Sumud bir fikirdir durdurulamaz
Akdeniz’in ortasında, daha Kıbrıs ufku bile geride kalmadan durdurulan bir irade var bugün. Adı: Sumud. Yani direniş, yani sebat, yani vazgeçmeyen bir duruş…
Yunanistan açıklarında yaşanan son müdahale, aslında sadece bir geminin önünün kesilmesi değil. Bu, bir mesajın, bir vicdan çağrısının engellenmek istenmesidir.
Daha yolun başında, henüz hedefe yaklaşmamış bir filoya karşı bu denli sert ve organize bir müdahale yapılması tesadüf değil.
Üstelik dikkat çekici bir başka gerçek daha var: Bu tabloya Yunanistan Sahil Güvenliği’nin sessizliği de eşlik ediyor. Müdahale Yunan karasularında yapılırken, Yunanistan da sessiz kalarak İsrail’e desteğini bir nevi göstermiş oluyor.
Peki, bu rahatsızlığın sebebi ne?
Bu acelenin sebebi ne?
İsrail, kendi sınırlarının fersah fersah ötesindeki bu filoya neden bu kadar telaşla müdahale etti?
Cevap aslında oldukça net: Katil İsrail’e karşı dünyada büyüyen öfke ve Sumud filosunun bu kez öncekilere göre daha kalabalık olması…
Çünkü bu kez tek bir gemi yok. Bu kez sembolik bir çıkıştan öte, çoğalan bir irade var. Farklı ülkelerden, farklı vicdanlardan beslenen ve büyüyen bir filo…
İşte tam da bu yüzden İsrail tedirgin. Çünkü karşısında artık münferit bir girişim değil, dalga dalga büyüyen bir dayanışma var.
Bu gemilerin yükü, taşıdıkları yardımın çok daha ötesinde.
Bu gemiler, aynı zamanda bir gerçeği de taşıyor: Unutulmayan bir coğrafya, görmezden gelinmeyen bir dram ve susmayan bir insanlık.
O yüzden Sumud, rahatsız ediyor.
Çünkü Sumud, “alışın” denilen bir düzene alışmıyor.
Çünkü Sumud, “susun” denilen yerde konuşuyor.
Çünkü Sumud, yalnız olmadığını hatırlatıyor.
Ve belki de en önemlisi şu: Eğer bu gemiler bu kadar erken, bu kadar sert şekilde durduruluyorsa bu onların ne kadar etkili olduğunu gösterir. Bir şey ne kadar engellenmek isteniyorsa o kadar güçlüdür.
Bugün Akdeniz’de kesilen rota, aslında yarın daha da çoğalacak bir yürüyüşün habercisidir.
Çünkü bazı yolculuklar var ki limana ulaşmasa bile amacına ulaşır.
Sumud da tam olarak bunu yapıyor.
Bir Çağrı Belediyelere
Bayram yaklaşıyor…
Yollar yine dolacak, kapılar çalınacak, eller öpülecek. Ama bazı ziyaretler var ki ne kapısı var ne de sesi… Mezarlık yolları tutulacak bu kez. İnsanlar sevdiklerine kavuşamayacak belki ama başucunda durup dua ederek hasret giderecek.
Peki, o mezarlıklar buna hazır mı?
Ayrım yapmadan, büyük-küçük demeden, şehir merkezinde ya da ücra bir köyde… Tüm mezarlıkların temizlendiğini, bakımlarının yapıldığını, çiçeklerinin özenle ekildiğini görebilecek miyiz? Yoksa yine kaderine terk edilmiş, ot basmış, bakımsız alanlarla mı karşılaşacağız?
Oysa bu mesele sadece bir “temizlik” işi değil. Bu, doğrudan doğruya bir vefa meselesidir. Çünkü mezarlık ziyaretleri sıradan bir rutin değildir; özlemdir, hatıradır, geçmişle kurulan en sessiz bağdır.
Keşke tüm belediyeler, bu hassasiyeti aynı titizlikle gösterse… Çünkü bayramda yapılan her ziyaret, aslında kalpten kalbe uzanan bir duadır.