Yalçın Küçük’ü nasıl değerlendirmeli?
Prof. Dr. Yalçın Küçük, uzunca bir hastalık döneminden sonra vefat etti.
Şahsiyeti ve fikirleri kadar renkli bir cenaze töreni düzenlendiğine şahit oldu Türkiye.
Kıbrıs gazisi olduğu için askerî törene tabi tutuldu.
Türk bayrağına sarılı tabutunun başında askerler nöbet tuttu ama çevrelerinde TKP yani Türkiye Komünist Partisi üyeleri, ellerinde kızıl orak-çekiçli bayrakları dalgalandırıyordu.
Dahası beyaz cüppeli bir imam ellerini açmış, dua ediyordu.
Sanırım Yalçın Küçük’ü en iyi ihata edecek fotoğraf karesi (bir eksikle) buydu.
Kalpaklı Yalçın Küçük’e komünist, ulusalcı, ‘ulusolcu’ ve enteresan bir şekilde Kemalist çevreler ortak olarak sahip çıktı. Muhafazakâr çevreler ise PKK ve Apo ile ilişkisinden dolayı biraz uzak durmakla birlikte yine de kayıtsız kalmadı.
Bir şekilde Türkiye’deki hemen bütün siyasi kesimlere mensup aydınlar, vefatının ardından beyanat vermek ihtiyacını duydu.
Bu ülkemizde pek az rastlanan olayın kahramanının yazı hayatına bakıldığında hepsini bir yanıyla ilgilendiren çok uçlu bir profil çizmişti.
Teorisyendi ama aynı zamanda eylemciydi.
Sosyalistti ama Kemalist değildi.
Solcuydu ama sol hareketi belki de bir sağcının eleştiremediği veya eleştiremeyeceği kadar yerden yere vurabiliyordu.
Nazım Hikmet’i seviyordu ama solun onun şiirlerini anlamadığını savunabiliyordu.
Hasan Tahsin’in sahte kahramanlardan biri olduğunu söylerken Çerkez Ethem’in harcandığını çekinmeden yazabiliyordu.
Sivas Kongresi’nin bir mandacı arama toplantısı olduğunu gözünü budaktan esirgemeden yazarak resmi tarihe tam tersinden bakabiliyordu.
Mesela şu keskin cümleler 5 ciltlik Aydın Üzerine Tezler’in 3. kitabından:
“Mandacılık tartışması ile Kurtuluş Savaşı yöneticileri arasında bir ayırım yapmanın maddi dayanağı yoktur. (…) Neden Mustafa Kemal ile yakın arkadaşları arasında mandacılık temelinde bir ayrım yapıldı?” (Tekin: 1985, s. 454)
Sultan II. Mahmud, Sultan II. Abdülhamid, Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa arasındaki derin sürekliliğe dikkat çeken nadir kişilerdendi.

Yine 5 ciltlik Türkiye Üzerine Tezler’in 5. Kitabı, muazzam bir anti-Kemalist metindir ve onu okuyan bir Kemalist'in hâlâ Yalçın Küçük’ü takdir ediyor olmasını havsalam almıyor. 1992 baskısından notlar almıştım vaktiyle. Size onlardan birkaçını alıntılayayım:
Şu cümleleri Nutuk için:
“Kemal Paşa Tarihi, tutarlılığını ölümle sağlayan bir yazımdır. (…) Kemal Paşa’nın Nutuk’u okumaya hazırlandığı sırada, Kemal Paşa Tarihi’ne itiraz edebilecek bütün canlıların cansızlaştırılmış olduğunu gösterebiliyorum.” (s. 15)
Kemalist tarih bir ‘tarih’ midir? Cevabı şu:
“Kemalistler, Kurtuluş Hareketi’ne daha sonra katılanlardan ortaya çıkıyor. Bunlar, kendilerini ve yaptıklarını abartmak durumundalar.” (s. 15)
Kemalist tarihçiler, ekmeklerinden olmamak için ideolojilerinde direniyor Küçük’e göre.
“Bugün Türkiye’de Kemalist tarihi ve bakışı, doğru ve bilimsel sayan ve (… onu) şiddetle savundukları için karnını doyurabilen çok geniş bir “ulema” tabakası bulunuyor. (…) Kemalist ideologların işsizliğe karşı dirençlerini anlıyorum.” (s. 16)
İşte Prof. Küçük’ün Mustafa Kemal’e dair doğrudan hükümlerinden biri:
“Kemal, kendine güveni olmayan bir kişiliğe sahip görünüyor. (…) Annesini sevmediği izlenimini veren işaretler var. Sevgi alanında son derece başarısız kalıyor.” (s. 41-42)
Bunlar gibi yüzlercesi var 1980’lerden 2000’lerin başına kadarki yayınlarında. “Kemalizm'i aşmak” için nice emek vermiş ve bu yolda binlerce sayfa kaleme almıştı.
Gelin görün ki 2015 yılında Çün dergisinde çıkan söyleşisinde, AK Parti’nin kendisini yeniden Kemalist yaptığını söyleyecekti:
“AK Parti bizi tekrar Kemalist yaptı. Biz ne idik? Biz Sosyalisttik. Sosyalist, Kemalist değildir. Kemalist’le ortak yanları vardır ama aynı değildir. Biz Kemalizm’i aşmaya çalıştık sosyalist olarak. (….) Biz anti-Kemalist değildik ama çok ciddi olarak eleştirilerimiz vardı. Yeteri kadar halkçı olamadığını bulurduk 1920’li, 30’lu yılların.”
Son yıllarında Yahudi dönmeleri (Sabetaycılık) ve Türkiye Yahudiliği üzerine ısrarlı yayınlar yaptı. İsimbilim üzerinden bazısı kayda değer ama çoğu isabetsiz tespitlerde bulundu.
Birikiminin en çarpıcı sözlerinden biriyle ileride de anılacaktır:
“Türkiye’deki İsrail, İsrail’deki İsrail’den daha kuvvetlidir.”
“28 Şubat İsrail ile el ele Erbakan’ı bitirmek için yapıldı” teşhisini bu hükmün yanına yerleştirdiğimizde Yalçın Küçük’ün karmaşık ve nev’-i şahsına münhasır fikir çerçevesinin bir suretini elde etmiş oluruz.
Son mesajı vermeyi kendisine bırakalım:
“Öğrenmeyi büyük bir sevinç haline getirmek zorundayız.”
