8 Nisan 1970 tarihinde İzmir'de dünyaya gelen Madak'ın anne ve babası öğretmen olduğu için genelde Amasya ve Burdur'da yaşadı. 1983 yılında annesini kaybetmesi kendisinin hayatından onarılmaz yaralar açtı.
Bu kayıp Madak'ın şiire, edebiyata yönelmesine de neden oldu. Babasının annesinin ölümünden sonra evlenmesi baba kız arasını açtı ve Didem Madak gittikçe babasından uzaklaşmaya başladı.
Kolon kanserine 2010 yılında yakalanan Madak, uzun bir tedavi sürecine girdi ve bir sene hastalıkla mücaedele etti. Bu mücadelede yenik düşen şair, 2011'de aramızdan ayrıldı. Geriye yüreğimize dokunan dizeleri ve sözleri kaldı.
Şairin fotoğrafları ve şiirlerinden bazılarını sizlere sunuyoruz.


ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER
Sevgili AnneciğimBinlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğundaKocaman bir dağ lalesi gibiVe kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.
Şimdi mucizevi bir yerdeyimMuc’un ucuz evindeSanki mürekkebi rutubet olan bir kalemDuvarlara hep senin resmini çiziyorDili geçmiş zamanda birçok resim,Hep gülümsüyorsunAklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibiVe o yıldız karanlık bir şubat akşamındaDurmadan soluyormuş gibi.
Hatırlar mısın?Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünüO göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsüVişne bahçeleriyle dolu,Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.Bazen ölmek istiyorum.Beni yeniden doğurman içinİri, ekşi bir vişne tanesi gibi
Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıyaBazen görülen rüyalar gibi kapkaraBir ton rüya çıtırdarkenSen kar yağmadan önce başkaydın,Kar yağdıktan sonra bambaşka.Sanki hep buluğ çağındaydın.Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahlarıBinlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.
Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasındaKar manzaralı bir resmin ortasında durur gibiGri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar…Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.
Ben bu eve Muc’un ucuz evi diyorum.Yokluğunda böyle oldum.Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.Ve inanMuc bu evi bana ucuza verdi.
Yaşasaydın, hayatının ortasınaGüller yığan bir adam olsun isterdim babam.Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.Ölü mısır tarlaları hışırdıyorduVe kalbimde çıngıraklı yılan sürüleridiye başlayan bir çocuk romanında…Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibiErken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,bu acımasız ölü anne sesini.
Şimdi mucizevi bir yerdeyimZaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burdaVe çok ağır ilerliyor.Yüzümdeki çillerden başkaİsyan eden biri yok hayatımda.
Onları Muc’a evin karşılığında verdimÇok ucuza.Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:Anne.


ÇALIKUŞU’NUN Z RAPORU
Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar
Dilinin dönmediği duaları sayıklıyorZeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zamanYağmur yağıyor durmadanAğlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarakBir çılgınınKedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesiBir elimde tabancaBütün dualarım delik deşik.
Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumunŞark hizmetinden dönüşünü
Mahalle kavgalarına karışmadanKocaman bir kabakla boğuşuyorum bazenDoğruyor ve kızartıyorum onuGünler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorumPek inandırıcı olmayanRuhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenlerHikâyeme bir ölüm yazmak istiyorumBeni masalların ortasında bırakıp giden ruhumaRomantik radyo dinleyen o eski arkadaşımaSon bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorumOtobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beniYağmurla beraberliğimden doğanBirinci ve yüzbininci hayaletimUcu ısırılmış bir simidin acısını durmadanO kadar çok, o kadar çok hissediyorum.Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdiHaberler getiriyorlardı, hep kötü haberlerAkşamları günahkâr yazar kasalar kadarZ raporları kadar uzun şiirlerimElinde bir paket çubuk krakerle geçmişimO eski arkadaşım yıkanmış midesiyleİskambil kağıtları kusan, zarlarMaça kızı ve pis yedili sayesindeKaç kere ölümle randevulaştı.Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayatSemt pazarından alınma hırkasıyla,Ayolu, yanisi bol konuşmalarıylaHer bastığında gıcırdayan tahtalarıylaÖyle çok sevdim, öyle çok sevdimBinlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.
Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalardaVazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.Hikâyem ucuz, romanım basmakalıpPembe kağıtlar aldımHayatıma bir ölüm yazacağımBir ölüm, pek de inandırıcı olmayanYazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıdaKayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.
Yazık bir son mektup bile bırakmadan gittiZeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.

MR.PARKİNSON
Her gün uzak ülke kırpıntıları dökülürgüneşin ceplerinden. Yoksul aile babasıcebi gibi biraz kasvetli ve susam kokulu.Sanki gretagarbo artisti ölür gibigün batana dek karabasanlar dolaştırırsokaklarda hırdavatçılar, gecenin herköşesinde sarhoşlar gündüzü kusarlar.Güneş vergi iade zarflarında saklanır.Ucuz elbise askılarında tiril tirilamortiden bir deniz sallanır.Sabaha karşı nemli bir ıslık, birköşede siftinip duran sokakkedilerinin tüylerini tarazlar.Yampiri bir yağmuru seyrederdizilip rengârenk, pis kediler.Boyozcular, elleri yağlı, gözleriyağlı, gönülleri yağlı pis adamlar.Güvenoyu alamamış martılarKemeraltı çarşısına alışverişeçıkarlar. Otuziki yerindenbıçaklanmış aşklar damlargözlerinden. Kulenin altındabekler her öğlen Mr.Parkinson.Bu şehirde adamın biriher öğlen bir deprem bekler.
Ergül Tosun
Kitap sayfası için iletişim:
ergul.tosun@ensonhaber.com