Ümit Yenişehirli yazdı: Saldırgan mizahın kökeni

Mizah adı altında dini ve manevi değerlerin sık sık aşağılanmasına yönelik gündemdeki sıcak tartışma konusundan hareket eden Ümit Yenişehirli, bu saldırgan mizah kültürünün tarihi kodlarını inceledi.

Ensonhaber Ensonhaber
Ümit Yenişehirli yazdı: Saldırgan mizahın kökeni
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

İslami değerleri hedef alıcı ifadelerin bolca kullanıldığı bir gösteride sergilenenlerin “mizah” olduğuna dair savunmalar sürüyor. Bu tip konularda öncülüğü kimseye bırakmayan Cumhuriyet Halk Partisi, kurumsal olarak desteğini ortaya koyuyor. Öyle ki partinin hem eski Genel Başkanı Özgür Özel hem de yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu hadsizliği savunma yarışında.

CHP dışındaki malum çevreler de aynı şekilde, olan bitenin fikir ve ifade özgürlüğü olarak görülmesini, inançlarına hakaret edilen milyonlarca insanın bu saldırılara tahammül etmesi gerektiğini ileri sürüyorlar. Müslümanların inançlarına saldıran hürmetsizlikleri teşvik edip, buna prim veriyorlar. İlaveten; kendilerinin önem atfettikleri değerlere yönelik olarak kendilerince en ufak bir hürmetsizlik gördüklerinde celallenenler, İslami değerleri alaya alma çabaları için ise “Mizahın kutsalı olmaz.” klişesine sarılıyorlar.

YUNAN’IN İTİKADINA GÖRE TANRILAR VUR PATLASIN ÇAL OYNASIN EĞLENİRDİ

Prof. Dr. Gülin Öğüt Eker’in, Atatürk Araştırmaları Merkezi Türk Mizah Kültürü Sempozyumu için kaleme aldığı bildirisinde anlattığına göre, kaba, saldırgan mizah tarih boyunca hep var olmuştu. “Negatif/Acımasız/Saldırgan Mizah” başlıklı bildiride; gülme ve güldürmenin insanların, iyilik ve mutluluk gibi olumlu yönlerini temsil etmesi beklense de çoğu zaman bencillik, pervasızlık, gaddarlık ve zalimlik gibi olumsuz yönlerini de temsil ettiği anlatılıyor.

Eski Yunancada “gülme, neşe, sağlık” anlamına gelen “gelo” ile bilim anlamına gelen “logy”nin bileşiminden ortaya çıkan “gelotoloji” (gülme bilimi) alanında, tarih boyunca birçok toplumsal fenomen söz konusu olmuştu. Antik Çağ’daki Yunan anlayış ve inancına göre; “kasvet, felaket, ölüm bulutlarının uğramadığı Olympos Dağı’nda yaşayan tanrılar”, gülme ve eğlenmeyi çok severdi.

O devirlerde bolca görülen şenlik, şölen ve benzeri etkinliklerin yaygın olmasının bir nedeni de putperest halkın, tanrılarının böyle yaşadıklarını düşünmeye meyyal oluşlarıydı. İçki ve uyuşturucu otların da büyük miktarlarda tüketildiği bu sefahat âlemlerinde soytarılar, tiyatrocular, şarkıcılar açık saçık gösteriler yapar, “hilkat garibesi” denilen çoğu köle, engelli kişiler ortamda eğlence malzemesi haline getirilir, itilir kakılır; Atinalılar bütün bu rezillikler eşliğinde “doyasıya eğlenir, gülerdi.”

KÖLELERE İŞKENCE “EĞLENCE”YDİ, “MİZAH”TI

Yunan toplumunun gülme ve eğlence anlayışı kaba sabalıkla başlayıp, acımasızlığa evrilen bir çizgi izlemekteydi. Kendilerine “soylu, seçkin” diyenlerin düzenledikleri partiler de kölelerin çıplak bedenleri üzerinde kesici aletlerle yaralar açma, desenler çizme ve organ çıkarma gibi - muhataplarının sakat kalma ya da ölümüyle sonuçlanan - insanlık dışı “eğlencelere” sahne oluyordu. Köleyi “canlı bir araç” olarak tarif eden “büyük düşünür” Aristo, Atinalıların gerek bu “eğlencelerde” gerekse günlük hayatın diğer alanlarında kölelere yönelik acımasız tutumlarından nadiren ve gayet duygusuz bir biçimde bahsetmişti.

Bu kesimlerin; içinde, “gülme, mizah ve eğlence” adı altında birçok iğrençliğin yer aldığı buluşmaları olmaktaydı. Örneğin; kölelerin, ellerine tutuşturulan yiyecekleri yemelerini engellemek için boyna geçirilip yutkunmayı önleyici aparat kullanılırdı. Köleler, yiyecekleri yemeye zorlanır ama boyunlarındaki mekanizmadan dolayı bunu yapamaz, toplananlar da bu sahneler karşısında “eğlenirdi.” Kölelere işkence yapmak, ciddi konularda olduğu gibi böylesi kaba mizah gösterilerinde de sıradan ve önemsiz bir eylemdi. Düzen, kölelere bu zulümlerin reva görülmesine dair “hukuki” dayanakları da oluşturmuştu.

Herhangi bir yasal işlemde ifadesi alınacak köleler için de “basanisterion” (halk işkence odası) sistemi getirilmişti. Buradaki soruşturmalar, kısa sürede toplumun popüler “eğlence” anlayışına dönüşmüştü. Halk, ne zaman, sahipleri kölelerini işkence odasına teslim etse, söylenenleri duymak, bu zavallılara hangi işkencelerin yapıldığını görmek için odaların önünde toplanırdı. Atinalılar, işkenceyle soruşturma yöntemlerinden “gurur duyuyor, eğleniyor, gülüyor”, bu yöntemi “adil ve neşeli” buluyorlardı.

ROMA’DA KAHKALAR EŞLİĞİNDE ACIMASIZ ŞİDDET

Negatif ve acımasız mizahtan haz duyup eğlenme anlayışı, Antik Roma zamanında da revaçtaydı. Yönetim, halkı giderek şiddet tutkunu haline getiren ve bunları izlerken de hastalıklı bir biçimde gülüp eğlenilen, haftalar boyu süren eğlence organizasyonları düzenlerdi. Arenalarda; sabahlar, basit hırsızlıkları yapan kölelerle hayvanların karşılıklı mücadelesine, öğleden sonraları, diğer kölelerin birbirlerini acımasızca saldırmak zorunda oldukları dövüşlere, akşam saatleri ise gladyatör mücadelelerine ayrılırdı.

Özel dövüş eğitimi verilerek yetiştirilen köle gladyatörler, Romalıları kan, vahşet ve acımasızlıkla eğlendirmek zorundaydı. Halkın daha da fazla eğlenmesini sağlamak için rakibini hemen öldürmesi yasak olan gladyatör, kurbana ne kadar acı çektirir ve kan dökerse, Romalıların bu gösteriden aldığı “haz, mutluluk, keyif ve gülme” de o derece artıyordu.

ORTA ÇAĞ İDAMLARINDAKİ “GÜLDÜRÜ”

Yunan düşüncesi ve Roma hukukunu tamamlayan Hıristiyanlık dini de tahrif olur olmaz üçüncü unsur olarak sürece katılmıştı. Kilise babaları, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tam bir ikiyüzlülükle bir yandan “gülmeyi yasaklamışlar” (!) ama bir yandan da halkın kaba saba hatta insafsız eğlencelerindeki kahkahalarına göz yummuşlardı. Böylece, acımasızlıktan, insana eziyet edilmesinden zevk alma, gülme ve eğlenme isteği, Yunan ve Roma’dan sonra Orta Çağ Avrupası’nda da devam etmişti.

Bu, o kadar öyleydi ki İngilizcedeki “alay etmek, dalga geçmek, eğlenmek” anlamına gelen “pulling your leg” (ayağını çekmek) tabiri, bir insanın asılmasını seyretmekten sadistçe zevk alıp, eğlenmeye ilişkin bir göndermeden doğmuştu. Suçlunun, asılarak idam edilmesi, on altıncı yüzyıla kadar Avrupa’da halkın önemli bir “eğlence” kaynağıydı. Darağacında kurbanın boynu genellikle hemen kırılmadığından da kurban debelenmeye, boğulmaya bırakılırdı. İşte bu noktada, mahkumun güya merhametli arkadaşları, onun acısına son vermek için ayaklarından çekerlerdi. Bu seremoni, seyirciler için ayrı bir eğlence kaynağı olurdu. İşte, bugün bile kullanılan o tabir, böylesi insanlık dışı tarihsel bir gelenekten türetilmişti.

FRANSIZ “ŞAKA”SI: KADINLARIN ETEKLERİNİ HAVALANDIRMAK

Avrupa’daki “mizah anlayışı”, zaman içerisinde fiziksel temalı sadistçe duygulardan biraz uzaklaşır gibi olurken, bu defa da müstehcenlik, kişisel zaaflarla alay, lakap takma ve benzeri unsurlarla ilerlemişti. Gezici şairler, gittikleri kasaba ve köylerde etraflarına topladıkları kalabalıklara en edepsizinden kaba saba hikayeler anlatır, ahaliyi güldürürlerdi. Matbaanın icadıyla birlikte de yöneticileri, ünlü isimleri en ağır ifadelerle gülünçleştirerek eleştiren metinler çoğu zaman imzasız veya takma isimlerle basılıp, satılır olmuştu. Orta Çağ Fransası’nda festivallerdeki en büyük eğlence kaynağı ise kadınların kabarık eteklerinin altında çeşitli aparatlarla hava akımı sağlayarak, eteklerin savrulması ve kadınların iç çamaşırlarının görünmesiydi. Halk bunları yapanların peşine takılır, etekler havalanınca da gülmeye başlar, utanan kadınları kovalarlardı.

SALDIRGAN MİZAH SOSYAL YAPIYI BOZUYOR

Batı dünyası ve onu taklit eden toplumlarda günümüzde de en uç halleriyle yer alan, literatürde, “negatif/kaba/saldırgan/acımasız mizah” olarak tanımlanan bu olgunun tarihsel geçmişi böyle… Sahadaki birçok inceleme ise “bu tip mizah”ın hedef alınan/lar noktasında gerek kişisel planda gerekse de topluluk bazında nelere yol açtığına dair şu değerlendirmelere yer veriyor:

“Bu mizah türü; alay, dışlama, teşhir etme, kınama, gülme, küçük düşürme, rencide etme, statü kaybettirme gibi olumsuz işlevleriyle insanların benlik algısını aşağılayan, onurunu kıran, güç ve otoritenin kaybedilmesine sebebiyet veren; bireyin kişisel ve fiziksel kusurlarına dikkat çekerek sosyal yapı içinde küçük düşülmesine ya da zor durumda kalınmasına neden olan bir gülme aracıdır. Çok geniş bir varlık alanı oluşturan negatif/saldırgan/acımasız mizah, insanın psikolojik olarak yıkımına sebebiyet verirken, kimliksizleştirilme riskini ortaya çıkarmakta, duygu ve eylemlerinde de çözümü olmayan sorunlara alt yapı oluşturmaktadır.”