BUTLAN KARARI KILIÇDAROĞLU'NU CHP GENEL BAŞKANI YAPMADI
Hukuk uzmanlarının da belirttiği ama siyasi gürültüden bir türlü duyulmayan bir gerçek var.
Butlan kararı, Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel Başkanı yapmadı.
Butlan kararı, Özel’i genel başkanlıktan uzaklaştırdı.
Manisa milletvekili Özel’in şu an iddia edemeyeceği tek şey, CHP Genel Başkanı olmak…
Fakat Özel’in tek iddiası da bu….
Yani yasayı tanımıyor.
Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması tali bir sonuç. Kendisi kabul etmeyebilirdi de.
Sayın Bahçeli’nin söylediği gibi feragat da edebilirdi.
Bir yıldan fazla bir zamandır “Erken seçim, erken seçim!” diye bağrışıyorlardı.
“Sandığı koyun, sandığı koyun…”
Şimdi sandık konsa adayları yok.
Zaten İmamoğlu’nu da yolsuzlukların üstünü örtmek için cumhurbaşkanı adayı ilan etmişlerdi. Güya ona dokunan, Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına dokunmuş olacaktı.
Bu tehdidi iktidar yemedi ama belli ki bazıları yemiş veya yemek zorunda kalmış ve bu terim bir rant vasıtasına dönüşmüş.
Siyasetin en temel ve en basit oyunlarından biridir. Önce kitleyi “başın belada”, “halin fena”, “memleket elden gidiyor!” diye korkutursun. Sonra “ama korkma seni ben kurtaracağım” diye umut satarsın.
Ama siyaset tarihinde, “ben geleceğim, şimdiden beni görmezsen geldiğimde seni mahvedeceğim” formülünü icat etmek de CHP’ye kısmetmiş.
Ya lağım patlamasaydı ve ilk seçimde gelebilselerdi? Hiç kimse hiçbir şey soramayacaktı.
Bu pervasızlık bizzat CHP’lileri rahatsız etti. Yargıya başvurdular.
Bu arada CHP’nin her seçim kaybettiğinde özeleştiri olarak çevirdiği bir geyik vardır: “CHP’yi kuruluş kodlarına döndürmek”
Bir kere, CHP kurulduğundan bu yana hangi seçimi kazanmış ki, kuruluşa döneceksiniz?
Biraz tarih bilenler, CHP’nin kuruluş kodlarını da bilirler.
CHP bir sivil toplum örgütü olarak kurulmamıştır, esasen siyasi bir parti de değildir.
1930’ların Türkiye’sinde, modernleşme projesinin yukarıdan aşağı uygulanabilmesi için kurulmuş bir örgüttür.
Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Meclis'in bir baskın seçimle lağvedilip muhalefetsiz bir Meclis kurma çabasının sonucunda türetilmiştir.
Şimdi “kuruluş kodlarına dönmek” dedikleri, 1930’ların tek parti diktatörlüğüne dönüp, müsamere seçimleri sürekli kazanmaktır.
Oysa yok artık böyle bir dünya. Ama CHP hala o hayallerden bir türlü ayrılıp gelemiyor. Sürekli kendi “asrı saadetine” dönme hayali kuruyor.
Haydi seçime gidelim!
Tamam da siz daha henüz kendi seçiminizi yapabilmiş değilsiniz ki…
Henüz 2023’teki “Demokrasi ve Birlik Kurultayı’nın” seçimlerini tamamlayabilmiş değiller. Daha doğrusu o zaman yedikleri hurmalarla uğraşıyorlar.
Önce o seçimler tekrarlanacak ki 2026’ya gelinebilsin.
Şimdi parti iki başlı durumda.
Çünkü hala hepsi “yağan yağmurda beraber ıslanmıyorlar.” Özel, yağmurda 6 kilometre yürüyor; ortada Mansur Yavaş yok. (Birisi de almış hortumu herkesi ıslatmaya çalışıyor)
Gerçi bu filmleri biz daha önce de gördük, Özel de bir gün Muharrem İnce gibi, Kılıçdaroğlu gibi “sarayın adamı” ilan edilebilir ve bugün çevire çevire gösterdikleri o ıslak gömlekli haliyle “ıslak tişört yarışması” diye alay edebilirler.
Öte yandan Özgür Özel’in yapması gereken bir seçim daha var: “İmamoğlu mu, kendisi mi?”
Artık CHP’liler de farkında ki İmamoğlu balonu söndü. Bunca yolsuzluktan sonra Silivri’yi terk etmesi biraz zor. Ayrıca tabanın zaten başından beri CHP kumaşı taşımayan birine yönelik ve sadece seçim başarısı üzerine kurulu aşkı da giderek sönüyor. İmamoğlu da bunun farkında ve yeni bir parti kurdurma peşinde. Fakat bu İmamoğlu’nun sorunu, Özel’in CHP markasını terk etmesi için hiçbir neden yok. Ama Özel kendini bir türlü İmamoğlu ekosisteminden kurtaramıyor, artık ne borçları varsa. Oysa siyaset bu, dengeler süratle değişiyor ve şans süratle Özel’den yana dönüyor. Bu haliyle bile daha önce 13 seçim kaybetmiş Kılıçdaroğlu’na göre taban desteği daha yüksek.
Bunu ben fark ediyorum da Özel fark etmiyor mu?
Yok canım, Özel göründüğü kadar saf değil…