Güvenliğe saygı ve toplumsal sorumluluk

Adem Metan
Adem Metan

Malumunuz…

Geçen gün İstanbul Beşiktaş’ta, Levent bölgesindeki İsrail Konsolosluğu önünde planlı bir terör saldırısı gerçekleştirildi.

Olay yerine intikal eden güvenlik güçlerimiz, teröristlerle kararlı bir şekilde çatışarak üç saldırganı etkisiz hâle getirdi; iki polis memurumuz hafif şekilde yaralandı.

Bu kahramanca müdahale, kamu düzeninin ve vatandaşların can güvenliğinin sağlanmasında devletimizin iradesinin en somut tezahürüdür.

Ancak olayın ardından dikkati çeken bir başka gelişme daha yaşandı.

Çatışmayı kayda alan ve aralarında bazı beyaz yakalı çalışanların da olduğu kişiler, polise yönelik alaycı ifadeler kullandıkları sebebiyle gözaltına alındı.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, bu kişilerin 'Türk Polis Teşkilatı’na alenen aşağılama' ve 'halkı kin veya düşmanlığa tahrik' suçları kapsamında işlem gördüğü açıklandı.

Böylesi kritik bir güvenlik olayı sırasında görev yapan kolluk kuvvetlerine yönelik aşağılayıcı ifadelerin kullanılması, sadece metropollerde yaşayanlar için değil; tüm toplum için rahatsız edici bir durum.

İnanın, ben de o videoyu izlerken çok rahatsız oldum.

Hangi aklı başında insan böylesi bir çatışma ortamında bu tarz rahat, alaycı tavırlar sergileyebilir ki?

Devletin güvenlik kademelerinin fedakarca çalıştığı bir dönemde, bu emek ve fedakarlığın küçümsenmesi, asgari toplumsal saygı normlarıyla bağdaşmıyor.

Söz konusu kişilerin davranışlarının, sadece mizah ya da eleştiri olarak nitelendirilemeyecek boyutta kamu düzenini zedeleyici unsurlar barındırdığı değerlendiriliyor.

Üstelik olayın ortaya çıkmasının hemen ardından, çalıştıkları firma olaya karışanların iş akdini feshetti.

Bu gelişmeler bize net biçimde gösteriyor ki…

Güvenlik güçlerine yönelik tavır sadece yasal boyutuyla değil, aynı zamanda toplumsal vicdan ve sorumluluk ekseninde de değerlendiriliyor.

Halkın güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk kuvvetlerimizin motivasyonunu ve itibarını zedeleyecek tutum ve davranışlara karşı hukukun gerekli çerçeveyi sunması, devletin bekasını ve milletin huzurunu korumak açısından elzem.

Ben bu gençleri toplumdan afaroz edelim demiyorum elbette…

Ancak böylesi kritik bir coğrafyada yaşayıp bu kadar rahat tavırlarına sebep olan alt motavisyonu da bilmek isterim açıkçası.

Dünyadan nasıl bu kadar soyutlanabilirler ki…

Aslına bakarsanız bu, toplumsal dayanışma ve sorumluluk bilincimizin sınandığı bir dönemecin göstergesi.

İşte tam da bu yüzden kamu düzenini ve huzuru sağlayan kurumlara saygı göstermek, hepimizin hem hukuki hem de ahlaki yükümlülüğü….

TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİ ZAFERİ

Bu olay özelinde, özellikle bulunduğumuz coğrafyaya dikkat çektim çünkü adeta bir ateş çemberindeyiz.

Yanı başımızda füzeler uçuyor, şehirler bombalanıyor.

Hepimiz bu kadar kısa mesafede hâlâ rahat uyuyabiliyorsak, bu elbette bir devlet başarısıdır.

Ve hakkını teslim etmek gerekiyor ki…

Devletimiz İran-ABD-İsrail savaşında son derece yerinde bir diplomasi izledi.

Neden mi bu diplomasi bu kadar başarılı oldu?

Çünkü devletimiz, sadece anlık krizlere tepki vermekle kalmadı…

Uzun vadeli stratejiyi de sahada uyguladı.

Yanı başımızdaki çatışmaların yarattığı riskleri öngörerek, hem halkın can güvenliğini hem ekonomik istikrarı hem de bölgesel barışı gözetti.

Füzelerin, bombaların ve göç dalgalarının ortasında hâlâ sokakta özgürce yürüyebiliyor, işimize gidip gelebiliyorsak bu, rastlantı değil, planlı bir güvenlik ve diplomasi başarısıdır.

Devletimizin izlediği politika, cesur diplomasi ve kararlı güvenlik stratejilerini birleştiriyor.

Her hamle, hem içeride huzurun sağlanmasına hem de dışarıda ülkemizin etkinliğinin korunmasına hizmet ediyor.

Üstelik bunu yaparken hassas dengeyi koruyarak ilerliyor.

Bu sayede, bir tarafta uluslararası gerilimler sürerken, diğer tarafta toplum günlük hayatına devam edebiliyor.

İşte tam da bu yüzden, Levent’teki polislerimizin görevi ne kadar kutsalsa devletimizin dış politikadaki diplomatik başarısı da o kadar hayati.

"Nereden nereye bağladın, Adem" demeyin…

İç güvenlik ile dış istikrar, birbirini tamamlayan iki sütun arkadaşlar.

Biri eksik olursa diğerinin yükü katlanarak artar.

Bizim görevimiz, bu sütunların güçlülüğünü anlamak ve saygı göstermek…

Aksi takdirde, sadece kendi hayatımızı değil, sevdiklerimizin güvenliğini, şehrimizin huzurunu ve ülkemizin geleceğini riske atmış oluruz.

Bir anda hafife aldığımız küçük ihmaller, toplumsal düzeni sarsacak büyük boşluklara dönüşebilir.

Aman dikkat…

‌Haftaya görüşmek üzere…