İran’ı Sünnileştirmeye kalkışan öteki Şah İsmail
Safevi tarihinin en çarpıcı paradokslarından biri: Dedesi Şah İsmail İran’ı kılıç zoruyla Şiileştirmiş, cami duvarlarına Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a (ra) lanet yazıları kazıtmış, Sünnileri Kızılbaşlığa geçmek ile ölmek arasında tercihe zorlamıştı. Onun sayesinde İran’ın kimliği bu sert Şii inancı üzerine kurulmuştu.
Torunu II. Şah İsmail (1576-77) ise tam tersini yapmaya kalkıştı. Tahta çıktığında ilkin rakiplerini temizledi: Kardeş ve yeğenlerini katletti, bazı güçlü Kızılbaş beylerini ortadan kaldırdı. Sonra Şii ulemayı saraydan kovup yerlerine Mirza Mahdum Şerifi gibi Sünniliğe meyyal, bazı kaynaklarda “kripto-Sünni” denilen âlimleri getirdi. Mirza Mahdum’u bir nevi Şeyhülislam yaptı; taç giyme törenindeki hutbeyi ona okutması ilginçtir.
Acaba doğuda Özbekler, batıda ise Osmanlılar gibi iki Sünni gücün karşısında bir “detant” (yumuşama) politikası mı güdüyordu? Bu sorunun cevabı tahminlere kalmış durumda.
Öte yandan Sünniliğe yaklaşma adımları inanılmaz derecede radikaldi:
1) On İki İmam Şiiliğinin en sert uygulaması olan teberrâ, yani ilk üç halife ile Hz. Aişe (r.anh) dahil bazı sahabeyi lanetlemeyi yasakladı, çiğneyenleri şiddetle cezalandırdı.
2) Cami, medrese ve saray duvarlarında ilk üç halifeye lanet eden yazıları olduğu gibi Hz. Ali (ra) ve Ehl-i Beytine dair metinleri sildirdi.
3) “Aliyyun veliyullah” ibaresi ile Şii imamların isimlerini sikkelerden çıkardı.
4) Geçmişte Sünni soylulara zulmetmiş yüksek rütbeli Şii mollalara soruşturma açtırdı; maaşlarını kesti, mallarını müsadere etti, hatta bazılarını ev hapsine tabi tuttu.
5) Abdülali ve Hüseyin Kereki adlı iki muteber müçtehidi Kazvin’den kovdu; evlerini ve kütüphanelerini sattırarak parasını “Sünni geçmişi olan âlimlere” dağıttırdı.
6) Devlete ait olan ilk üç Halifeyi “lanetleyenler” (teberrâ’iyân) ekibini dağıttı.
7) Hazineden o ana kadar Cennetle müjdelenen 10 sahabiye (aşere-i mübeşşereye) lanet edip sövmemiş olanlara hususi maaş bağladı.
İnsanın inanası gelmiyor ama bizzat Safevi/İran kaynakları yazıyor bunları. Safevi tarihçisi Hasan Rumlu’nun tarihine yayına hazırlayanlar meseleyi şöyle hülasa etmiş:
“Dedesi Şah İsmail ve babası Şah Tahmasp İran’da Şii mezhebini ne kadar yaydıysa ve Sünniliği zayıflatıp kaldırdıysa, II. Şah İsmail tam aksini yaptı. İlk olarak Sünnîlikle meşhur ve tanınmış âlim Mir Mahdum Şerifi’yi vezir tayin etmiş ve Şiî âlimlerinden Hace Efzel Türke’yi tel’in ve teberrâ konusunda sorgulamıştır. II. Şah İsmail Şiî âlime; Şia taifesinin peygamberin muhterem hanımı Hz. Aişe’yi niçin ta’n u la’n ettiklerini, oysaki Hz. Aişe ile ilgili ayet nazil olduğunu, hatta Cemel Savaşı’ndan sonra bile Hz. Ali’nin ona serzenişte bulunmadığını ve saygıyla evine gönderdiğini söylemiştir.” (Hasan Rumlu, Safevi Şahı II. İsmail, Haz.: H. Asadi-Ş. Deniz, 2017, s. 19)
II. Şah İsmail Sünni perspektife şaşırtıcı derecede hakimdir. Nitekim Şii ulemadan Bulgar Halife adlı âlimi huzuruna çağırıp şöyle hesap sormuştur:
- “Eğer bir kimse senin zevcene halkın gözü önünde küfretse ne yaparsın? Bu senin hoşuna gider mi?”
- “Hayır, hoşuma gitmez.”
- “O zaman neden halk Allah’ın Resûlü’nün temiz haremine lanet okuyor?”
Bulgar Halife tevile sapar:
- “Küfür söylemek haramdır, Allah’ın rahmetinden uzak olmak demektir. Bir kişi tel’in ederse onu Allah’a havale etmiş olur, bunda da bir problem yok, Allah isterse cezalandırır.”
Fakat Şah İsmail hesap sormaya devam eder:
- “Sen saf bir Türksün. Söyle bakalım kim öğretti bunu sana, kimden öğrendin?”
Bunları eskiden duyduğunu söyleyen âlime öyle bir dayak attırmış ki ölmekten güç halle kurtulmuş. Ardından azletmiş, üzerine de halkın Şafii mezhebine geçmesini emretmiş!
Hesaplayamadığı tepki Kızılbaş aşiretlerinden geldi. Şii ulema ve sarayın geleneksel çevreleri için de bu düpedüz ihanetti. Dedikodular yayıldı: “Şah Sünni oldu!”, “Şiilikten çıktı!”
Derken Kazvin’de ayaklanmalar baş gösterdi; Şah’ın öz dayısı Emir Han Muslu (Mavsılî) önderliğinde lanet yasağına isyan ettiler.
Böylece Şah İsmail’lerin ikincisi tahta çıkışından 15 ay sonra ilaçlı esrarla zehirlenerek, ardından “husyeleri sıkılarak” öldürüldü.
Safeviler Şah I. Abbas döneminde tekrar sert Şiilik politikasına dönecek ve İran’ın mezhebî kimliği kalıcı olarak perçinlenecekti.
II. Şah İsmail’in kısacık saltanatında denediği “Sünnilikle uzlaşma” belki de yüzyılın en cesur ama en naif girişimiydi. 1,5 asır sonra İran tahtına oturan Avşarlardan Nadir Şah da Sünnilikle benzer bir yakınlaşma politikası güdecek ama o da başarılı olamayacaktı.
Düşünmeden edemiyor insan: Başarılı olsalardı İran’ın, Ortadoğu’nun, hatta Osmanlı-İran ilişkileri bundan nasıl etkilenirdi?
Bir Şah İsmail İran’ı Kızılbaşlığa geçirmiş, öteki Şah İsmail Sünnileştirmeye kalkışmıştı.
Tarihçiler tarafından vazıh bir cevabı bulunamayan soru ise şudur:
Torun Şah İsmail kendisi için adeta intihar sayılabilecek bir girişim olan Sünniliğe yönelmeye neden gerek gördü ve bu delice cesareti nasıl göze alabildi?
