protokolün uygulandığı, bunların tamamı diplomatik mesajların bir parçasıdır.
Türkiye’nin yeni havalimanı da bu ziyaret sırasında bir kez daha kendisini gösterdi.
Böylesine büyük organizasyonlarda altyapı, sadece bir bina değildir.
Bir ülkenin kapasitesinin, vizyonunun ve kendisini dünyaya nasıl göstermek istediğinin bir yansımasıdır.
Gelen devlet uçakları, yapılan karşılama, güvenlik düzeni ve protokol atmosferi de bu açıdan değerlendirilmeli.
Bazen bir ülke, misafirini ağırlama biçimiyle kendi gücünü gösterir.
Ve Türkiye, bu zirvede bunu çok iyi başardı.
Malumunuz…
Büyük zirvelerde, ekranlarda genellikle liderleri görüyoruz.
Ancak o görüntünün arkasında, yüzlerce kişinin emeği var.
Güvenlik ekipleri, protokol görevlileri, organizasyon çalışanları, teknik ekipler...
Hepsi, kusursuz bir tablo oluşturmak için çalışıyor.
Bu ziyaret sırasında da özellikle güvenlik ve protokol tarafında, ciddi bir hazırlık yapıldığını söyleyebilirim.
Cumhurbaşkanlığı ekibinin, Amerikalı mevkidaşlarıyla koordineli ve başarılı bir çalışma yürüttüğü anlaşılıyor.
Bu vesileyle başta Hasan Doğan ve Muhsin Köse olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik etmek gerekir.
Diplomasi, aynı zamanda görünmeyen detayların doğru yönetilmesidir.
Ve Türkiye, bu işin hakkını verdi.
Ziyaretin bir başka önemli noktası da basın organizasyonuydu.
Gazeteciler açısından çalışma ortamının düzenli ve rahat olduğu, çok net bir şekilde hissediliyor.
Basın toplantısında hem Trump’a hem Erdoğan’a çeşitli sorular yöneltildi.
Son yıllarda sık sık tartışılan bir konu vardı, malumunuz…
“Gazeteciler, gerçekten soru sorabiliyor mu?”
Gördük ki…
Evet, sorabiliyorlar.
Bu toplantıda gazetecilerin doğrudan soru sorduğu, liderlerin de bu sorulara cevap verdiği bir tablo ortaya çıktı.
Şunu da açıkça ifade etmek gerekir.
Erdoğan, siyasi hayatı boyunca çok sayıda gazetecinin karşısına çıkmış, farklı dönemlerde çok zor sorularla muhatap olmuş deneyimli bir siyasetçi.
Kendisine yöneltilen sorulara cevap verme konusunda, siyasi tecrübeye sahip bir isim.
Gelelim görüşmenin esas anlamına...
Trump ve Erdoğan görüşmesinde, elbette sadece fotoğraf verilmedi.
Masada önemli başlıklar vardı.
Türkiye-ABD ilişkileri, uzun yıllardır inişli çıkışlı bir süreçten geçiyor.
Suriye meselesi, savunma sanayii, terörle mücadele, ekonomik ilişkiler ve bölgesel gelişmeler iki ülke arasında zaman zaman ciddi görüş ayrılıklarına neden oldu.
Ancak uluslararası siyasette, kalıcı dostluklardan veya kalıcı düşmanlıklardan çok, değişen çıkarlar vardır.
Devletler, kendi çıkarları doğrultusunda yeni dengeler kurar.
Bu açıdan bakıldığında Trump’ın Erdoğan’a verdiği mesajlar, Türkiye’nin bölgesel ve küresel denklemdeki öneminin altını çizen ifadeler olarak değerlendirilebilir.
Trump siyasetinde, kişisel ilişkilerin önemli olduğu bilinen bir gerçek.
Erdoğan da uluslararası ilişkilerde, liderler arası doğrudan temas diplomasisini önemseyen bir isim.
İki liderin iletişim tarzları, birbirine benzeyen bazı yönler taşıyor.
Kameralar karşısındaki rahatlıkları, doğrudan iletişim kurmaları ve siyasi dili kullanma biçimleri, çoktan arşivdeki yerini aldı.
Diplomaside beden dilinin ne kadar etkili olduğunu, bir kez daha görmüş olduk.
Tabii, bu tarz büyük zirvelerin her zaman resmi açıklamalardan ibaret olmayan bir tarafı da var.
Kameralara yansıyan küçük ayrıntılar, liderlerin birbirlerine yaklaşımı, salona girişleri, sohbet anları, kamuoyunda uzun süre konuşulur.
Trump ve Erdoğan görüşmesinde de bu tür detaylar, dikkatlerden kaçmadı.
Siyasetin biraz da görüntüler üzerinden yürüdüğü bir çağdayız.
Çünkü bazen tek bir fotoğraf karesi, sayfalarca açıklamadan daha fazla etki yaratabiliyor.
Ben Trump’ın Türkiye ziyaretini, yalnızca iki liderin buluşması olarak görmüyorum.
Bu ziyaret, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yerini, Erdoğan’ın lider diplomasisini ve Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine dair önemli mesajları içinde barındırıyor.
Elbette siyasette her görüntünün arkasında farklı hesaplar, farklı beklentiler var.
Ancak, değişmeyen bir gerçek var.
Devletlerin gücü, nasıl karşılandıklarıyla nasıl ağırladıklarıyla ve dünyaya hangi mesajı verdikleriyle de ölçülüyor.
Dün gördüğümüz tablo, Türkiye’nin kendisini küresel siyasetin önemli aktörlerinden biri olarak konumlandırma çabasının güçlü bir yansımasıydı.
Bir de özellikle tarihe not düşülmesi gereken bir ayrıntının altını çizmek istiyorum.
Yıllar sonra, belki 20 yıl sonra, bu ziyaretin arşivlerine bakıldığında, bugün yaşananların hangi karelerle hatırlanacağı önemli olacak.
O nedenle o anın fotoğrafının mutlaka saklanması ve tarihe bir belge olarak bırakılması gerektiğini düşünüyorum.
Buradan yayın yönetmenimiz Sayın İlyas Efe Ünal’a ve editör arkadaşlarımıza da küçük bir not düşmek isterim.
Eğer uygun görülürse, Trump’ın “Erdoğan olmasaydı gelmezdim” sözünün söylendiği o anın fotoğrafının bu yazının yanında yer alması, bu tarihi atmosferi gelecek kuşaklara aktarmak açısından çok anlamlı olur.
Çünkü bu fotoğraf, bu dönemin ruhunu anlatması açısından oldukça doğru bir kare olacak.
Ve inanın, şimdi bu görüntüyü dahi eleştirenlerin çocukları, yarın bugünümüzle gurur duyacak.
Şahsen ben, ülkemle ve böylesi güzel bir organizasyona imza atan herkesle ayrı ayrı gurur duyuyorum.
