İrade
Aslında bugünün köşe yazısının konusu, hafta sonundan belliydi. Kafamda da yazının taslağını oluşturmuştum. Ta ki yazıyı yazmak için bilgisayarımı açana kadar. O sırada karşımda açık olan televizyona takıldı gözüm.
SAHA EXPO’dan canlı yayınla YILDIRIMHAN balistik füzesi tanıtılıyordu. Sesi biraz daha açtım… Ve Türkiye’nin ilk balistik füzesine dair anlatılanları dinlerken kafamdan geçenleri sizler için yazıya döktüm.
"İrade yoksa bunlar yok."
İşte mesele tam olarak bu.
Bugün savunma sanayii üzerine konuşurken hâlâ “Zaten yapılıyordu”, “Eskiden de vardı” gibi cümleler kuranlar var. Kusura bakmasınlar ama bu, gerçeği ıskalamaktır. Çünkü mesele, sadece bir projenin geçmişte başlatılmış olması değildir. Mesele, o projeyi gerçek bir sonuca ulaştıracak iradenin olup olmadığıdır.
Bir dönem vardı…
En basit savunma sistemi için bile kapı kapı dolaşılan,
ambargolarla hizaya sokulmaya çalışılan,
“verirlerse alırız” mantığıyla hareket edilen bir Türkiye.
Şimdi ise…
Kendi İHA’sını yapan,
SİHA’sını sahada oyun değiştirici olarak kullanan,
Kendi füzesini, kendi radarını, kendi yazılımını geliştiren bir Türkiye var.
Bu dönüşüm kendiliğinden olmadı.
ASELSAN büyüdü çünkü arkasında bir vizyon vardı.
TUSAŞ büyüdü çünkü önüne hedef konuldu.
ROKETSAN büyüdü çünkü “yapamazsınız” diyenlere rağmen yatırım yapıldı.
HAVELSAN büyüdü çünkü teknolojiye güvenildi.
Baykar ise adeta bir hikâye yazdı.
Ve bu hikâyenin ortak noktası ne biliyor musunuz?
İrade.
Siyasi irade.
Kararlılık.
Israr.
Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır tekrar ettiği o cümleler boşuna değildi: “Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.”
Bugün gelinen noktada o cümle, slogandan çıkıp gerçeğe dönüştü.
YILDIRIMHAN gibi projeler de bu uzun yürüyüşün bir sonucu. Bu tür adımlar, sadece bir savunma sistemini değil, bir ülkenin geldiği özgüven seviyesini gösterir. Çünkü artık mesele, yalnızca üretmek değil; daha ileriye gitmeyi hedefleyen bir iradeyi sürdürebilmektir.
Daha da önemlisi şu:
Bir zamanlar en parlak mühendislerini yurt dışına kaptıran Türkiye, bugün tersine bir hikâye yazıyor. Artık genç mühendisler, “Gideyim mi?” diye düşünmüyor; “Burada ne üretebilirim?” diye soruyor. Yurt dışında çalışan birçok Türk mühendisin yeniden ülkeye dönüp, bu projelerin parçası olmak istemesi tesadüf değil.
Bu, maaşla açıklanacak bir durum değil.
Bu, iddia ile açıklanır.
Bu, vizyon ile açıklanır.
Bu, “Biz yaparız” diyen bir ülkenin oluşturduğu çekim gücüyle açıklanır.
Güçlü, kararlı ve tüm baskılara rağmen dimdik duran bir siyasi irade ile açıklanır.
İşte bu bilincin en önemli meyvelerinden biri de geleceğe aktarılan özgüven.
TEKNOFEST kuşağı.
Hayal kurmaktan korkmayan,
Üretmek isteyen,
Yaptığı işin dünyada karşılığı olsun isteyen bir nesil.
Onlar için savunma sanayii sadece bir sektör değil; bir hedef, bir heyecan, bir anlam.
Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği nokta, meşakkatli bir sürecin sonucudur. Aynı zamanda o sürecin sorumluluğunu alan, yumurta küfesini sırtına geçiren, risk alan, eleştirilere rağmen geri adım atmayan bir yönetim anlayışının ürünüdür.
O yüzden mesele, sadece bir füze değil.
Mesele, bir ülkenin özgüveni.
Ve o özgüvenin arkasındaki irade.