Kozinoğlu ve 10 gün
Kaşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti. Ölümünün ardından alınan kan ve doku örnekleri Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
Bundan yalnızca on gün sonra Adli Tıp’ta dikkat çekici bir hırsızlık yaşandı.
Kayıtlarında dolandırıcılık ve hırsızlık suçları bulunan Gürsoy Erinci, “su sebili takacağım” bahanesiyle kuruma girdi. Daha da önemlisi, Kozinoğlu’ndan alınan örneklerin bulunduğu dairede yalnız kaldı.
Erinci’nin orada ne kadar süre kaldığı, hangi bölümlere girdiği ve örneklere temas edip etmediği şimdi yeniden araştırılıyor.
Halen Iğdır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Erinci, Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi.
Soruşturmanın üzerinde durduğu ihtimal oldukça ciddi. Erinci’nin, Kozinoğlu’na ait kan ve doku örneklerini değiştirmiş olabileceği değerlendiriliyor.
Ancak burada önemli bir hukuki ayrım var. Erinci’nin örnekleri değiştirdiği henüz kanıtlanmış değil. Soruşturma makamları da bunu kesinleşmiş bir iddia olarak ortaya koymuyor. Olayın gerçekleştiği yer, zaman ve Erinci’nin örneklerin bulunduğu dairede yalnız kalması nedeniyle bu ihtimal araştırılıyor.
Asıl soru da burada başlıyor.
Kozinoğlu’nun ölümünden yalnızca on gün sonra, sabıkasında hırsızlık ve dolandırıcılık bulunan bir kişi Adli Tıp’a nasıl girebildi?
Gerçekten su sebili takmak için mi oradaydı?
Örneklerin bulunduğu dairede neden yalnız bırakıldı?
O sırada odada hangi deliller vardı?
Kozinoğlu’na ait örneklerin mühürleri ve kayıtları daha sonra kontrol edildi mi?
Herhangi bir eksiklik, bozulma ya da değişiklik tespit edildi mi?
Erinci kuruma kendi başına mı girdi, yoksa içeriden birileri ona yardımcı oldu mu?
Bunlar yalnızca geçmişteki bir güvenlik açığını ilgilendiren sorular değil. Kozinoğlu’nun ölüm nedenine ilişkin hazırlanan raporların güvenilirliğini de doğrudan ilgilendiriyor.
Çünkü adli bir örneğin sonucu kadar, kimden alındığı andan incelendiği ana kadar nasıl korunduğu da önemlidir. Buna delil zinciri denir. Zincirin herhangi bir halkasında açıklanamayan bir boşluk varsa, yıllar sonra yapılan incelemelerin ve hazırlanan raporların üzerine de kuşku düşebilir.
Elbette Erinci’nin başka suçlardan kaydının bulunması, Kozinoğlu’nun örneklerine müdahale ettiğini göstermez. Bir kişinin sabıkası, başka bir suçun kanıtı olamaz. Fakat ölümden on gün sonra yaşanan hırsızlık, kullanılan yöntem ve örneklerin bulunduğu yerde yalnız kalması sıradan ayrıntılar olarak görülemez.
Erinci’nin verdiği ifade şimdi kurum kayıtları, giriş çıkış belgeleri, olay tutanakları, görevli anlatımları ve varsa kamera görüntüleriyle karşılaştırılmalı.
Aradan geçen on beş yılın ardından soruşturmanın çözmesi gereken mesele yalnızca Gürsoy Erinci’nin o gün ne yaptığı değil.
Asıl mesele, Kaşif Kozinoğlu’na ait örneklerin gerçekten güvenli biçimde korunup korunmadığıdır.
Eğer korunduysa bunun kayıtlarla ortaya konulması gerekir.
Eğer korunmadıysa, bunun bir ihmal mi yoksa bilinçli bir müdahale mi olduğu aydınlatılmalıdır