Hakan Fidan'la 48 Saat: Kiev Yolunda Türkiye’nin Diplomasisi
Herkese haftanın son iş gününden merhaba.
Bugün yazımı dünyanın en sıcak bölgelerinden biri olan Ukrayna’da yazıyorum. Sıcak dediysek elbette ki savaş halinden bahsediyorum.
Peki neden Ukrayna’dayım?
Anlatayım…
NATO Zirvesi’nin üzerinden henüz 10 gün geçmişti.
Gerçi “NATO Zirvesi” deyip geçiyoruz ama Ankara’nın ev sahipliği yaptığı o organizasyon, Türkiye’nin diplomasi kapasitesini göstermesi açısından gerçekten tarihi bir tablo ortaya koymuştu. Dünyanın en güçlü liderlerini aynı masada buluşturmak, böylesine kritik bir dönemde diplomasinin merkezinde yer almak kolay iş değildi.
Bu yoğun trafiğin ardından rotamız bu kez Ukrayna’ydı.
Önce Polonya’nın başkenti Varşova’ya uçtuk. Ardından ülkenin sınır şehirlerinden birine geçtik ve Kiev’e gidecek trene bindik.
Kompartımanlara yerleştik. Oda arkadaşım, meslektaşım Doğukan Gezer’di. Zaten iyi anlaştığımız için yolculuk benim adıma oldukça keyifli başladı.
Bir süre sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gazetecileri ayaküstü ziyaret etti.
Biz de kendisini kompartımanımıza davet ettik.
Sohbet kısa sürdü ama oldukça samimiydi. Biraz yolculuk konuştuk, biraz güzergâhı… Ardından konu doğal olarak savaşa, barış ihtimaline ve bölgedeki gelişmelere geldi.
Kiev’e vardığımızda dört yıl önce hafızamda kalan görüntüler aklıma geldi.
“Aynı Kiev’i bulamayacağım” diye düşünüyordum.
Haklıymışım.
Gece boyunca yine patlama sesleri yükseldi. Hava savunma sistemleri çalışıyordu. Savaşın sesi, şehirde yaşamın bir parçası hâline gelmişti.
Savaş gerçekten çok zor.
Ertesi gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ukrayna Dışişleri Bakanı’nın ortak basın toplantısını takip ettik.
Benim dikkatimi çeken en önemli nokta ise Ukrayna tarafının Türkiye’ye duyduğu güvendi.
Bu güveni tek bir cümlede değil, toplantının genel atmosferinde hissetmek mümkündü.
Elbette kameraların önünde verilen mesajlar önemliydi.
Ancak benim asıl hissettiğim şey farklıydı.
Türkiye, kameraların arkasında çok daha büyük bir rol üstleniyor.
Sadece tarafları bir araya getiren ülke değil…
Aynı zamanda konuşulan, fikri alınan, zaman zaman yol gösteren bir aktör konumunda.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky arasındaki görüşme de bu açıdan dikkat çekiciydi.
Diplomasinin önemli kısmı zaten objektiflerin görmediği alanlarda yürütülüyor.
Ve Türkiye bugün tam da o masaların önemli oyuncularından biri.
Ukrayna Dışişleri Bakanı’nın basın toplantısındaki mesajları da dikkat çekiciydi.
Türkiye’yi “stratejik ortaklarımızdan biri” olarak tanımladı.
Üç yıl aradan sonra savunma sanayi iş birliğinin yeniden canlandırılmasının önemine vurgu yaptı.
Savunma sanayii, serbest ticaret ve ekonomik iş birliklerinin masada olduğunu açıkladı.
Suriye’nin Ukrayna’da yeniden büyükelçilik açması için yürütülen sürece de değindi.
Belki de en dikkat çekici cümlesi ise şuydu:
“Bu ziyaret cesaret ve dayanışmanın ifadesidir.”
NATO Zirvesi’nin hemen ardından Hakan Fidan’ın Kiev’de bulunmasının Ukrayna açısından önemli bir mesaj taşıdığını özellikle vurguladı.
Bu gezi benim Sn Hakan Fidan ile ilk yurt dışı seyahatimdi.
Kiev’den ayrılırken de aklımda sadece yapılan görüşmeler ya da verilen mesajlar yoktu.
Gece boyunca duyduğumuz sirenler, gökyüzünde çalışan hava savunma sistemleri ve savaşın gölgesinde hayatına devam etmeye çalışan insanlar da vardı.
Ama bütün bunların arasında bir gerçek daha dikkat çekiyordu.
Türkiye artık sadece uzaktan izleyen bir ülke değil.
Masada olan, sözü dinlenen ve iki tarafın da konuşabildiği ender aktörlerden biri.
Kiev’de geçirdiğim 48 saat bana bunu bir kez daha gösterdi.