Dolar
6.8612
0.0014%
Euro
7.7611
0.1535%
Altın
1798.58
-0.2689%
Borsa
114808.56
-0.8506%
G. Altın
396.959
-0.248%
Bitcoin
63644.24
-0.0606%
21ºC
İstanbul
Güneşli 21 C
    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik

    Polisiye yazarı Ayfer Kafkas ile yazdığı pek çok türü, polisiyeyi, yazarlığını ve son romanı ‘Divina’nın Bileziği’ni konuştuk…
    • Özel İçerik
    • 11.06.2020 - 13:09
    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik

    Sosyal mesafeden röportajlarımda bugünkü konuğum Ayfer Kafkas. ‘Bir Osmanlı Polisiyesi’ olarak tanımladığı romanı Divina’nın Bileziği ve çok fazlası üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. Mükemmeliyetçilik üzerine kurulmuş bir yazarlığı var Ayfer Hanım’ın. Öyle ki her şeyi en ince detayına kadar irdeliyor. Ve şöyle diyor: ‘Kendimi fazla eleştirmekten üretken olamıyorum…’

    Ayfer Kafkas’a sordum, tüm samimiyetiyle yanıtladı sorularımı. Günün hangi saatinde olursanız olun, bu söyleşi yanında bir fincan kahveyi hak ediyor.

    Bir de içimden geldi, şu an fonda çalan şarkımı da paylaşıyorum sizinle.

    Keyifli okumalar…

    Fondaki şarkıyı dinlemek için tıklayınız.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #1

    (Ayfer Kafkas)

    KENDİMİ İKNA EDEMEDİĞİM HER İŞ ÇÖPE GİDİYOR

     

    - Ayfer Hanım merhaba! İlk sorum hep aynı ve alacağım cevapları hep merak ediyorum. Ayfer Kafkas kimdir? Ulaşılanın dışında duyguları ve kalemiyle, kendi gözünden kendini nasıl anlatır?

    Merhabalar. Bu soruyu cevaplamak aslında daha keyifli olacak. Klasik özgeçmiş vermek bir süre sonra ilgi çekici olmaktan uzaklaşıyor çünkü.

    - Harika…

    Kendimi dışarıdan izlersem, mükemmeliyetçi, insani hırslardan uzak, sabırlı ve sakinliği seven bir insan olarak tanımlayabilirim. Mükemmeliyetçi oluşum, her zaman mükemmel işler yaptığım anlamına gelmiyor ne yazık ki… Kendimi ikna edemediğim her iş çöpe gidiyor. Bu yüzden yazma konusunda biraz verimsizim. Aynı iş üzerinde de ısrar etmem. Başarısız olmuşsa başa dönüp defalarca düzenleme yapmak yerine gözden çıkarıp baştan başlarım. Bir de negatif eleştiriler beni çok fazla etkilemez. Yaptığım işler konusunda insanlar ne demiş diye fazla araştırmam. Denk geldiğim negatif eleştirileri yapıcı değillerse dikkate almam, motivasyonum bu sebeple düşmez. Genel olarak kendi iç dünyamı bu şekilde tarif edebilirim.

    - Yazmaya nasıl başlamıştınız? Yazma rutininiz nedir?

    Yazmaya çok küçük yaşlarda başladım. Aslında öncelikle kurgulamakla başladım işe. Hayal ettiklerimin gerçek olmasını istediğimde, hayallerimi etrafımdakilere gerçekmiş gibi anlatırdım. Elbette bana inanırlardı. Böylece kurguladığım hayal dünyası sanki gerçeğe dönüşürdü. Sonraları yazmaya başladım. Tabii pek düzenli işler değildi bunlar. Ufak öyküler, basit kurgular… Gitgide daha belirli şekli olan şeyler yazmaya başladım. Daha sonra bunlar önce öykülere, sonra romanlara dönüştü.

    - Yavaş yavaş normalleşmeye başlasak da, malum zor bir süreçten geçiyoruz. Pandemi süreci sizin için nasıl geçiyor?

    Bu süreci elbette keyifle karşıladığım söylenemez; ama açıkçası beni pek bunaltmadı. Zaten kendini evde çok rahat hisseden bir insan olduğum için dışarı çıkmamak beni zorlamadı. Hayatımda büyük bir değişiklik yok. Önceden de insanların dokunduğu yere pek dokunamayan, özel eşyalarımı ailem haricinde dokunan olursa kolonyayla temizleyen, marketten aldıklarını silen bir insandım, şimdi her şeyi çamaşır suyu ile siliyorum işte fark olarak. : ) Bunun dışında evde olmak, evdeyken dışarıdan gelen trafik gürültüsünü duymamak, beni daha da keyiflendirdi diyebilirim. Açıkçası ne kadar asosyal olduğumu fark ettim bu süreçte.

    - Bu süreç yazarlığınızı besledi mi peki, yoksa şöyle bir durmak isteyenlerden misiniz?

    Süreç aslında yazma alışkanlığım üzerinde pek bir değişiklik yapmadı; fakat çok yakın zamanda babamı kaybettim. Onun kısa da olsa hastalık süreci ve akabinde yaşadığım üzüntü beni daha bir buhrana soktu. Böyle dönemlerde yazmak şöyle dursun, kitap dahi okuyamıyorum. Yavaş yavaş daha sağlıklı bir ruh haline kavuşmayı umuyorum.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #2

    YAZMAYA TUTKU DUYAN HER İNSANIN MUTLAKA KENDİNİ VE YAZAR KİMLİĞİNİ İYİ TANIMASI GEREİYOR

    - Başınız sağ olsun… Bizi ‘Divina’nın Bileziği’ buluşturdu. Romanı konuşacağız; ama biyografinizde başka türler deneyerek yazarlıkta profesyonel adımlarınızı okudum. Bizimle paylaşır mısınız? Nasıl zamanlardı? Neler denediniz?

    Yazmaya tutku duyan her insanın mutlaka kendini ve yazar kimliğini iyi tanıması gerekiyor. Çok planlı çalışan, aldığı her işi günü gününe yapan, asla geç kalmayan ben, mesela yazarken bazen çok verimsiz olabiliyorum. Yetiştiremiyorum, siliyorum, baştan yazıyorum… İşte, her insanın yazar kimliği başka oluyor. İnsanın kendini tanıması, hangi şartlarda, hangi türde yazmanın kendisine en uygun olduğunu keşfetmesi gerekiyor. Bu da ancak denemek ile mümkün. Ben de bol bol denedim. Öyküler, novella denebilecek minik romanlar, farklı kurgular, farklı anlatım türleri, farklı kronolojik anlatımlar… Her biri benim için birer basamak oldu. Kendimi tanıdıkça daha kolay ifade eder oldum. Kısacası “Aklımda müthiş bir kurgu var, oturup roman yazayım.” demenin çok olgun bir ifade olmadığını düşünüyorum. Deneyerek bulmak, okurken “Ben olsam bu durumu nasıl ifade ederdim?” diye kendi kendine sormak çok önemli.

    - Şimdiki Ayfer dönüp o günlere baktığında, -belki de tek kelime ile- en çok ne hissediyor?

    Mutluluk hissediyorum. “Evet, ben artık yazıyorum.” dediğim andan itibaren hayat daha güzel oldu benim için.

    - Peki neden polisiye? Size ne anlam ifade ediyor?

    Polisiye bence mükemmeliyetçi insanlar için bir rahatlama aracı. İster okur, ister yazar olun, polisiyede (iyi bir polisiyede) açık kapı kalmaz, her gedik doldurulur, ardınızı tertemiz bırakırsınız. Bu duygu sizi tatmin eder. Bir de ben detaylara fazlasıyla dikkat eden bir insanım. Neyi nerede nasıl bıraktığımı hep bilirim. Dolayısıyla benden sonra biri kullanırsa bunu ister istemez fark ederim. Ufak ipuçlarından gerçeğe ulaşmaktan, etrafımdakileri şaşırtmaktan keyif alırım. Bir de gizemli olan her şey beni cezbeder. Asla cevabını öğrenemeyeceğim şeyleri bile merak ederim. Mesela evrenin hiç ışıkları dahi bize henüz ulaşmamış kısmında ne var, Mars’ta yürümek nasıl olurdu, binlerce yıl önce şu anda bastığım yere kimler bastı, bundan sonra burada kimler olacak… İşte tüm bunlar benim polisiye okumama ve yazmama yardımı dokunan şeyler oldu.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #3

    (Sosyal medyada okur fotoğrafı: @fatmavergisiz)

    AKLIMA GELEN KURGU BAŞKA BİR ROMANDA VARSA, ASLA YAZAMIYORUM

     

    - Gelelim Divina’nın Bileziği’ne. Kapakta ‘Bir Osmanlı Polisiyesi’ diye yazıyor. Tarihi bir polisiye diyebilir miyiz?

    Sanırım tarihi polisiye diyebiliriz; ama şunu da belirtmekte fayda var: Yazdığım romanlarda sahne ve dekor olarak geçmiş zamanları kullanıyorum. Yani aynı kurguyu başka zamana da rahatlıkla yerleştirebilirsiniz. Yardımcı unsurları değiştirerek tabii… Dönemin siyasi olayları romanlarımda çok yer tutmuyor. Bu şekliyle düşünülünce tarihi polisiye denebilir mi, ben de çok emin değilim.

    - Ve aslında bu bir devam romanı. ‘Kızıl Şebeke’ romanındaki Dersaadetli Hafiye Eşrefzade İdris Bey’in maceralarını anlatmaya devam ediyorsunuz. Yazarlığınızdan uzaklaşıp romanı okudunuz mu?

    Evet, bunu sık sık yapmaya gayret ediyorum. Yazdığım her bölümü ezberleyene kadar okurum. Tabii bunu yazar yazmaz yapmam. Bir bölüm yazdıktan sonra devam ederim; ama aradan birkaç gün geçip de yazdığıma yabancılaşınca dönüp defalarca okurum. İlk kez okuyormuş gibi yapmaya çalışırım. Takılan, tökezleyen, hızla okurken o hızı kesip keyif kaçıran yerler var mı, her cümleyi tek tek kontrol ederim. Cümleler kulakta nasıl iz bırakıyor, buna bakarım. Yazıp geçen insanları anlayamıyorum. Bir yemek yapıyorsunuz ve tuzuna bile bakmadan insanlara ikram ediyorsunuz. Bunu pek saygılı bir davranış bulmuyorum.

    - Bir okur olarak nasıl değerlendiriyorsunuz peki maceralarınızı?

    Kendi yazılarımı bu anlamda beğeniyorum. Elimden gelenin en iyisi olmasına gayret ediyorum çünkü. En azından daha iyi olabilirdi diye hayıflanmıyorum. Yapabileceğim buydu ve ben böyle yazdım diyorum.

    - Kendinizi eleştirir misiniz Ayfer Hanım? Bir romanın ortaya çıkma sürecinde nasıl birisiniz?

    Çok fazla eleştiririm. Hatta gereğinden fazla… Biraz daha kaygısız bir insan olup da, ben yazdım oldu demeyi çok isterdim. Kendimi fazla eleştirmekten üretken olamıyorum. Aklıma gelen kurgu başka bir romanda varsa asla yazmıyorum. Eşsiz olması için çok çaba gösteriyorum. Başka bir romanda, filmde olan belirleyici bir unsuru kullanmışsam fark eder etmez değiştiriyorum. Özgün olmak benim için çok önemli. Belki bu kadarı gereksiz; ama bu huyumdan vazgeçemiyorum.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #4

    (Sosyal medyada okur fotoğrafı: @nuraytakaz)

    DİVİNA’IN BİLEZİĞİ’Nİ YAZMAYA ÖNCELİKLE ‘MERSİYE’ İSİMLİ BRİ KARAKTER YAZMA İSTEĞİ İLE BAŞLADIM

     

    - Roman elbette bir kurgu; ama tarihten gerçek noktalar da var mı? Örneğin bir kişi ve tarihte yaşadığı bir anı romanınıza aldınız mı?

    Karakterlerimin gerçek tarihi kişilerle bir bağlantısı yok; fakat gerçekmiş gibi görünmeleri için çok çaba gösteriyorum. Hangi olaya ne tepki vereceklerini iyice tartmaya çalışıyorum.

    Aslında kişilerden ziyade dekorda gerçek hayattan faydalanmayı seviyorum. Mekân isimlerinin yanı sıra gerçekte tam da o zamanda yaşanmış deprem, sel, yangın gibi gerçek olayları, kurguya inandırıcılık katması için kullanıyorum.

    - Dersaadetli Hafiye Eşrefzade İdris Bey nasıl bir karakter? Yazarı, onu nasıl anlatır? Onunla nasıl tanışmıştınız?

    İdris Bey aslında Amanvermez Avni’yi okuduğumda şekillenmeye başladı. Sherlock Holmes’ün bana gerçekten uzak ve soğuk gelen yönlerini Amanvermez’de tatmin ettiğimde kendi karakterimi kurgulamaya başladım.

    İdris Bey’i daha insancıl, hata yapabilen, etrafındakilerin fikirlerine önem veren, ağırbaşlı, babacan ve oldukça kültürlü bir karakter olarak tarif edebilirim.

    - Peki ya Divina?

    Divina, yani Mersiye aslında etrafta çok bulunabilecek bir karakter. Kurgulamakta zorluk çekmedim. Hırsları, servet düşkünlüğü, insanları bu yolda kullanmaktan çekinmemesi, kendinden başkasını düşünmemesi, kolayca yalan söyleyebilmesi aslında onu uç noktada değil oldukça sıradan bir karakter yapıyor. Bilhassa günümüzde onun gibisini bulmak pek kolay.

    - Size bu romanı yazdıran şey neydi?

    Divina’nın Bileziği’ni yazmaya öncelikle “Mersiye” isimli bir karakter yazma isteği ile başladım. Herkes, tamamen olmasa bile bir yönü ile onu birine benzetecektir. Böyle bir karakterin arzulanan akıbetini yazmak isteği bana bu romanı yazdırdı.

    - Yazımı ne kadar sürdü? Araştırma süreci nasıldı?

    Bu romanda biraz daha sistemli çalıştığımı söyleyebilirim. Öncelikle özet kurguyu, daha doğrusu görünenin dışında gerçekte ne olduğunu anlatan bir özet, sonra karakterler, sonra zaman çizelgesi hazırlayarak yazdım. Evvelce de bahsettiğim gibi çok düzenli ve hızla yazabilen biri değilim. Bu yüzden zannedersem yaklaşık bir yıl gibi bir süreçte tamamladım.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #5

    POLİSİYE, AMA MASALSI BİR POLİSİYE

     

    - Romanınızı, diğer romanlarınızdan ayıran, belki anlatımında belki kurgusunda, bir nokta var mı? Bu kez farklı bir şey denediniz mi?

    Sanırım daha katmanlı bir çalışma olması yönüyle diğerlerinden ayrılıyor. Gerçeğe ulaştım dediğinizde yanıldığınızı, yine yanıldığınızı, yine yanıldığınızı anlıyorsunuz. Bu yönüyle ayrıldığını söyleyebilirim.

    - Yazarlık söz konusu olduğunda en uç hayaliniz nedir?

    Sanırım en uç hayalim, oldukça sıradan, oldukça günlük ve hiçbir ilginçliği olmayan bir olayı son derece etkileyici ve iz bırakan bir şekilde anlatmak. Çünkü kurgunuzu ilginç tuttukça yazma kabiliyetinizin eksikliğini gizleyebilirsiniz. Ama ilginç olmayan bir olayı anlatarak etkileyici olabilmek pek herkesin harcı değil.

    - Sizi en çok hangi anları yazmak duygu anlamında zorlar? Bu romanda özellikle hangi anı yazarken zorlandınız?

    Beni en yoran anlatım, masum birinin, özellikle bir çocuğun başına kötü şeyler gelmesi. Böyle şeyler yazmayı yüreğim kaldırmıyor. Açıkçası bu tür şeyler yazarak etkileyici olmayı bekleyen yazarları, insanların duygularıyla oynadıkları için kınıyorum. Bir masumun, bir çocuğun, evlatlarını korumaya çalışan bir annenin, çocukların gözleri önünde işlenen bir cinayetin hikâyesini anlatabilirsiniz. Duyguları olan her insan bunlardan derinden etkilenecektir. Ben bunu sömürmeyi uygun bulmuyorum. Bu yüzden benim kurgularımda genelde kötüler Allah’ından buluyor. Polisiye, ama masalsı bir polisiye diyebiliriz. Bu anlamda yazmakta zorlandığım bir nokta olmadı.

    - Polisiye konusunda örnek aldığınız isimler kimler? Türkiye’de bu işi iyi yaptığınızı düşündüğünüz isimler var mı?

    Özellikle polisiye yazma noktasında kendime örnek seçtiğim isimler yok. Hangi türü yazarsa yazsın her yazarın anlatımını dikkatle okumayı seviyorum. En az kelimeyle en anlaşılır nasıl anlatmış, detayları okura nasıl hissettirmeden aktarmış, geçmişte yaşananları okura boca etmeden nasıl hissettirmeden kurgusuna yedirmiş, bunlara bakıyorum. Türkiye’de bu işi çok iyi yaptığına inandığım yazarlar var elbette. Algan Sezgintüredi, Çağatay Yaşmut, Günay Gafur, Cenk Çalışır, Yaprak Öz, Armağan Tunaboylu ve adını saymadığım pek çok yazarın bu işi hakkıyla yaptığına inanıyorum.

    - Ayfer Hanım, bize yazarlık sürecinizde ‘İyi ki yaptım!’ dediğiniz 3 şey sayar mısınız?

    Üçten fazla çıkacaktır; ama en önemli üçünü yazayım: İyi ki başarısız olan çalışmalarımda diretmeyip pes etmeden yenilerine başlamışım, iyi ki içtenlikle kendimi ve çalışmalarımı anlatan, neden farklı olduğunu açıkça ifade eden notlarla yayıncılara kendimi anlatmışım ve ne olursa olsun iyi ki yazmaya başlamışım : )

    Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

    Ayfer Kafkas: Teşekkür ederim.

    Ayfer Kafkas ile polisiye üzerine söyleştik  #6

    Divina’nın Bileziği

    Ayfer Kafkas

    İnkılap Kitabevi

    S.: 208

    Kitabı satın almak için tıklayınız: inkilap.com

    *

    Damla Karakuş

    [email protected]

    Instagram: biyografivekitap

    Görüş Bildir