Avrupa'nın yaşlıları Türkiye'ye mi geliyor?
Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Üstelik bu süreç, Türkiye’deki demografik değişimin çok daha üzerinde bir ivmeyle ilerliyor.
Özellikle Avrupa ülkelerinde ortalama yaşam süresinin uzaması, doğurganlık oranlarının düşmesi ve aktif nüfusun daralması, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payını her geçen yıl artırıyor.
Değişen beslenme alışkanlıkları, yoğun şehirleşme, hareketsiz yaşam tarzı ve giderek artan stres, yaşlı bireyleri demans ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıklara daha açık hale getiriyor.
Bu tablo, yalnızca sağlık sistemleri üzerinde baskı yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda yaşlı bakımına yönelik ciddi bir ihtiyaç doğuruyor.
Avrupa’da bozulan sağlık koşulları ve bunama vakalarındaki artış, yaşlı bireylerin sürekli bakım ve gözetim gerektirmesine neden oluyor.
Ancak yüksek bakım maliyetleri, personel yetersizliği ve sosyal devlet harcamalarındaki artış, birçok ülkede sürdürülebilirlik tartışmalarını beraberinde getiriyor.
TÜRKİYE, AVRUPA’DAKİ YAŞLILAR İÇİN ALTERNATİF BİR MERKEZ
İşte tam bu noktada Türkiye öne çıkıyor. Görece daha düşük bakım maliyetleri, gelişen sağlık altyapısı, nitelikli sağlık personeli, iklim avantajı ve kültürel olarak yaşlı bakımına daha yatkın bir toplum yapısı, Türkiye’yi Avrupa’daki yaşlılar için alternatif bir merkez haline getiriyor.
Son yıllarda huzurevleri, yaşlı bakım merkezleri ve uzun süreli sağlık turizmi yatırımlarındaki artış da bu eğilimi destekliyor.
İş arayanlar, hasta ve yaşlı bakımı için yönlendiriliyor.
Bu anlamda dünyada 5 yılda 4-5 trilyon dolarlık bir pazar oluşması bekleniyor.
SAĞLIK TURİZMİ Mİ? BAKIM GÖÇÜ MÜ?
Soru şu:
"Avrupa’nın yaşlanan nüfusu için Türkiye yalnızca bir tatil ülkesi mi, yoksa kalıcı bir bakım ve yaşam merkezi mi olacak?"
Önümüzdeki yıllarda bu sorunun yanıtı, hem Türkiye’nin sağlık ve sosyal politika tercihlerinde hem de Avrupa’nın yaşlanma stratejilerinde belirleyici rol oynayacak.