Rekabetsiz Yar…
Maalesef Türkiye’nin komşuları ekonomik rekabete aşırı elverişsiz. Can Azerbaycan’ı ayrı tutuyorum. Kardeşimizi kollamıyorum çünkü Azerbaycan genç bir ülke olmasına rağmen petrokimya sanayi oldukça güçlü ve bu alanda birçok ülkeyle sağlam rekabeti var. Türkiye sanayisini besleyen birçok kolu var. Artı enerji kaynaklarına dayalı kimya dışı sanayisi de çok güçlü.
Benim meselem diğer sağdıçlarla. Yunanistan tamamen siestacı, Ermenistan diasporasız bir hiç artı tüm sosyal ve siyasi varlığı Türk düşmanlığı üzerine kurulu. Bulgaristan doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen sanayisi ve ticareti değil Türkiye ile, Kocaeli ile bile rekabet edecek düzeyde değil. Gürcistan desen casinoya dayalı turizm en büyük gelir kalemleri, sanayileri çok zayıf. İran dışa kapalı, Irak desen ekmeği dahi bizden alıyor, Suriye’de istikrar direkt Türkiye’ye bağlı…
Bir film klişesi vardır, eski ünlü bir koç ısrar üzerine bir takım çalıştırmayı kabul eder. Takımda ise kimi kilodan yürüyemez, kimi 1 metre önünü göremez, kimi terlikle gelmiştir, kimi top süremez. Koç der ki “eyvah nereye düştük”… Türkiye’de komşuları için bunu söyleyecek vaziyette. Coğrafya kaderdir, sözünü herkes Norveç’te doğup işsizlik maaşı hayaliyle yanıp kavrularak söylüyor. Ama aslında coğrafya kaderdir deyimindeki keder bizim için bu, sanayisi aşırı zayıf komşular.
Düz mantıkla bakalım; ülke olarak kapı komşumuzun ekonomisinin iyi olmaması bizim için iyi değil mi? Değil. Çünkü sınır komşu ile doğrudan rekabet sizi diri tutar, her zaman ekonomik kalkınmayı besleyen bir motivasyon olur. Mesela Güney Kore’nin katma değerli ürün çıkartmaktaki temel başarısı komşusu Japonya’dır. Ronaldo’ya Messi lazım, Messi’ye Ronaldo… Türkiye 60’tan günümüze katma değerli mal üretimine önem verse de fason üretimimiz daha fazla öne çıkmıştır. Bunun en büyük sebebi ise rekabet gücü düşük komşularımızdır.
Avrupa’nın gelişiminde de komşu rekabeti büyük önem taşır. Bunu şöyle açıklayayım değil Yunanistan ve Bulgaristan, tüm Balkan ülkeleri artı diğer komşularımızın ekonomik hacmi Türkiye kadar. Türkiye’de üretim yok be kanzi, söylemleri doğru değil. Türkiye’de üretim yoğun, sadece biraz katma değerli üretim açığı var.
Devlet bunun farkında ve aslında Türkiye’yi rekabette Avrupa ülkelerinin karşısına koymaya çalışıyor. Özellikle Almanya’yı karşımıza koyuyor. Almanya’nın üretim hacmiyle rekabet edemeyiz, diye kafadan pes etmeyin. AB’nin ABC’si başlıklı yazımda belirttiğim gibi teknoloji ve üretim hızlı yakalanabilen ve istikrarın çok kolay olmadığı alanlar. O yüzden her ülke kafasına koyarsa gelişmiş ülkeleri yakalayabilir, onlarla rekabet edebilir.
Bizim Avrupa’nın kültürüne ve öğretilerine ihtiyacımız yok. Türk kültürü daha insancıl, pratik ve sosyal bir kültür. Ama bizim üretimde Avrupa ile rekabet etmeye ihtiyacımız var. Biz bir geçiş ülkesiyiz. Yakında Samsun Limanı ve Mersin Limanı birbirine bağlanacak, artı El Faw Limanı’yla da bu limanlar ve limanların bağlandığı İç Anadolu şehirleri büyük bir ticaret bölgesine dönüşecek. Türkiye tarihinde ilk defa transit bölgesi olmanın kaymağını en üstten yiyecek, yerinizi alın.
Türkiye Cumhuriyeti geleneğinde yerleşik bir teşvik geleneği var. Şu an çıkıp herhangi bir şey üretirsen bile devlet senin arkanda. İstersen çalı süpürge üret yine sana teşvik var. Fakat evde oturup “Türkiye’de üretim yok, teşvik yok” diye mızmızlanırsan seni değil devlet karşı cins bile fark etmez. Türkiye önümüzdeki yıllarda liman projeleriyle bambaşka olacak. Avrupa’ya gitme hayali kurmak yerine kalkıp bir şeyler yapmak lazım. Çünkü belki de Avrupa’daki gençler gelip bu projelerde istihdam edilecek. O günler gelince de “yabancıları neden işe alıyorlar” diye mızmızlanacaksın.
Siestacılığı sevgili komşumuz Yunanistan’a bırakalım, onlar o işte iyi. Biz Türkler dünyanın her yerinde üretkenliğimiz ve çalışkanlığımızla biliniriz. Öyle de kalsın, bunu sürdürelim.