Aynı ülkede, başka hayatlar
Eskiden zenginlerin nasıl yaşadığını bu kadar bilmiyorduk.
Hangi arabaya bindiklerini, akşam hangi restoranda yemek yediklerini, yazın hangi koyda tatil yaptıklarını görmezdik.
Şimdi biliyoruz.
Hem de fazlasıyla.
Telefonu açıyorsunuz.
Bir tarafta market alışverişini paylaşan biri var. Et, peynir, deterjan almış. Altına yüzlerce yorum geliyor.
“Bunlar nasıl bu kadar tuttu?”
Biraz aşağı kaydırıyorsunuz.
Milyonluk bir otomobil.
Biraz daha aşağı.
Boğaz’da bir restoran.
Sonra bir tekne.
Sonra Dubai.
Sonra Paris.
Hepsi aynı ekranda.
Garip olan şu ki artık insanlar bunlara eskisi gibi sadece özenerek bakmıyor.
Hesap yapıyor.
“Bu adam ne iş yapıyor?”
“Bu parayı nereden kazanıyor?”
“Ben yıllardır çalışıyorum, neden bir ev alamıyorum?”
Aslında bu soruların kendisi Türkiye’deki ekonomik durum hakkında birçok istatistikten daha fazla şey anlatıyor.
Çünkü mesele sadece fakirleşmek değil.
Mesele, çalışarak sınıf atlanabileceğine dair inancın da giderek kaybolması.
Üniversiteyi bitir.
İşe gir.
Çalış.
Biriktir.
Sonra evini alırsın.
Bir zamanlar orta sınıfa anlatılan hikâye kabaca buydu.
Bugün aynı hikâyeyi 25 yaşındaki bir gence anlatın.
Muhtemelen önce ev fiyatlarına bakar.
Sonra maaşına.
Sonra size bakar.
Çünkü matematik tutmuyor.
Ama aynı genç her gün sosyal medyada başka bir Türkiye görüyor.
Arabaların sürekli değiştiği, tatillerin hiç bitmediği, restoran hesaplarının insanların maaşlarına yaklaştığı başka bir Türkiye.
Elbette zengin olmak suç değil.
Kimsenin kazandığı paranın hesabını da sosyal medya kullanıcıları vermeyecek.
Ama toplumun servete bakışı değişiyorsa bunun nedenini düşünmek gerekiyor.
İnsanlar artık zenginliği değil, zenginliğin kaynağını merak ediyor.
Çünkü kendi hayatlarında emek ile kazanç arasındaki bağın zayıfladığını hissediyorlar.
Sabah sekizde işe gidip akşam yedide eve dönen biri ay sonunda kirasını güçlükle ödüyorsa, karşısına çıkan her olağanüstü servete şüpheyle bakmaya başlıyor.
Belki haksız yere.
Belki haklı olarak.
Ama o şüphenin ortaya çıkması bile başlı başına bir sorun.
Çünkü ekonomide kaybedilen yalnızca satın alma gücü değil.
Bir başka şey daha kayboluyor.
“Çalışırsam ben de yapabilirim” duygusu.
Bir ülke için bundan daha tehlikeli çok az şey vardır.
İnsanlar zenginlerden nefret etmeye başladığı için değil.
Çalışmanın kendilerini bir yere götüreceğine inanmayı bıraktıkları için.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz gösteriş belki de bu yüzden bu kadar rahatsız ediyor.
Sorun Lamborghini değil.
Sorun onu izleyen gencin otobüs kartına yükleyeceği parayı hesaplaması.
İkisi aynı ekranda yan yana geldiğinde Türkiye’nin gelir dağılımıyla ilgili uzun raporlara bazen hiç gerek kalmıyor.
Fotoğraf zaten yeterince açık.