Yer Bulamayan Şehir

Uhud Tekin
Uhud Tekin

Pendik’te geçtiğimiz günlerde bir baba 11 yaşındaki kızının gözü önünde katledildi. Hem de otopark anlaşmazlığı yüzünden.

Bu acı olay aslında devasa bir metropolün, kendi ağırlığı altında nasıl ezildiğinin en acı vesikasıdır. Peki bu işin sonu nereye varacak?

Her gün, İstanbul’un bir yerinde otopark kavgası çıkıyor.

Her sürücü evine park yeri bulabilecek miyim endişesiyle gidiyor.

Bebek arabasıyla bir yerden bir yere gitmeye çalışan her anne, her engelli, her yaya kaldırıma park etmiş araçların arasından geçme savaş veriyor.

TÜİK verilerine göre İstanbul’da 6 milyondan fazla kayıtlı araç var. Farklı şehir plakalı araçlar hariç.

6 milyondan fazla aracı yan yana park etmek istesek yaklaşık 80 milyon m2 alana ihtiyacımız olurdu. Kadıköy ilçesinin tamamı 25 milyon m2. Yani 3 Kadıköy yan yana gelse ancak sığabiliyor.

Bu sorunu çözmekle sorumlu olan kişilerin daha fazla park yeri inşa edelim diye projeler geliştirdiğini sanmıyorum çünkü teknik olarak bu mümkün değil. Mega şehirde otopark için uygun alan kaldı mı emin değilim.

Nüfusun gayri resmî rakamlarla 20 milyona dayandığı bu şehirde, her sabah uyandığımızda aslında sessiz bir savaşın içine doğuyoruz. Sokaklar daralıyor, kaldırımlar işgal ediliyor, toplu taşıma nefessiz bırakıyor ve en nihayetinde, bir aracın sığabileceği o birkaç metrekarelik boşluk, bir adamın ölüm fermanı haline geliyor.

İstanbul’un her konuda yaşadığı keşmekeşten kurtulmasının tek yolu, şehri daha da büyütmek değil, üzerindeki yükü hafifletmektir. Başarı, daha çok katlı otopark yapmakta değil, Anadolu’nun diğer kentlerini cazibe merkezi haline getirerek İstanbul’un üzerindeki bu insani baskıyı azaltmaktadır.

Eğer biz insanları doğru iş kollarıyla, doğru yaşam standartlarıyla kendi topraklarına veya daha nefes alınabilir kentlere yönlendiremezsek otopark kavgası bugün Pendik’te, yarın Beşiktaş’ta, öbür gün Kadıköy’de can almaya devam edecektir.

Konu sadece otopark değil elbette. Ulaşımdan gıda zincirine, eğitimden sağlığa kadar her alanda nüfus fazlalığı yüzünden kriz var. Bu krizi aşmak için yürütülen projelerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.

İstanbul hâlâ dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biri. Ama bu büyünün sürdürülebilmesi için, artık meseleye sadece trafik gözüyle değil, nüfus ve yaşam yönetimi gözüyle bakmak gerekiyor. Çünkü yer bulamayan sadece arabalar değil, bazen insanlar da kendi hayatlarına yer bulamıyor.

Bu şehri sadece araçlarımızla değil, nezaketimiz ve planlı geleceğimizle güzelleştirebiliriz. Umut, dökülen betonda değil, bu kadim şehri yeniden özgürlüğüne kavuşturacak olan o ortak akılda ve değişim irademizde saklı…