Dolar
6.8612
0.0014%
Euro
7.7611
0.1535%
Altın
1798.58
-0.2689%
Borsa
114808.56
-0.8506%
G. Altın
396.959
-0.248%
Bitcoin
63644.24
-0.0606%
21ºC
İstanbul
Güneşli 21 C
    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk

    Defne Ongun Müminoğlu ile genlerine aktarılmış yazarlığı, bugünlerdeki heyecanı Çılgın Sörfçüler çocuk kitabı serisini ve çocuk kitapları üzerine keyifli bir sohbet ettik…
    • Özel İçerik
    • 16.06.2020 - 13:52
    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk

    Sosyal mesafeden röportajlarımda bugünkü konuğum Defne Ongun. Evet, kendisi genç kızlığa adım attığımız kitapların yazarı İpek Ongun’un kızı. Defne Hanım için kızı Maya doğduğundan beri bir çocuk kitabı yazarı diyebiliriz. Çocuğuna sağlıklı beslenme konusunda bir kitap arayışına girdiğinde gördüğü eksiklik üzerine kendisi yazmış. Yazarlığa nasıl başladı, annesinin buna etkisini hangi anlarda hissetti, kitaplarında çocuklara neler anlatmak istedi… Her şeyden konuştuk. Sordum, Defne Hanım da samimiyetle yanıtladı…

    Sevgili anneler, evet sanırım bu röportaj için özellikle siz, soğuk kahveniz hazırsa başlayalım.

    Keyifli okumalar…

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #1

    (Annesi İpek Ongun ile)

    'İPEK ONGUN'UN KIZIYIM BEN!' DÜŞÜNCESİ OLUŞMADI


    - Defne Hanım merhaba! Hep bu soru ile başlıyorum, cevaplar beni heyecanlandırıyor. Defne Ongun Müminoğlu kimdir? Ulaşılanın dışında kalemi ve duygularıyla kendi gözünden, kendini nasıl anlatır?

    Merhaba Damla Hanım : )  İnsanın kendini anlatması bana hep zor gelmiştir. Ama deneyeceğim. Kısaca, bir karmayım sanki. Bir tarafım çok disiplinli, her zaman en doğruyu yapmak isteyen ve en sağlam yolu seçen, diğer tarafım maceraperest, biraz çılgın, özgür ruh, heyecanlı ve yerinde duramayan bir tip. Olumlu bakış açısı ve bir B planı olma hâli değişmeyen unsurlar sanırım.

    Evden gitmeyi, seyahat etmeyi, yeni insanlarla tanışmayı ne kadar seviyorsam, evime ve alışık olduğum çevreye dönme ihtiyacı duyuyorum. Okumaya, öğrenmeye meraklıyım. Çok soru soruyorum bazen; ama bu temelde gerçekten anlamak ve öğrenmek için oluyor. Çocukları, hayvanları, doğayı çok önemsiyorum. Sevmenin ötesinde onları ciddiye alıyorum. Haksızlığa dayanamıyorum. Gerçekten tahammülüm yok. Yalan, dolan, arkadan bıçaklanma, verilen sözlerin tutulmaması, tutarsız, parazit gibi yaşayan insanlar benim için kabul edilebilecek şeyler değil. Yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmuyorum. Kindar değilim; ama unutmuyorum. Kendimi korumak için unutmamayı önemsiyorum. Kendimi fazla açardım herkese. Fazla şeffaftım. Sağ olsunlar, öyle olmamam gerektiğini öğrettiler : ) Ama hâlâ çok beceremiyorum; deniyorum.

    - Size burada özel bir sorum daha var: İpek Ongun’un kızı olarak Defne Ongun kim? Bu size nasıl hissettiriyor?

    Annem benim için diğer çocukların annesi gibi. Bir anne neticede. Dolayısıyla “İpek Ongun’un kızıyım ben!” düşüncesi oluşmadı; ne bende ne ablamda. Ama şöyle bir durum var tabii: Kitap bizim için ana konulardan. Kitap ve hayat. Doğal olarak bunu yaşadık hep. Kitap seçilir, okunur, hakkında konuşulur, boşa sohbet hiç olmaz. Dedikodu mu? Vaktimiz yok ki… Daha önemli konular konuşuruz hep. Hep vaktini iyi değerlendirme, iyi işler yapma önceliğimiz oldu. Annem bizi öyle kodladı çünkü : )

    - Yazmaya ilk ne zaman ve nasıl başlamıştınız?

    Ben üniversiteden sonra profesyonel hayatta uzun yıllar çalıştım. Hep sevdiğim işi yaptım. Uzun saatler, deli gibi bir tempo, bol iş seyahatleri, tatil az, iş çok şeklinde bir tempoyla senelerim geçti. Çok da mutluydum aslında. Sonra Maya doğdu. Biraz ara vermeye mecbur kaldım. Ona bakacak kimse yoktu ve benim iş tempom ara yol bulmama engel oluyordu. O zaman 0 km.Bızdıklar’ı (www.sifirkilometrebizdiklar.com) kurdum. 2009 senesinde. Amacım yazmak, paylaşmaktı. Söyleyecek çok sözüm, aktarmak istediğim pek çok konu vardı. Yazı yazmayı hep çok sevdim. Okul zamanından profesyonel hayata kadar her aşamada yazı ile aktarılacak konular benim için eğlenceliydi, keyifliydi. O nedenle bloğumu da ince ince işledim, içini besledim.

    - Nasıl bir blog hedefliyordunuz?

    Sadece bir annenin yazdıkları olmasını istemedim. Dolu ve anlamlı, işe yarar başlıklar olsun, konuklar katkıda bulunsun istedim. Bu şekilde gelişti, büyüdü. O esnada ebeveyn dergilerinden köşe yazarı olmam için teklif geldi. Bu çalışmayı da çok sevdim. Mini Baby&Pregnancy ve ALL,forkids dergilerinde yazdım. Okulum Tarsus Amerikan Koleji’nin dergisi BizLetter’de de yazılarım paylaşılmaya başladı.

    - Peki ya konu kitaba kadar nasıl geldi?

    Bunları takiben Edukids firması bir projeyle geldi. Hikâyeli Yapboz yapmak istiyorlardı. Onlar için dört kısa hikâye yazdım ve yapboz kurgusunu oluşturdum. Müthiş keyif aldığım bir çalışmaydı. Bunu da tamamladıktan sonra etrafımdakilerin “Yazmalısın” yönergesiyle Burcu ve Berk ile serisinin ilk kitabını kafamda tasarladım. Ve Artemis Yayınları’nın kapısını çaldım. Sevgili Ilgın Sönmez fikrimi çok sevdi; ama tabii benim aklımda olanı bambaşka bir formata soktu : ) Ardından da ödev verdi: “Bana altı konu seç ve onları çalışıp gel.” dedi. Kitap macerası böyle başladı.

    - İpek Hanım’ın bu konuda etkisini hissediyor musunuz?

    Annem de babam da bizlere hayatımızın her adımında destek vermişlerdir. Kararlarımıza saygı duymuş, bizlerin en iyisini yapabilmemiz için hep yanımızda olduklarını hissettirmişlerdir. Kitap konusunda da annem, ben bu adımı atınca hep yanımda oldu. Fikrini söyledi, yorum yaptı. O hâlâ bizlerden (hatta şimdilerde torunlarından) fikir alır, biz de ondan. Bu fikir alışverişi, konudan bağımsız olarak tüm hayatımız boyunca zaten olan bir şeydir.

    - Yazma rutininiz nedir?

    Yazma noktasına çok sonra geliyorum. Önce fikir oluşuyor ve bunun notlarını almaya başlıyorum. Şemalar, karmakarışık notlar, oklar çıkıyor oradan buradan… Ardından zaman zaman posterler, görsel çalışmalar, fikir geliştirici dosyalar… Bol okuma, bol araştırma… Ne zamanki o fikir iyice pişiyor ve hikâye başından sonuna gözümde bir film şeridi gibi akıyor, o zaman bilgisayarın karşısına geçiyorum. O süreçte her gün kesintisiz yazmaya gayret ediyorum. Bazen beş saat, bazen iki saat olabiliyor; ama ara vermeden yazıyorum. 0 km.Bızdıklar ise yazı rutininden kopmamamı sağlayan farklı bir renk benim için. Eskisi kadar düzenli yazamasam da önemli bulduğum konuları ele aldığım, yazı yazmayı bana unutturmayan bir kanal.

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #2

    HALININ ATINA SÜPÜRÜLEN KONULAR BENİM ÖNCELİĞİM OLDU

     

    - İlk kitabınız bir ihtiyaçtan çıkmış, öyle mi? Neydi o?

    Bizim içimizde işe yaramak, yaptığının bir anlamı olması çocukluktan işlenmiş gerçekten. O nedenle sağlıklı beslenme konusunda eğlenceli ve çocuğa direkt hitap edecek yerli bir kaynak bulamama hâlim, ilk olarak bu konuya yönlenmeme neden oldu. Bu bahsettiğim tabii on sene öncesi. Kendi kızıma yabancı kitaplar alıp tercüme ederek okurken, 0 km.Bızdıklar için çok güzel çalışmalar yaptığımız Çocuk Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu’nun katkılarıyla böyle bir kitabın işe yarayabileceğini, çocukların seveceği bir hikâye çerçevesinde farkına varmadan doğruyu yanlışı öğrenebileceklerini düşündüm. Çünkü çocuklar ebeveynlerinden yönerge almaktan yoruluyorlar, bıkıyorlar ve bir süre sonra dinlemiyorlar. Ama kitap karakterleri üzerinden konu işlendiğinde başka bir bakış açısıyla, ilgiyle takip ediyorlar. Dolayısıyla hedefe dolaylı bir şekilde ulaşmış oluyoruz.

    - Sonrasında da hep aynı şeyi hissettiniz mi?

    Sonrasında da hep aynı şeyi hissettim, çünkü on iki kitaplık bu serideki her bir konuyu bu ihtiyaçları gözeterek seçtim. Öncelikle bir anne olarak benim neye dikkat ettiğime ve neyi önemsediğime baktım. İşlenmemiş veya az işlenmiş, konuşulmaktan çekinilen, halının altına süpürülen konular benim önceliğim oldu.

    - Annenizin yazarlığınıza etkisini hissettiğiniz bir çocukluk anınızı paylaşır mısınız bizimle?

    Sanırım en aklımda kalan anı, yazdıklarını daha yayınevine yollamadan bizlere okutması ve bizim yorumlarımızı ciddiye alarak, hikâyeyi yeri geldiğinde revize etmesiydi. Ben de aynısını yaparken buluyorum kendimi. Yeri geliyor kızımın arkadaşlarına yolluyorum sayfaları. Onların yorumlarını gerçekten önemsiyorum.

    - Defne Hanım, sizce yazarlık genlerinize kodlanmış mıydı?

    Ailemizde farklı şekilde edebiyatla, yazıyla, sanatla uğraşan kişiler var. Anneannem edebiyat öğretmeniydi. Kuzenim Kadri Gürsel gazeteci, annemin çok güzel, çok anlamlı şiirler yazan kuzeni, benim yine akademisyen ve yazar başka bir kuzenim var. Yani ailede bu gen bir şekilde dolaşıyor. Ne mutlu bana ki ben de hayatımın bir noktasında bu geni iyi işler için kullanabiliyorum : )

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #3

    (Çılgın Sörfçüler'den)

    ÖZELLİKLE ANLAT ANNEANNE’Yİ YAZINCA ARTIK AİLEMİZLE İLGİLİ HER ŞEYİ PAYLAŞMIŞ OLDU

     

    - İlk gençliğe adım attığım zamanlarda İpek Ongun kitaplarını okumayı çok seviyordum. Onu kendime yakın hissediyordum. Siz, annenizin kitaplarını okurken onun anneniz olduğu gerçeğine ne kadar yakın ya da uzaktınız?

    Hayatımızdan kesitler yakaladığım kitaplar anneminkiler. Gerçekle kurgunun birlikte ilerlediği kitaplar. Dolayısıyla zaman zaman güldüğüm, arada da “Aaaa bunu da mı yazmış?!” dediğim anlar silsilesi.  Özellikle Anlat Anneanne’yi yazınca artık ailemizle ilgili her şey paylaşılmış oldu : )

    - Şimdilerde normalleşme sürecine geçsek de malum zor bir pandemi dönemi yaşadık/yaşıyoruz. Bu süreç sizin için nasıl geçti/geçiyor?

    Evet, gerçekten çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Hem endişeliyiz hem şaşkınız. Ben kendimi bırakmayı sevmeyen bir kişiyim. Hayat karşımıza hep bir takım zorluklar, engeller koyuyor. Önce tepinsem de : ) sonra kendimce bir şekilde ilerlemeye çalışıyorum. Bu süreçte de bol bol yazı yazdım. Bölünmekten ötürü bir türlü yazmaya başlayamadığım bir kitabı bitirdim mesela. Zaten her şeyi hazırdı. Kaç zamandır ön çalışmalarını yapıyordum. Ama hep bir “Ah bugün çok koşturdum, yarın başlarım.” hâli vardı. Kendimi disipline ettim ve her gün bilgisayarın başına geçip çalıştım. “Bu dönem nasılsa sonsuza kadar devam etmeyecek. Bari evde kaldığım bu dönemde yapmam gerekenleri bitireyim.” düşüncesi ile bol çalıştım.

    Bunun yanı sıra egzersizlerimi hiç bırakmadım. Kendimi kuvvetli kılmam gerekiyordu. Hatta arttırdım. Aynı şeyi kızım ve eşim de yaptı. Sağlıklı beslen, kuvvetli ol ve hastalık gelse de seni ezmesine izin verme!

    İnişler olmadı mı? Tabii ki oldu. Ama hep dipte de hayat geçmez. Onun için kendi kendimi motive etmeye gayret ettim.

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #4

    BÜYÜMEK SIKICI; AMA ÇOCUK KALABİLMEK GERÇEKTEN ÇOK RENKLİ

    - Bizi ‘Çılgın Sörfçüler’ adlı yeni kitabınız buluşturdu. Üzerine konuşacağız; ama önce sormak istiyorum: Neden çocuk kitapları?

    Çünkü çocuk dünyasının rengi, saflığı beni çok etkiliyor. Ve onlara aktarmak istediklerim var. Belki de anne olduğum için bir sorumluluk hissi var içimde. Yol gösteren, ufuk açan, renkli olanı sunmak istiyorum onlara. Çocukları anladığımı hissediyorum. Onların ciddiye alınması gerektiğine inanıyorum. Duyulmaya ihtiyaçları var, yaşları kaç olursa olsun. Bir diğer sebebi de kendimdeki çocuksu hâl sanırım. Büyümek sıkıcı; ama çocuk kalabilmek gerçekten çok renkli…

    - Çılgın Sörfçüler, Denizden Gelen Şifre ve Deniz Fenerindeki Adam kitaplarınızın devamı. Bu üçüncü macera: Kerberos’un Gizemi! İlk ikisinden farklı ilerlediğiniz şeyler oldu mu?

    Her kitapta mitolojik unsurlar var. İpuçlarımız bu unsurlara dayanıyor. Bu kitapta üç başlı köpek Kerberos çerçevesinde ilerliyoruz. Gizem ve macera unsurları, iyiler kötüler bu kitapta da var. İlk iki kitaba göre burada bir tık daha keskin belki.

    Çılgın Sörçüler video klipini buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

    - Karakterlerinizi tanıtarak başlıyorsunuz. Hepsini siz yazdınız tabii; ama hangi karakterin ruhunu içinizdeki çocuk Defne’ye yakın hissediyorsunuz?

    Mira adeta. Ama tam da değil. Mira bana göre daha gözü kara : )

    - Peki karakterlerinizle nasıl tanıştınız? Genelde ilham kaynağınız ne oluyor?

    Genelde kızım, onun arkadaşları, etrafımdaki insanlar, karşılaştığım kişiler… Gerçekte bir şekilde yanımdan yakınımdan geçenler… Hepsinin karması adeta!

    - Üçüncü maceranızda çocuklara hangi noktadan ulaşmak istiyorsunuz?

    Teknolojinin bu kadar ön planda olduğu bir yaşamda, çocuklar iyiye de kötüye de hızla ulaşıyorlar. Dünyada olup biten savaşlar, ülke yönetimlerinde olan yolsuzluklar, virüsler, hastalıklar, ölümler… O kadar çok bilgiye o kadar erken yaşta maruz kalıyorlar ki, bu seride tüm bunların dışında değerlerle karşılaşsınlar, okurken o dünyadan uzaklaşsınlar istedim.

    Doğada olmak, doğa sporu yapmak bir çocuğa müthiş değerler, öğretiler sunuyor. Takım çalışması, beklenmeyenle mücadele, çözümsel yaklaşım… Öte yandan dostluk, dayanışma, hayvan sevgisi, doğayı önemseme ve koruma insanı iyileştiren şeyler. Ruhuna iyi gelen. Bence çocukların böyle konular içerisinde yoğrulmaları gerekiyor. Her bir kitapta bu unsurların olması gerekliydi bence ve zaten kitap doğalında böyle oluştu. Macera unsuları, gizem ise benim için çok cezbedici, olmazsa olmaz : )

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #5

    RENKLİ OLSUN ÇOCUK KİTABI…

     

    - Bir çocuk kitabının en çekici yanlarından biri kuşkusuz renkleri. Kitabınız çizimleri ile de ilgi çekiyor. Çizim süreci nasıldı? Sizin katkınız var mı bu alanda?

    Bu seride Tuba Şamlı Atilla ile çalıştım. Her seride kimle çalışacağıma temelde ben karar veriyorum (yayınevimin de fikrini alarak tabii). Bu beni özgür kılıyor. Tuba ve Çılgın Sörfçüler müthiş bir eşleşme oldu. Tuba’ya öncelikle kısa bir metin ile karakter bilgilerini ilettim. Ondan birkaç karakteri çalışmasını rica ettim. İlk gelen taslaklar üzerinden ilerleyerek bizim karakterlerimizi bulduk. “İşte oldu!” dedikten sonra çalışmaya başladık.

    - Belli ki uyuşmuşsunuz…

    Bu seri teknik göz ve tecrübe istiyor. Her çizerin kuvvetli olduğu yönler var. Önemli olan kitap ile doğru çizeri buluşturmak. Tuba elle çiziyor, perspektif, açı gibi teknik unsurları dikkate alarak kareleri ele alıyor. Benim gibi çok detaycı biri ve disiplinli çalışıyor.

    - Peki genelde ne bekliyor, nasıl ilerliyorsunuz?

    Ben her çalıştığım çizere bayağı detay veriyorum, o kareden ne bekliyorsam ince ince anlatıyorum. Bazen örnek görsel/fotoğraf yolluyorum. Çünkü benim gözümde canlananı doğru aktarmam lazım. Aksi takdirde karşımdaki kişiyi gereksiz yere yoracağımı ve yol alamayacağımızı biliyorum. Bunun bilinciyle maksimumda bilgi akışı ve yol boyu sık iletişim ile sonuca ulaşıyoruz. Tuba ile de her aşamada konuştuk. Gece yarıları haberleştik. Çalışma disiplinimiz, yaptığımız işi ciddiye alma hâlimiz ve ne varsa ortaya koymaktan imtina etmememiz bizim uyum içerisinde çalışmamızı sağladı. Bir de tabii çizimleri yapacak kişinin kitabı, karakterleri sevmesi, özümsemesi, çizim yapacağı konuda kendinin de araştırma yapması çok önemli. Yani burada çizerlerimizin de kendi katkıları önemli oluyor. Bunu yapabilen kişilerle çalışabilmek büyük mutluluk. Tuba da onlardan biriydi benim için.

    - Bir çocuk kitabına iyi diyebilmek için sizce neleri karşılaması gerekiyor?

    Bu soruya tamamıyla kendi bakış açımla cevap verebileceğim. Genel doğrular farklı olabilir. Bana göre akıcı bir dil, kuvvetli bir konu ve iç açıcı, renkli içerik ile çizimler. Yani zor bir konuyu bile olumlu şekilde işlemek lazım bence. Bir sorun olabilir; ama nihayetinde buna giden çözümü de gösterebilmek lazım. Renk çok seviyorum. Kahveler, siyahlar, koyu tonlar kaçtığım, hoşlanmadığım şeyler. Renkli olsun çocuk kitabı. Ciddi bir mesaj veriyorsa bile görselleri renkli, anlatımı olumlu olsun. İnsanın içini ısıtsın.

    - Bir kitabı yazım süreciniz nasıl ilerliyor? Yazarken nasıl bir Defne var?

    Duygu silsilesi olarak iniş çıkışlar var. Araştırma aşamasında bilgiye aç bir kurt oluyorum. Kafamda fikirler uçuşurken ben de karışıyorum. Sanki her şey birbirine girdi gibi oluyor. Endişeleniyorum. Nasıl toparlanacak bunlar?! Sonra o film şeridi oluşunca müthiş bir heyecan başlıyor. Yerimde duramıyorum. Basıldıktan sonraysa garip bir hüzün. Hani benimdi sadece de şimdi başkalarının oldu gibi. Ardından da kalp çarpıntısı. Acaba herkese ulaşacak mı? Okuyanlar beğenecek mi? Ya sevmezlerse! Tekrar okuyamıyorum kitabı mesela. Yani bir süre karşımda duruyor. Seviyorum onu; ama okuyamıyorum.

    - İlk kitabınızdan bu yana yazarlığınızda nasıl bir ilerleme izlediniz sizce?

    Geliştiğini veya şekil değiştirdiğini hissediyorum. Herhangi bir kasınızı çalıştırmanız gibi aslında. Yazdıkça yazı diliniz gelişiyor. Yazdıkça okuduklarınızı daha analitik okuyorsunuz. Okuduklarınızdan kendinize örneklemeler yapıyorsunuz. Kafanız hep bu şekilde çalışıyor adeta. Bende öyle oluyor en azından. Artık bir kitabı öylesine okuyamıyorum. Cümle yapısını analiz ediyorum, neyi nasıl aktarmış yazar, nasıl tasvir etmiş… Rahat yok yani : )

    - Peki şimdi sırada ne var?

    Şimdi okumalarını yapmakta olduğum yepyeni bir kitap var. Yine oku, not al, şema çiz, kafa karışsın noktasındayım : )

    Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

    Defne Ongun Müminoğlu: Teşekkür ederim.

    NOT: Defne Ongun'a ulaşmak isterseniz...

    www.defneninkitaplari.com

    Instagram: @defne71

    Defne Ongun ile Çılgın Sörfçüler serisini konuştuk #6

    Çılgın Sörfçüler - Kerberos'un Gizemi

    Defne Ongun Müminoğlu

    Artemis Çocuk,

    S.: 248

    Kitabı almak için tıklayınız: kitap365

    *

    Damla Karakuş

    [email protected]

    Instagram: biyografivekitap

    Görüş Bildir