Anadolu’nun Türkler tarafından fethi nasıl gerçekleşti?
Anadolu yarımadası tarihin kadim dönemlerinden beri muhtelif yönlerden akan kavimler tarafından işgal edilmiş, bu sebeple sathında birçok devlet kurulmuş ve yıkılmış, zaman zaman da Hitit, Pers, Roma/Bizans, Emeviler ve Memlukler gibi imparatorlukların kendilerine bağladığı topraklar olmuştur. (Perslerin iki asır boyunca Anadolu’yu idare ettikleri Batı merkezli tarih kitaplarında nedense pek zikredilmez.) Ancak bu topraklarda hükümferma olan devletlerin hiçbiri Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilerek uzun mücadeleler sonucunda bir “Türk yurdu” haline gelmesi, daha doğrusu İran vasıtasıyla Orta Asya’dan kitleler halinde akan Türklerin ikinci ana yurdu haline gelmesi hadisesi kadar kalıcı ve uzun vadeli sonuçlar doğurmamıştır.
Anadolu’nun fethinin Selçuklular (1018 yılında Çağrı Bey) tarafından başlatıldığı genellikle kabul edilmekle beraber bu tarihten çok yıllar evvel Müslüman devletler tarafından fetihler başlamış, öncelikle El-Cezire denilen yaklaşık Güneydoğu bölgesi sınırlarımıza tekabül eden sahada Müslümanlaşma çok önceden, 7. Yüzyılın ilk yarısından itibaren başlamıştı. Nitekim ilk olarak Fırat nehrinin doğusunda kalan bölgede gerçekleşen İslam fetihleriyle Tarsus’tan doğuya kalan güney Toroslar daha Emeviler zamanında Müslümanların eline geçmiş durumdaydı.
Fütühat zinciri Abbasiler zamanında da hız kesmeden devam etti. Bu arada Abbasi ordusunda Maveraünnehir’den getirilmiş köle (mevâli) Türkler de bulunuyordu. Bu demektir ki, Selçuklulardan önce Anadolu’ya Türk askerlerinin ayağı Abbasiler zamanındaki seferlerde değmiş bulunuyordu.
Emeviler, Abbasiler, Zengiler ve Selahaddin Eyyubi’nin kurduğu Eyyubiler gibi belli başlı Müslüman devletler ile Bizans İmparatorluğu arasında sık sık el değiştiren Anadolu şehirlerinin bu kaotik süreçte nüfusları hırpalanmış, ekonomileri zarar görmüş, sık sık vuku bulan işgal ve kuşatmalarda mamuriyetlerini kaybetmiş, bir türlü ekonomik ve siyasî istikrara kavuşamamıştı.
İşte Selçuklu Türkleri 11. yüzyılın başlarında Anadolu platosunun kilidini doğusundan, Ahlat ovasından Malazgirt’te kırdıkları sırada bu yıpratıcı çatışmaların etkisiyle şehirler yer yer boşalmış olup çoğunda fukara bir manzara hüküm sürmekteydi.
Öte yandan Selçuklu devletinin kurulması tarihin ilginç hadiselerinden biridir. Selçukoğulları (Âl-i Selçuk) hanedanının tarih sahnesine çıktığı tarihte Maveraünnehir bölgesinde Karahanlı ve Gazneli devletleri güçlerini koruyordu. Tuğrul ve Çağrı beylerin yönettiği Türkmenler yerleşmeye daha elverişli geçim sahaları bulmak ümidiyle Anadolu’ya bir keşif seferi düzenledi.
Çağrı Bey üç bin kişilik bir süvari kuvvetiyle Anadolu seferine çıktı. Horasan ve Azerbaycan topraklarını aşarak Van gölü çevresinde kurulmuş olan Vaspurakan Krallığı topraklarına girip 1018 yılında burada yaşamakta olan Ermenileri yenilgiye uğrattı. Ardından kuzeye yönelerek Kürt veya Kürtleşmiş Araplardan oldukları bilinen Şeddadilerin topraklarına girdiler, sonra daha kuzeye yönelerek Gürcülerin oturduğu Nahçıvan bölgesine ulaştılar. Gürcü kuvvetleri Selçuklulara karşı koyamayacağını anlayıp geri çekilince “büyük yürüyüş” devam etti ve Selçuklu ordusu Ani Ermeni Krallığına ait heybetli Beçni Kalesi komutanının birliğini yenilgiye uğrattı. Bu yenilgi üzerine Vaspurakan Kralı Jenekherim yönetimindeki Ermeniler batıya yani Orta Anadolu’ya göç edecekti.
Sultan Alparslan’ın babası olan Çağrı Bey ise Gürcüler ve Ermenilerin yaşadığı topraklarda bir süre kaldıktan sonra Maveraünnehir’e, kardeşi Tuğrul Bey’in yanına dönecekti. Bundan sonra yarım asır “nadas”a bırakılacaktı Anadolu’nun fethe müştak toprakları.
Bu bir başlangıçtı ve aslında bir tür keşif seferiydi. Nüfusla birlikte planlanmazsa fütuhat bir nevi macera olurdu çünkü. Dalganın kabarması gerekiyordu.
Öte yandan Maveraünnehir bölgesinde hakimiyet mücadelesi kıyasıya devam ediyordu. İlk Anadolu seferinden 22 yıl sonra meydana gelen Dandanakan meydan savaşını kazanarak bağımsızlığını ilan eden Selçuklu Devleti, Bizans’ın doğu topraklarıyla alakasını büsbütün kesmeyecek, Anadolu seferleri artarak devam edecekti.
Tuğrul Bey’in başında bulunduğu tarihlerde Selçukluların İran üzerinden Anadolu topraklarına sevk ettiği Türkmen grupları Van ve Erzurum’a kadar ilerleyecek, diğer bir Oğuz kitlesi ise Diyarbekir’e yürüyerek bugün Silvan dediğimiz Meyyafarikin, Mardin ve (doğum yerim olan) Cizre’ye (Ceziretü’l-Ömer) kadar ulaşacaktı. Böylece 638 yılında fethedilen Kudüs ile ertesi yıl fethedilen Diyarbekir ve çevresi ilk Arap fatihlerinin kılıçlarında buluşmuş bulunuyordu.
Bundan sonrası Süleyman Şah’ın Anadolu’ya yine Malazgirt’ten girip Kapadokya, Konya, Eskişehir, Kütahya, Bilecek ve Sakarya üzerinden İznik’e kadar uzanacak ve Anadolu Selçuklu Devleti’ni tesis edecekti. Kısa ömürlü de olsa bu şimşek hızındaki akın Selçuklular ve ardından Osmanlılarca kalıcı neticelere ulaştırılacak ve Anadolu’nun yurt yapılması sürecine altın suyuna batırılmış bir kalemle imza atacaktı.
