Protokolden fazlası…
AK Parti'nin 25. yıl etkinliklerinde, bence çok önemli bir görüntü ortaya çıktı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Emine Erdoğan oturuyor, diğer herkes ayakta...
Bu ilk bakışta, çok basit bir protokol meselesi gibi görülebilir.
Ama siyaseti biraz yakından takip ediyorsanız, orada sadece kimin oturduğuna değil, kimin ayakta bırakıldığına da bakarsınız.
Çünkü AK Parti'nin 25 yıllık hikayesinde, protokol meselesinin ayrı bir yeri var.
Benim aldığım kulis bilgileri, bu görüntünün özellikle tercih edildiği ve AK Parti tabanından son dönemde gelen mesajların dikkate alındığı yönünde.
Yani burada verilmek istenen mesaj, artık eski alışkanlıklarla devam edilmediği yönünde.
Düşünün...
Sabahın erken saatlerinden itibaren oraya gelen, bekleyen, teşkilattan gelen insanlar var.
Kimisi yıllarını bu partiye vermiş, kimisi sandık başında çalışmış, kimisi seçim dönemlerinde kapı kapı dolaşmış.
Sonra bir bakıyorsunuz, herkes aynı yerde.
Kimse için “Sen şurada otur, sen burada bekle” hesabı yapılmıyor.
Protokolün o görünmez duvarı, biraz olsun ortadan kalkıyor.
Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bu görüntünün içinde yer alması, ister istemez ayrıca okunuyor.
Çünkü AK Parti'nin son dönemde tabandan gelen mesajlarla ilgili ciddi bir sınav verdiğini düşünüyorum.
Taban bazen mitinglerde bağırarak konuşmaz.
Bazen oyuyla konuşur.
Bazen sandığa gitmeyerek konuşur.
Bazen teşkilat toplantısında tek bir cümle kurar ve o cümle, Ankara'daki en uzun rapordan daha fazla şey anlatır.
Dolayısıyla bu görüntüyü ben sadece bir 25. yıl kutlaması olarak görmüyorum.
Biraz da “Sizi görüyoruz” mesajı olarak okuyorum.
Hatta daha açık söyleyeyim…
AK Parti, uzun zamandır ilk kez tabanın verdiği mesajı yalnızca duymuş olmakla kalmayıp görüntünün kendisi üzerinden göstermiş oldu.
Herkesin eşitlenmesi meselesi burada önemli.
Elbette, siyasette tamamen eşitlik diye bir şey yok.
Burada bahsettiğim şey, makamların eşitliği değil; insanların aynı fotoğrafın içinde kendisine yer bulabilmesi.
Bu ayrım önemli.
Çünkü siyasi partiler, sadece liderlerden ibaret değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sık sık vurguladığı gibi…
Partiyi ayakta tutan, seçim günü sandığın başında duran insanlardır.
İl başkanlığında sabahlayanlardır.
Mahalle mahalle gezenlerdir.
Bazen kendi cebinden harcayıp, teşkilat çalışması yapanlardır.
Ve o insanlar bir süre sonra kendilerini yalnızca “seçim zamanı hatırlanan taban” olarak görmeye başlarsa, siyasetin en önemli bağı kopmaya başlar.
İşte AK Parti'nin 25. yılındaki o görüntü, bana biraz da bu nedenle anlamlı geliyor.
Bu bence yeni bir dönemin küçük ama önemli bir işareti olabilir.
ÇİTLEKÇİ OLAYI BİZE NE ANLATIYOR?
Sosyal medyada geçen gün bir görüntü dolaşıma girdi.
Sosyal medya paylaşımlarına göre Çitlekçi yöneticileri, şirketin halka arzıyla ilgili basın
toplantısı yapıyor ve toplantı sırasında kahvaltı ediyor.
İlk bakışta insanın dikkatini çeken bir görüntü.
Hele ki şirketin halka arz olmasıyla birlikte paylaşılınca, hikaye daha da ilgi çekici hale geliyor.
Peki, gerçekten öyle mi?
Gelin doğrusunu konuşalım.
Aslında görüntüler yeni değil.
7 Haziran 2024'ten beri dolaşımda.
Üstelik görüntüler, Çitlekçi'nin halka arzıyla ilgili bir basın toplantısından da değil.
Çitlekçi'nin hikayesininin anlatıldığı bir programdan.
Videonun tamamı yaklaşık 9 dakika.
Sosyal medyada paylaşılan o meşhur görüntü ise son 10 saniyede.
Çitlekçi de görüntülerin 2024 yılında düzenlenen, sınırlı katılımlı bir kahvaltı programına ait olduğunu açıkladı.
Daha önemlisi, şirket halka arz sonrasında böyle bir basın toplantısı da düzenlememiş.
Yani ortada yeni bir görüntü yok.
Fakat görüntü yeniymiş gibi servis edilince, insanlar da doğal olarak bugünün gündemiyle izliyor.
Bence asıl mesele burada başlıyor.
Amacım kimseyi temize çıkarmak değil.
Ben her zaman olduğu gibi sosyal medyadaki bu bilgi kirliliğine sitem ediyorum.
Hatta başkaldırıyorum.
Yanlış bilgi neden bu kadar hızlı yayılıyor da doğru bilgi aynı hızla yayılmıyor?
Çünkü yanlış olan daha cazip.
Bir şirket halka arz oluyor, yöneticileri
basın toplantısında kahvaltı yapıyor...
Hikaye hazır. Paylaşması kolay, tepki alması garanti.
Ama “Bu görüntü 2024'ten, aslında böyle bir toplantı yapılmadı” cümlesi aynı heyecanı yaratmıyor.
Sosyal medyanın en büyük problemi de biraz bu zaten.
Yanlış bilgi, çoğu zaman koşarak geliyor, doğru bilgi ise arkasından yetişmeye çalışıyor.
Bugün Çitlekçi örneğinde olduğu gibi.
Bir görüntü alınıyor, yeni bir olayın içine yerleştiriliyor ve birkaç saat içinde gerçekmiş gibi dolaşıma giriyor.
Sonrasında yapılan düzeltmeyi ise aynı insanlar görmeyebiliyor.
Ya da görmek istemiyor.
Diğeri daha cazip çünkü…
O yüzden ben kendi adıma, özellikle sosyal medyada gördüğüm bir videoyu mutlaka birkaç kaynaktan teyit ederim.
Bir şeyi paylaşmadan önce iki dakika durup “Acaba gerçekten böyle mi?” diye sorarım.
Çünkü sosyal medyada bir yanlış bilgiyi yaymak saniyeler sürüyor.
Doğrusunu anlatmak ise bazen günlerinizi alabilir.
HAFTANIN KAZANANI BEŞİKTAŞ
Daha ligin ilk haftası ama haftanın kazananını seçmek gerekirse benim için cevap net: Beşiktaş.
Siyah-beyazlılar, Eyüpspor karşısında 1-0 kazanarak sezona üç puanla başladı.
Galatasaray'ın Çorum FK karşısında 2-2 berabere kalması, Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği deplasmanından 2-1 mağlubiyetle dönmesi dikkat çekti. Trabzonspor ise Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldı.
Yani dört büyükler içinde haftayı galibiyetle kapatan tek takım Beşiktaş oldu.
Tabii daha ilk haftadan büyük anlamlar çıkarmaya gerek yok.
Sezon uzun, daha çok maç var.
Ama ilk haftanın hanesine yazılan üç puanı da küçümsememek lazım.
Haftanın kazananı Beşiktaş.
Gerisi, önümüzdeki haftalarda belli olacak.