NATO Zirvesi'nden geriye kalanlar
NATO zirveleri, genelde sonuç bildirileriyle hatırlanır.
Ama bence Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, uzun yıllar hatırlanmaya devam edecek.
Ben bu tarz büyük organizasyonlarda, gözlem yapmayı ve biraz daha kenarda kalanlara bakmayı seviyorum.
Çünkü salondaki atmosfer, sizi asla yanıltmaz.
Bu zirvede de öyle oldu.
Önce Türkiye'den başlayalım…
Uzun zamandır ilk kez Türkiye, "zirveye katılan ülke" değil, zirvenin merkeziydi.
Organizasyonundan güvenliğine, liderlerin ağırlanmasından mutfağına kadar ciddi bir hazırlık vardı.
Hasan Doğan ve ekibinin hakkını teslim etmek gerekiyor.
Böyle büyük organizasyonlarda insanlar, ancak bir aksilik olduğunda konuşur.
Hiç konuşulmuyorsa, genelde işinizi iyi yapmışsınızdır.
Erdoğan açısından da diplomatik olarak, verimli bir zirveydi.
Yoğun bir görüşme trafiği vardı.
Savunma sanayii, Gazze, Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye...
Türkiye'nin uzun zamandır anlatmaya çalıştığı birçok başlık, bu kez masanın tam ortasındaydı.
Ev sahibi olmanın ötesinde, gündemi etkileyen aktörlerden biri olmayı başardı.
Zirvenin en ilginç karakteri ise yine Donald Trump'tı.
Trump'ın Erdoğan'a yönelik övgüleri sadece Ankara'da değil, Batı basınında da geniş yer buldu.
Trump'ın olduğu yerde, Avrupa liderlerinin mimikleri de ayrı bir gündem oluyor.
Giorgia Meloni'nin zaman zaman takındığı mesafeli tavır, Pedro Sanchez'in soğuk duruşu, kameraların sürekli bu anları yakalamaya çalışması...
Sanki NATO zirvesi değil de uluslararası bir reality show izliyormuşuz gibi anlar yaşandı.
Tabii, işin bir de Mark Rutte tarafı vardı.
Rutte, bütün zirve boyunca ‘aman ağzımızın tadı bozulmasın’ rolünü üstlenmiş gibiydi.
Trump bir şey söylüyor, Avrupa başka bir şey diyor, Rutte ise her açıklamasında tansiyonu düşürmeye çalışıyor.
NATO Genel Sekreteri olmaktan çok, kalabalık bir aile yemeğinde herkesi aynı masada tutmaya çalışan ev sahibi gibiydi.
Zirvenin en beklenmedik gündemlerinden biri, Emmanuel Macron'un gözlükleri oldu.
Evet, yanlış okumadınız.
Dünyanın güvenlik mimarisi konuşulurken sosyal medyanın önemli bir kısmı, Macron'un taktığı gözlüğün markasını araştırıyordu.
Çağımızın özeti, belki de tam olarak bu.
Benim hoşuma giden ayrıntılardan biri de Fatih Tutak oldu.
Türkiye'nin mutfak kültürünün böyle bir zirvede, modern bir yorumla sunulması bence oldukça doğru bir tercihti.
Diplomasinin sadece toplantı salonlarında yapıldığı çağı da geride bıraktık.
Diplomasi artık iyi hazırlanmış bir sofrada, bazen bir yemeğin ardından başlayan sohbette devam ediyor.
Ki Trump’ın da basın toplantısında, sık sık Türk yemeklerine övgüyle atıf yapması da bunu çok net gösteriyor.
Fatih Tutak ve ekibi, bence ayrı bir takdir ve teşekkürü hak ediyor.
Yumuşak güç dediğimiz şey, tam da biraz böyle çalışıyor.
Bir de İbrahim Kalın'ın çektiği o fotoğraf...
Devlet protokolünün en ciddi isimlerinden birinin “Anı kalsın” diyerek telefonuna sarılıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kalemini çekmesi, bana bütün zirvenin en insani karesi gibi geldi.
Ben şahsen, devlet kimliğinin yanı sıra Sayın Kalın’ın insani yönünü çok seviyorum.
Ez cümle…
Sonuç bildirileri, birkaç hafta sonra unutulur.
Ama liderlerin birbirine attığı bakışlar, koridor sohbetleri, bir şefin hazırladığı menü, bir gözlük, bir fotoğraf...
İşte onlar hafızada kalır.
Ve bana sorarsanız, Ankara'daki NATO Zirvesi, tam da bu yüzden sadece alınan kararlarla değil, geriye bıraktığı bu küçük ayrıntılarla da hatırlanacak.