Hep daha fazlası mı?
20 yaşındaki halim bugünkü hayatımı görse muhtemelen başarılı olduğumu düşünürdü.
Ben ise aynı şeyi kendime söylemekte bazen zorlanıyorum.
Geçenlerde bunu düşündüm.
İnsan neden elde etmek için yıllarca uğraştığı şeylere sahip olduğunda, onların değerini bu kadar çabuk unutuyor?
İlk işe girdiğiniz günü düşünün.
İlk maaşınızı.
İsminizi ilk kez bir haberde gördüğünüzü.
Çok istediğiniz bir şeyi sonunda başardığınız anı.
O gün dünyanın en önemli meselesi odur.
Sonra zaman geçiyor.
Bir zamanlar hayalini kurduğunuz şey, hayatınızın sıradan bir parçasına dönüşüyor.
Ve siz hemen bir sonrakine bakmaya başlıyorsunuz.
Daha iyi bir iş.
Daha fazla para.
Daha güzel bir ev.
Daha fazla başarı.
Daha çok insan tarafından tanınmak.
Listenin sonu yok.
Bir de başkalarının hayatını izliyoruz.
Telefonu açıyorum, birinin yeni işi karşıma çıkıyor.
Biri evlenmiş.
Biri ev almış.
Biri yurtdışına taşınmış.
Biri hayatının en güzel tatilinde.
Kimse “Bugün hiçbir şey yapmadım, bütün gün evde oturdum ve hayatımın ne olacağını düşündüm” diye fotoğraf paylaşmıyor.
Biz de başkalarının en güzel anlarını kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırıyoruz.
Sonra ister istemez şu soru geliyor.
Ben ne yaptım?
Aslında yaptıklarımız var.
Ama insan kendisine çok çabuk alışıyor.
Başarılarına bile.
Belki mesele biraz da yaş almak.
20 yaşındayken önünüzde sonsuz bir zaman varmış gibi geliyor.
“Bir gün yaparım” diyorsunuz.
30’a yaklaşınca “bir gün” dediğiniz şeylerin bazılarını yapıp yapmadığınıza bakmaya başlıyorsunuz.
Kariyer?
Evlilik?
Ev?
Para?
Çocuk?
Mutluluk?
Sanki 30 yaşına geldiğimiz gün birileri kapıyı çalıp “Bakalım hayatını ne kadar tamamladın?” diye kontrol edecek.
Oysa hayat tamamlanan bir şey değil.
Bunu anlamam biraz zaman aldı.
Başarı konusunda da fikrim değişiyor.
Eskiden başarılı olmak benim için daha çok meslekle ilgiliydi.
İyi bir iş yapmak.
Birilerinin sizi fark etmesi.
Adınızın bilinmesi.
Daha ileri gitmek.
Bunların hâlâ önemsiz olduğunu düşünmüyorum.
İnsan yaptığı işte iyi olmak istiyor.
Emek verdiği şeyin karşılığını görmek de istiyor.
Ama artık tek başına bunların yetmediğini düşünüyorum.
Çünkü işiniz çok iyi giderken hayatınız kötü gidebilir.
Çok para kazanıp mutsuz olabilirsiniz.
Herkes sizi başarılı bulurken siz sabah yataktan kalkmak istemeyebilirsiniz.
Ve tam tersi…
Belki dışarıdan çok büyük görünmeyen bir hayatın içinde gerçekten huzurlu olabilirsiniz.
Son zamanlarda başarıyı biraz daha böyle düşünüyorum.
Sevdiğim insanlarla aynı masaya oturabiliyor muyum?
Bir yere yetişmem gerekmediğinde huzursuz oluyor muyum?
Telefonumu kenara bıraktığımda hayatım hâlâ güzel geliyor mu?
Yaptığım iş dışında beni ben yapan bir şeyler var mı?
Ve en önemlisi…
Hayatımı sürekli bir sonraki aşamaya hazırlanarak mı geçiriyorum, yoksa biraz da yaşıyor muyum?
Bilmiyorum.
Belki birkaç yıl sonra başarı hakkında yine başka şeyler düşüneceğim.
Ama bugün bildiğim bir şey var.
İnsan sürekli önüne bakınca ne kadar yol geldiğini unutuyor.
Bazen dönüp arkaya bakmak gerekiyor.
20 yaşındaki halim karşıma otursa muhtemelen bana yapmak istediği onlarca şeyi anlatırdı.
Ben de ona bugün nerede olduğumu anlatırdım.
Sanırım gözleri parlardı.
Belki benim de kendime biraz onun gözünden bakmam gerekiyor.
Çünkü bazen başarısız olduğumuzu düşünmüyoruz aslında.
Sadece başardığımız şeylere çok çabuk alışıyoruz.