Ölüm Borsası

Uhud Tekin
Uhud Tekin

1964 yılında arkeolog Fred Wendorf ve ekibi tarafından, Sudan’da bir toplu mezar bulundu. Bu mezarda ortaya çıkarılan iskeletlerin yaklaşık 13.400 yıl önceye ait olduğu ortaya çıktı. Ama asıl ilginç olan, mezarda bulunan 61 iskeletteki yara izleriydi. Bu insanlar mızrak ve oklarla öldürülmüştü. Bu keşif tarihte bilinen ilk organize savaşın izlerini ortaya çıkardı.

Sebebi diğer kabilenin nükleer programları değil kaynaklardı. Su, yiyecek ve belki biraz toprak…

Nükleer başlıkları, 5. Nesil savaş uçakları ya da hipersonik füzeleri yoktu. Yine de kaynakları paylaşmak yerine birbirlerini öldürmenin bir yolunu bulmuşlardı.

Binlerce yıl geçse de sadece araçlar değişti, hırsımız aynı kaldı!

İnsan türü kriz çıkarmakta da kriz çözmekte de ustadır. En iyi yaptığımız şey budur. Bir tarafta çocukları yaşatmak için salgın hastalıklara çözüm ararız, diğer tarafta aynı çocuklara son teknoloji füzelerle saldırırız.

ABD ve İsrail, İran’a saldırmak için bir bahane buldu. Ne olduğunun önemi yok. Çünkü hiçbir gerekçe İsrail bombalarıyla hayatını kaybeden yüzlerce kız çocuğunu geri getirmeyecek.

Hürmüz eyaletindeki Şeceretü’t-Tayyibe ilkokuluna 28 Şubat’ta bombalı saldırı yapıldı. ABD-İsrail ortak saldırısında 170 insan feci şekilde hayatını kaybetti. Büyük bir bölümü 7-12 yaş arasındaki kız çocuklarıydı. Çocuklardan birinin babası Rohollah adında biriydi...

Bakın ne diyor: 'Bana sık sık ‘Doktor olacağım, böylece sen bir daha tedavi masrafı ödemek zorunda kalmayacaksın’ derdi. Ben de ona sarılır ve ‘Sen zaten benim küçük doktorumsun’ derdim. Kızım işten eve geldiğimde bana gülümsediğinde bütün yorgunluğum geçerdi. Şimdi bu acıyla nasıl yaşayacağımı bilmiyorum'

Romollah kızının cesedini ancak elinde tuttuğu okul çantasından tanıyabilmiş. Zira küçük çocuktan geriye hiçbir şey kalmamış!

Henüz Gazze’deki çocukların acılarını atlatamadık. Atlatmamız da mümkün değil. Çünkü insan fıtratı çocukların ölümünü normalleştirmek için yaratılmamıştır. Tarihte, dünyanın en acımasız savaşlarında dahi çocuklar ve kadınlar bu kadar göz göre göre ve bilinçli şekilde katledilmedi.

21.Yüzyıl toplu katliamların çağı oldu. Çünkü kılıçlar adam seçiyordu, füzeler seçmiyor. İnsanlığını tamamen kaybetmiş bir kavimle karşı karşıyayız. Hem de şimdiye dek hiç görülmemiş ölüm makinelerine sahip katil bir toplulukla…

İsrail’in savaş stratejilerinde insan hayatı artık bir değer değil, bir maliyet unsuru. Bir füzenin maliyeti ile o füzenin vurduğu yerdeki ekonomik potansiyel karşılaştırılıyor. Eğer devlet daha çok zenginleşecekse, birkaç neslin yok olmasını kabul edilebilir kayıp olarak görüyorlar. İnsan hayatının doğrudan mal ve mülk karşılığında takas edildiği karanlık bir borsa kurdular. Ölüm Borsası…

Biz bu coğrafyanın tam merkezinde, bu büyük yangının dumanını her gün soluyoruz. Etrafımızdaki bu savaşa karşı en büyük kalkanımız, füzelerimizden önce toplumsal düzenimiz ve iç barışımızdır. Komşunun evi yanarken bize bir şey olmaz demek, tarihin uyarılarını kulak ardı etmektir. Ailelere çocuklarının küle dönmüş bedenleri teslim ediliyorken bizim rahat uyumamız mümkün değildir.

İran, senelerce iç çatışmalarla zayıflatıldı. Sonunda olanlar ortada. Artık kendimize dönmemiz ve aramızdaki tüm sorunları çözmemiz gerek.

Dışarıdaki tehdit ne kadar büyük olursa olsun, bir devleti asıl yıkan şey içerideki çatlaklardır. Bizler, zaferlerimizle övünmeyi seven bir milletiz. Ancak artık bir özeleştiri yapma ve stratejik bir akılla düşünme vakti gelmiştir. Devleti her ne pahasına olursa olsun ayakta tutacak toplumsal bilinci inşa etmemiz gerek.

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız bulunur. Bu 16 yıldız kadim Türk devletlerini temsil eder. Ortadaki büyük yıldız ise Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eder.

Sıkça her yıkılan devletin yerine yenisini kurduğumuz için övünürüz.

Belki de artık 17. Kez bir Türk devleti kurduk diye övünmek yerine, neden bu 16 devleti kurtaramadık diye düşünmenin vakti gelmiştir…