Bir 'lider eşi'nden fazlası: Emine Erdoğan’ın kurduğu dil
NATO Zirvesi boyunca Ankara’nın üzerinde sadece diplomatik bir yoğunluk yoktu.
Dünyanın gözü Türkiye’deydi.
Devlet başkanları, güvenlik başlıkları, savaşlar, ittifaklar, yeni dengeler, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler…
Ama zirvenin en dikkat çekici buluşmalarından biri, belki de o ağır diplomasi dilinin dışında gerçekleşti.
Emine Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde lider eşlerini “Çocuklar, Teknoloji ve Güvenlik: Gelecek Nesli Korumak” başlığıyla bir araya getirdi.
Başlık ilk bakışta yumuşak gelebilir.
Ancak konuşulanlar, dünyanın geleceğine dair en sert meselelerden biriydi.
Çünkü bugün çocukların güvenliği yalnızca sokakta, okulda, evde ya da aile içinde konuşulabilecek bir konu değil.
Çocuklar artık ekranın içinde de büyüyor.
Ve o ekranın içinde sınırı olmayan bir dünya var.
Siber zorbalık var.
Dezenformasyon var.
İstismar var.
Bağımlılık var.
Algoritmaların sürekli daha fazlasını isteyen, dikkati parçalayan, öfkeyi besleyen yapısı var.
Emine Erdoğan’ın yıllardır yaptığı tam olarak bu: Dünyanın büyük başlıkları arasında çoğu zaman görünmez kalan meseleleri, uluslararası masaların gündemine taşımak.
Sıfır Atık meselesinde de böyle oldu.
İlk başta “çevre duyarlılığı” diye bakılan konu, zamanla bir yaşam biçimi, bir kamu diplomasisi alanı ve küresel bir çağrıya dönüştü.
Afrika’daki çocuklardan savaş mağdurlarına, geleneksel el sanatlarından aile yapısına, eğitimden çevreye kadar Emine Erdoğan’ın ilgilendiği başlıklara baktığınızda ortak bir çizgi görüyorsunuz:
İnsanı merkeze alan bir dil.
Bu dil bazen çok eleştirildi.
Hatta küçümsendi.
“Lider eşi faaliyetleri” denilerek geçiştirilmeye çalışıldı.
Oysa dünyada lider eşlerinin yaptığı kamu diplomasisinin ne kadar güçlü bir alan olduğunu bilenler için bu hiç de küçük bir mesele değil.
Bugün Çankaya Köşkü’nde Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşi Brigitte Macron’un, çocukların erken yaşta ekrana maruz kalmaması gerektiğini söylemesi…
Litvanya Cumhurbaşkanı’nın eşinin siber zorbalık, dezenformasyon ve hibrit manipülasyonlara karşı ortak mücadele çağrısı yapması…
Slovenya Başbakanı’nın eşinin, çocukların “dopamin odaklı dijital dünyanın içinde kaybolduğunu” ifade etmesi…
Aslında aynı gerçeğin farklı ülkelerden gelen cümleleriydi.
Dünya, çocuklarını dijital dünyanın kontrolsüz akışına bırakmanın bedelini yeni yeni anlamaya başladı.
Emine Erdoğan ise bu toplantıda meseleyi yalnızca “telefonu bırakın” seviyesinde ele almadı.
Çünkü mesele teknolojiye karşı olmak değil.
Mesele teknolojinin insanı, özellikle de çocuğu yutmasına izin vermemek.
Mesele çocukların dijital dünyadan tamamen uzaklaşması değil; o dünyada güvenli, sağlıklı ve bilinçli bireyler olarak var olabilmesi.
Bu nedenle toplantının adı da doğruydu:
“Gelecek Nesli Korumak.”
Bu sadece bir ebeveynlik meselesi değil.
Bu, devletlerin, şirketlerin, eğitim kurumlarının ve toplumların ortak sorumluluğu.
Bir çocuk sokakta karşıdan karşıya geçerken nasıl korunuyorsa, bugün dijital dünyada da aynı korumaya ihtiyaç duyuyor.
Belki daha fazlasına.
Çünkü sokaktaki tehlikeyi görürsünüz.
Ekranın içindeki tehlike ise çoğu zaman görünmez.
Emine Erdoğan’ın yıllardır kurduğu çizginin kıymeti de burada.
O, Türkiye’nin uluslararası alanda sadece siyasi ve ekonomik meselelerle değil; insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren başlıklarla da söz söyleyebileceğini gösteriyor.
NATO gibi güvenlik eksenli bir zirvenin marjında çocukların dijital güvenliğinin konuşulması tesadüf değil.
Bugünün en büyük güvenlik meselesi, bazen bir ülkenin sınırında değil; bir çocuğun elindeki telefonda başlıyor.
Ve Ankara’dan verilen mesaj şuydu:
Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken, önce onları geleceğin tehlikelerinden korumayı öğrenmek zorundayız.