Alışveriş sepetinden çıkardıklarımız
Enflasyon ve fahiş fiyat canavarı etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Eskiden marketlerden almaya alışkın olduğumuz ürünleri, şimdi sepete atarken ellerimiz ister istemez geri çekiliyor.
Hayat pahalılığının görünmeyen bir yüzü de bu. Dün aldığımız ürünleri bugün "lüks" buluyoruz.
Tüketim alışkanlıklarımız değişti.
Meyveler, zeytin, peynir çeşitleri ve et ürünleri daha küçük gramajlarla alınmaya başlandı. Dışarıda yemek yemek, eski sıklıkla tercih edilmiyor. "Özel günlerde" belki...
Farkındaysanız "hayat pahalılığı" son yıllarda sadece ekonomik bir veri olmaktan çıkıp doğrudan günlük yaşamın içine yerleşti.
Vatandaş için artık sadece “ne alınacağı” değil, bundan sonra “ne alınamayacağı” da önemli bir karar haline gelmiş durumda.
Kabul etsek de etmesek de koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dengeler değişti.
Üzerine deprem fırsatçıları çıktı.
Sonra zincir marketlerin fiyatları birlikte belirleme spekülasyonları...
Elemanlara aynı ücreti vermeye karar veren sektörler...
Yanındaki dairenin fiyatının üzerinde kira açıklayanlar. Konutunun fiyatını açık artırma gibi yükseltenler...
Yapay zekaya yenilen meslekler...
Kaçak işçi çalıştırarak maliyeti düşüren, hem haksız rekabet sağlayan hem de işçileri birbirlerine kırdıranlar...
Kayıt dışı kazancına vergi vermeyenler...
Vermediği hizmete servis yazarak faturayı şişirenler...
Yetkili olmadığı halde 'ben yetkiliyim' diyenler...
Bir telefon açarak, yaşlıları korkutup varını yoğunu alanlar...
Altınlarınıza faiz vereceğim diye müşterilerini dolandıran kuyumcular...
Sahte altın satanlar...
Eeee ne oldu? Kiralar uçtu, gıdaların fiyatı yükseldi. İnsanoğlu kendini daha savunmasız hissetti, sinirler bozuldu...
Bir yandan dışarıda lüks tüketim yapanlar, tatil yerlerini dolduranlar ve özellikle e-ticaret aracılığıyla sürekli alışveriş yapanların sayısında da ciddi artış var.
Hangisi doğru?
+++
Bunun üzerine bir de küresel ekonomik savaşlar ve jeopolitik çatışmalar yaşanıyor.
Bu darboğazda yaşanan savaşlara anlam vermek mümkün değil.
İnsanlar ölüyor, sakat kalıyor, yaşam zorlaşıyor, şehirler tahrip oluyor, tarih yok oluyor, tarım, ulaşım, üretim bitiyor, piyasaları endişe sarıyor.
Altın, gümüş, döviz, enerji fiyatları hop oturuyor, hop kalkıyor.
Bunları başlatanlar, uzlaşmadan kaçanlar, buna tepki göstermeyenler, sessiz kalanlar sadece kendi ülkelerinin değil tüm dünyanın kaderini belirliyor.
Dünya bencillik, kibir, görgüsüzlük üzerine şekilleniyor.
+++
Benim de aklımda "ABD Başkanı Donald Trump, ne zaman bir ülkeye sataşmaktan, onu zorlamaktan ve köşeye sıkıştırmaktan vaz geçecek? ABD, Trump'a ne zaman 'dur' diyecek?" sorusu var.
Ve de...
"İsrail'in Filistinlilere yaptığı zulüm daha ne kadar can yakacak?"
"İran, ne zaman uzlaşmacı olacak?"
"Lübnan, bu kadar soruna rağmen ne zamana kadar direnebilecek?"
"Rusya, Ukrayna ile hiç barışmayı düşünmüyor mu?"
"Hani nerede uluslararası güçlü örgütler ve yaptırımları?"