Kıbrıslı Rumların tek korkusu, Osmanlı’nın geri gelmesi
Geçen gün Kadıköy Akmar Kitapçılar Pasajındaki bir sahaftan satın aldığım sararmış gazete tomarının içerisinden Hürriyet gazetesinin 3 Eylül 1987 nüshası çıktı. Satırlara göz gezdirirken bir haber hemen dikkatimi ısırdı.
Kıbrıs Rum yönetiminin devlet başkanlarından olup merhum Rauf Denktaş ile bitmek bilmeyen müzakerelerinden ismini gayet iyi hatırladığım Spiros Kipriyanu (1932-2002) bundan 39 yıl önce mühim bir gerçeği gözümüze sokmuş aslında.
Kipriyanu 2 Eylül 1987 tarihindeki Lefkoşa konuşmasında Kıbrıs meselesinde karşılarına çıkan “yeni Türkiye” gerçeğini açıkça ifade, daha doğrusu itiraf etmiş.
Aşağıda Hürriyet’in ertesi gün yayınladığı konuşmanın haberini, noktasına dahi dokunmadan sizinle paylaşıyorum:
“Kipriyanu, ‘Türkiye’de Osmanlı zihniyetinin yeniden hâkim olduğu ve frenlenmesi olanaksız Türk şovenlerinin canlandığı’ masalını anlattı ve dünyaya, ‘Harekete geçme zamanı geldiğini’ hatırlattı.”
Haberin içerisinde biraz daha teferruata yer verilmiş:
“Kipriyanu dün Lefkoşa’nın Rum kesiminde yaptığı konuşmada, ‘Türkiye’ye Osmanlı zihniyetinin yeniden hakim olduğunu ve frenlenmesi olanaksız Türk şovenizminin canlandığını’ söyledi ve tüm dünyanın bu ‘gerçeklerin’ bilincine varmak için harekete geçme zamanı geldiğini belirtti.” (“Uluslararası konferans için… Rumlardan ‘yaygara’”, Hürriyet, 3 Eylül 1987, s. 3.)
Bu haber bana Meis adasını deniz milli parkı içine aldığımız son Cumhurbaşkanlığı kararının Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından “yasa dışı” (gayri meşru) ilan edilmesini hatırlattı. Avrupa Birliği ve Amerika’ya çağrıda bulunmaları ise an meselesi. Ancak Yunanistan yetkilileri daha bir yıl önce Güney Ege ve İyon Denizinde iki deniz parkı ilan ettiğini nedense unutuyordu.
Başka bir şeyi daha hatırlattı bu eski haber bana.
Batı’nın ve Yunanistan’ın her başı sıkıştığında Osmanlı’nın geri gelmekte olduğu şikâyetini.
Türkiye Osmanlı’ya dönüyormuş…
Osmanlı diriliyormuş…
Zincirleri kırıyormuşuz…
Bu lafları gâvurlar söylüyor da bizdekiler boş mu duruyor?
Onlar da mehteri irtica, sarığı gerilik, Kur’an’ı şeriat diye yaftalayıp başlıyorlar şikayete.
Yunan Osmanlı’dan nefret ediyor, anlarız.
Ama Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde yaşayan birinin Osmanlı’dan ürkmesini ve eyvah geliyor diye feryad u figan koparmasını neyle izah edeceksiniz?
Bu iç ve dış beraberliği veya ağız birliği biraz fazla açık vermek olmuyor mu beyler?
Siz istemeseniz de Avrupa sizi Osmanlı torunu olarak görecektir.
Bundan kaçışınız, kurtuluşunuz yok.
Ve Osmanlı vizyonu geri geliyor ve gelecek.
Tarih siz geleceğe itiyor.
Başka bir tarihiniz yok. Tarih transfer edemezsiniz.
İthal et yenir de ithal tarih zehirler.
Beğenseniz de beğenmeseniz de bu tarih sizin.
Soyunuz sopunuz eğer başka bir yere ait değilse Osmanlı tarihi içinden geçerek ve onun sayesinde bugüne ulaştınız.
Onun başarısında da, başarısızlığında da siz varsınız!
Sorumluluktan kaçamazsınız.
Tıpkı zaferlerinden kaçmadığınız gibi.
Bakın Kipriyanu bunu yüzümüze vurmuş 39 yıl önce.
Siz Osmanlı olduğunuzu hatırladınız ve bu bizim için büyük tehlike demiş.
O da yetmemiş, Yunanistan’ı icat eden ve besleyen Avrupalı patronlarını yardıma çağırmış.
Şimdilerde Yunanistan devlet başkanı Miçotakis de Türkiye’den gelen her hamleye karşılık korkup Avrupa’yı yardıma çağırıyor. ABD’den medet bekliyor.
Vaktiyle Geri Gel Ey Osmanlı adlı bir kitap kaleme almıştım. Yayıncım ‘Başlık biraz iddialı değil mi?’ diye katılmıştı. Ben de bir an için ‘acaba?’ demiştim.
Yayıncım kitap çıktıktan sonra bir gün bana dedi ki:
- Geçen gün kitapçıdaydım. Senin kitap da raflardaydı. İki öğrenci aralarında konuşuyorlardı. Biri arkadaşına senin kitabını gösterdi, bak Geri Gel Ey Osmanlı diye bir kitap çıkmış, dedi. Diğer genç ise ‘Ahh nerdeee, keşke geri gelse’ diye cevap vermiş. Hoşuna gitmiş. İyi ki bu isimle neşrettik kitabını, demez mi?
Bir tebessüm aşkedip yoluma devam ettim.