İlkesizlik, Siyasetsizlik, Omurgasızlık
Son 40 yılda Türkiye’nin en önemli üç sorunu nedir dense “terör” her zaman ilk üçe girerdi
Hatta zaman zaman zirvedeydi.
Bize çocuklarımızı kaybettiren, askerimize saldıran bir sorun kuşkusuz hepimizin bir numaralı sorunuydu.
Bize trilyonlarca dolar kaybettiren,
Kalkınmanın önüne set çeken,
İç barışı tehdit eden
Ve ülkedeki diğer her şeyi zehirleyen bu sorun elbette ki birinci sorunumuz olacaktı.
Yine bu cümleden olmak üzere, bu sorunu çözme yolundaki her çaba da bir o kadar kıymetli idi.
Özal’dan bu yana birçok siyasetçi birçok öneride bulundu, çaba sarfetti.
Ancak gerek dünya konjonktüründeki konumu gerekse Türkiye’yi ulaştırdığı milli güvenlik seviyesinde bu soruna somut ve kalıcı çözüm bulma şansı AK Parti’ye düştü.
“Şansı” diyorum ama ortada bir şans veya tesadüf durumu yok.
Örgütü hem yurt içinde hem de sığındığı komşu ülkelerde bitiren Sayın Cumhurbaşkanımızın başarılı uluslararası ilişkileri ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanca mücadelesi oldu.
Kendi güvenlik altyapısını kendisi üretmeye başlayan, dünyaya İHA ve SİHA satma konusunda zirveyi zorlayan Türkiye karşısında elbette yabancı kaynakları kesilmiş bir çapulcu örgütün fazla şansı kalmamıştı ve o da kendini lağvetti.
Birileri mecliste “Irak’ta, Suriye’de ne işimiz var?” diyerek teskerelere karşı çıkarken, Türk Askeri 2017’den 2020’ye kadar Suriye’de arka arkaya Fırat Kalkanı Harekâtı, İdlib operasyonu, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı Harekâtları düzenliyordu. Kandil’deki inlerine kadar giriyordu. Kimse durup dururken silah bırakmadı, kendini lağvetmedi.
O zaman Türk Askerinin operasyonlarını desteklemeyenler bugün PKK’nın kendini fesih etmesi karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar.
Gelinen noktada artık “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yasa tasarısına toptan hayır demek Türkiye gerçekleri ile bağdaşmıyor.
Yine de yasanın uygulanışı, denetlenişi, yasal prosedür konusunda itirazlar olabilir.
Bunlar her zeminde tartışılabilir.
Ama bazı partilerimiz için yaraları deşmek, milletin sinir uçları ile oynamak, süreci provoke etmek bir oy devşirme fırsatı olarak görülüyor.
Üstelik bu provokasyonlar Kürtleri temsil ettiği düşünülen bir partiden değil, Türk partilerden geliyor.
Ama asıl sorun Türkiye’nin yüz yıllık (çoğunlukla ana muhalefet) Partisinin mirasçısı olduğunu iddia eden Yeni Partinin ikircikli tavrı.
İlkesizliğin,
Siyasetsizliğin,
Omurgasızlığın
Dibine vuruyorlar.
Bir kısmı yasaya evet, bir kısmı hayır diyor. Neredeyse ortadan bölünmüş durumdalar.
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yasasında gri bir alan yoktur. Bir parti kendi içinde bu yasaya evet veya hayır demek konusunda birlik içinde olmalıdır.
Evet, parti içinde fikir ayrılıkları olur ve tartışmalar yapılır. Buna ifade özgürlüğü, demokratik tavır denilebilir. Ama sonuçta parti bir fikir birliğine varıp net bir evet veya hayır diyebilmelidir.
Ama milletvekillerine, “Bölgenizdeki insanları yoklayın, onlara göre karar verin” demek bir oportünizmdir.
Bir de bunlara oy vermek isteyen seçmenin içine düşürüldüğü durumu düşünün.
Yasayı destekliyorlarsa neden zaten bu konuda en net tavrı sergilemiş AK Parti veya MHP’ye değil de ne dediği belirsiz Yeni Partiye oy versinler?
Yasaya karşılarsa neden bu konuda en net tavrı sergilemiş İyi Parti veya Zafer Partisine değil de ne dediği belirsiz Yeni partiye oy versinler?
Yani oy verdikleri parti yasaya karşı mı, değil mi belli değil.
Yasanın başlattığı süreç zamana yayıldığında eğer hasbelkader iktidar olurlarsa yasayı uygulayıp uygulamayacağı belli olmayan, Türkiye’yi böyle bir hayati konuda kararsızlığa savuracak bir partiye neden oy versinler?
İşte yılların ilkesizliğinin, yılların siyasetsizliğinin, omurgasızlığının gelip tıkanacağı yer burasıdır:
Türkiye için hayati öneme sahip bir konuda ne dediği belli olmamak, gevelemek, karnından konuşmak, içten içe çözüm istemezken, kerhen destekliyor gibi görünerek zevahiri toplamaya çalışmak…
Parayla satın aldığınız, pavyondan topladığınız adaylarla geleceğiniz yer burası.
Gideceğiniz yeri de ilk seçimde göreceğiz.