Fon Soruşturmasında Asıl Soru
Fon soruşturması, gündemdeki yerini koruyor.
Tartışma yalnızca para ve finansal işlemler üzerinden yürütülemeyecek bir noktaya geldi.
Ortada sadece bir mali süreç değil, aynı zamanda ciddi bir güven ve denetim meselesi bulunuyor.
Elbette soruşturma devam ediyor.
Bu nedenle dosyada adı geçen kişi ve kurumlar hakkında kesin hüküm kurmak yerine, ortaya çıkan tablo üzerinden sistemin nasıl işlediğini sorgulamak gerekiyor.
Bence sorulması gereken ilk soru şu olmalı…
Kime güvenildi?
Bir fonun, şirketin ya da finansal yapının içerisinde insanlar bir anda ortaya çıkmaz.
Birileri tarafından önerilir, değerlendirilir, görevlendirilir ve denetlenir.
Yani yalnızca “Kim ne yaptı?” sorusunu değil, “Kim kimi önerdi ve hangi kriterle önerdi?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Bir insanın başka bir insanı ya da kurumu önermesi elbette tek başına yanlış değil.
Ancak büyük mali sorumluluk taşıyan görevlerde, referansın da belirli bir kurumsal çerçeve içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü “Tanıyorum, güveniyorum” kişisel bir kanaattir.
Kurumsal güven ise farklıdır.
Bir kişinin önerdiği isim, daha sonra başarısız oldu diye referans vereni otomatik olarak sorumlu tutmak doğru olmaz.
İnsanlar yanılabilir.
Hiç kimse geleceği garanti edemez.
Ancak bilerek yanlış bilgi vermek, önemli bir bilgiyi gizlemek veya kişisel çıkar ilişkisini saklamak başka bir meseledir.
Üstelik mesele sadece fon da değil…
Bu tartışma, siyasi partiler açısından da önemli.
Partilerde görev ve pozisyonlar için isim önerilirken de benzer bir soru ortaya çıkıyor.
Bir kişiyi önermek yalnızca bir referans mıdır, yoksa belirli ölçüde sorumluluk da doğurmalı mıdır?
Burada amacım, insanları isim önermekten çekineceği bir hale getirmek elbette değil.
Tam tersine, isim önerme mekanizmasının daha güvenilir hale gelmesi gerektiğini savunuyorum.
Bu nedenle denetim mekanizmaları, yalnızca hata ortaya çıktıktan sonra değil, hata oluşmadan önce de devrede olmalı.
Fon soruşturmasının bize hatırlattığı mesele tam da bu…
Bu süreçte elbette yukarıda da ifade ettiğim gibi hukuki değerlendirmeyi yargı yapacak.
Ancak devam eden soruşturmanın ortaya koyduğu başlıklar, bundan sonraki dönemde işleyiş açısından önemli bir tecrübe alanı oluşturuyor.
Bu yazıyı tam noktalıyordum ki…
Sosyal medyada Serdar Tuncer’in “Varlık da bir imtihandı sanki ve biz kaybediyorduk bu imtihanı” sözüne denk geldim.
İmzamı atarım…
Hakikaten bize ne oldu?
Bir zamanlar yokluğun içinde bile birbirimize tutunmayı, azla yetinmeyi, hakkı gözetmeyi, mahcup olmayı biliyorduk.
Şimdi imkanlarımız arttıkça acaba bazı şeyleri de beraberinde mi kaybettik?
Para, makam, güç, imkan…
Bunların hepsi, insanın elindekini nasıl taşıdığını gösteren bir imtihan aslında.
Belki de bugün fonları, parayı, makamları, referansları konuşurken hepimiz oturup kendimize soralım…
Biz, bütün bunlara sahip olurken kendimizden ne kadarını kaybettik?