Kuruluş yıl dönümünü kutladığımız TBMM’nin içkiyi yasakladığını biliyor muydunuz?
Bundan 106 yıl önce TBMM içkiyi tartışmış ve ardından yasaklamıştı. Osmanlı devrinden bahsediyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İçki yasağını koyan Gazi Meclis’tir; dahası, bu yasak Cumhuriyet’in yaklaşık ilk altı ayı boyunca da yürürlükte kalmıştır.
İçkinin Millet Meclisi’nde kimler tarafından, neden ve nasıl yasaklandığını öğrenebilmek için 13 Eylül 1920 gününe gidip kulağımızı TBMM’nin kapısına dayayarak içeride neler konuşulduğunu işitmeye çalışalım.
Kanun teklifi, Meclisin açılmasından sadece beş gün sonra, 28 Nisan 1920 tarihinde gündeme getirilmiş, görüşmeler aylar boyunca sürmüş, muhalifler tarafından savsaklanmıştır.
BMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günkü açılışının üzerinden henüz beş ay bile geçmemiştir. Başkanlık koltuğunda ulemadan Konyalı Vehbi Efendi oturmaktadır, kürsüde ise üç yıl sonra Topal Osman tarafından öldürülecek olan Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey hararetli nutuklara kaptırmıştır kendini. Ateşli sözleri milletvekillerince sık sık kesilmekte ve dinleyici sıralarından laflar atılmaktadır. Muhalefet safları olan İkinci Grup içerisinde yer almasına rağmen getirdiği içkiyi yasaklama teklifi Birinci Gruptan da bir hayli destek görmüş, neticede komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurula kadar gelmişti.
Ali Şükrü Bey İslamın içkiyi bir ahlak ve fazilet müeyyidesi olarak yasakladığını ve ülkeyi felaketten kurtarmak için bu kanunun Meclis’ten geçmesi gerektiğini savunmaktadır. Sadece içkinin alenen alınır satılır olması değil, ülkenin gelirinin gayri Müslimlerin cebine gitmekte oluşu da endişelendirmiştir onu. "Trabzon’da dört Rum meyhanesi vardı" der ve şunu ekler acı bir dille:
Şimdi sayıları 73 oldu. Bir avuç Pontusçu rakı yapıp memleketi soyuyor, bu paralar Yunanistan’a kaçırılıyor. (…) Rakı uğruna emlak ve akarlar bizden Rumlara, Ermenilere geçiyor. Maliye Vekili (Bakanı) tapu kayıtlarını tetkik etsin.
Alkoliklerden sağlam bir millet, dolayısıyla sağlam bir ordu çıkmayacağına inanan Ali Şükrü Bey bilahare dünyadaki uygulamalardan misaller getirecektir. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerinde kiliselere gitmeyenlerden iki dolar ceza bile alınmaktadır. Dinî terbiyeyi önemseyen her millet geri kaldıysa Amerika’ndaki bu durumu nasıl izah edeceğiz peki? Hem Amerikalılar Hıristiyan oldukları halde bazı eyaletlerde içkiyi yasaklamışken, onu haram ilan etmiş bulunan bir dinin müntesiplerinin içkinin serbestçe alınıp satılmasına ve dahi alenen içilmesine izin vermeleri olacak dava mıdır?
İşin garibi, bu kanuna karşı çıkanlar da gerekçelerini daha ziyade bu yasağın uygulanamayacağı ve afyon, esrar gibi başka keyif verici maddelere yönelişi hızlandırabileceği noktalarında toplamaktadırlar. Hatta suret-i Haktan görünüp yasaklamaktansa içkiye ağır vergiler konulmasına taraftardırlar.
Bu arada alkolün tamamen yasaklanmasının yerli ilaç sanayiine de darbe vuracağını ve bir süre sonra eczane raflarının boş kalacağını ileri süren akıldaneler olmuş, bunun üzerine kanuna bazı istisnalar getirilmiştir.
Öte yandan Bursa Milletvekili Dr. Emin (Erkul) Bey biranın dahi yasaklanması gerektiği, çünkü içki yasaklandığı takdirde kötü niyetlilerin serbestçe satılan biranın içindeki alkol miktarını artırarak kanunu delebilecekleri uyarısında bulunur. (Evlenmeden önce bekâret kontrolü yapılmasına dair kanun teklifi yüzünden kürsüde dayak yiyen Emin Bey Cumhuriyet devrinde İstanbul Şehreminiliği yani Belediye Başkanlığı da yapacaktır.)
Sıra 2. maddeye gelince işler daha da karışmıştır, çünkü içki içenlere hangi cezaların verileceği gündeme gelmişti. Tartışmalarda "hadd-i şer’î" (değnek) cezası da teklif edilmiş, nihayet para cezası ve hapis cezası ağırlık kazanmıştır.
Burada Osmanlı-Cumhuriyet sürekliliğine ilişkin hassas bir noktaya atıyoruz kemendimizi. Aslında 1920 yılındaki bu kanun teklifinin çıkış noktasını Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmed Akif’in de üyeleri arasında bulunduğu İslam Üniversitesi’nin (Dâru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye) TBMM kurulmadan bir yıl önce hazırladığı ve İstanbul hükümetinin İçişleri Bakanlığı kanalıyla valilere gönderttiği "içkiyi yasaklama genelgesi" oluşturmaktaydı. Bir başka deyişle Osmanlı döneminin dinî bir düzenlemesi TBMM tarafından uygulamaya geçirilmekte, böylece Cumhuriyet ile Osmanlı’nın halef-selef oldukları bir kere daha ‘içki yasağı’ üzerinden ilan edilmekteydi. Öyle ki halen uygulamada bulunan okul ve camilerin 100 metre civarında içki satılamayacağına ilişkin polis genelgesi bile Osmanlı’nın ilki 1859 tarihli olan Müskirat Nizamnamelerinden miras kalmıştır (tek fark 100 arşının 100 metreye çevrilmesinden ibarettir).
Velhasıl, TBMM’de içki içenlere ve satanlara kaç sopa vurulacağı hususundaki müzakereleri yasağın Müslüman olmayanları kapsayıp kapsamayacağı tartışması izler ve teklifin çerçevesi 14 Eylül 1920 tarihinde netleşir. Adı Men’-i Müskirât Kanunu olur.
Buna göre her tür alkollü içki üretimi, ithali, satılması ve alınması ile kullanılması (imâl, idhâl, füruht ve istimali) yasaklanıyor, alenen içenler veya gizlice içip de sarhoşluğu belli olanların 50 liradan 200 liraya kadar para cezası, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları hükme bağlanıyordu. Memurlar içki içerlerse hem cezalandırılacak, hem de memuriyetlerinden olacaklardı; üstelik bu hükümler temyiz de edilemeyecekti.
Nihayet 14 Eylül 1920 günü TBMM oylamaya geçmiş, şu işe bakın ki, sayımda oylar eşit çıkmıştır. Bunun üzerine "eşitlik halinde başkanın oyu 2 oy sayılır" şeklindeki içtüzük hükmü uygulanmış ve başkan Konyalı Vehbi Efendi de layiha lehine oy kullanınca kanun, 71’e karşı 72 oyla kabul edilmiştir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra yaklaşık beş buçuk ay daha içki yasağıyla yaşadığımızı, ancak TBMM’nin 9 Nisan 1924’te kanunda önemli değişiklikler yaparak yasağı fiilen yumuşattığını ve "beklenen neticelerin elde edilemediği" gerekçesine yer verdiğini görüyoruz. Yasak, hukuken 22 Mart 1926’da tamamen kaldırılacaktır.
1920 yılında Meclise getirilen içki yasağı teklifine karşı çıkan vekillerden geleceğin Türkologu Besim Atalay şunları yazmıştır (Besim Bey, ertesi sene Mehmed Akif’in İstiklal Marşı’na da karşı çıkacaktır):
…Meyhaneler kapanmış, fakat bazı mebuslar bile evlerinde tencerelerde, tenekelerde rakı çekiyorlar. Hattâ Ankara Polis Müdürü rahmetli Dilâver’in adamları da, rakı çıkarıp harıl harıl satıyorlardı.
Sonuçta fiilen yaklaşık 3 yıl 7 ay, hukuken ise 5,5 yıl yürürlükte kalan içki yasağı kalktığında kanunun fikir babası ve kahramanı Ali Şükrü Bey yaklaşık bir yıldır Trabzon’da Karadeniz’e nazır bir tepedeki mezarında yatmaktadır, yakın dostlarından Said Nursi Van’da inzivaya çekileli bir yıl olmuştur, Mehmed Akif de bir yıl önce Mısır’ın yolunu tutmuştur.
Tesadüfün başı dönmüştür. İçkiden değil elbette…

Men’-i Müskirât Kanunu’nun TBMM tutanaklarında yayımlanan metninin Latin harflerine çevrilen hali. Kanunun 1. maddesiyle her türlü alkollü içkinin üretimi, ithali, satışı ve kullanımı tamamen yasaklanmıştı.

Şehid-i muazzez Ali Şükrü Bey (1884-1923)

9 Nisan 1924 tarihinde TBMM’nin içki yasağını kaldırması üzerine Zümrüd-i Ankâ adlı mizah dergisinde çıkan karikatürde sevinen içkici gazeteciler böyle resmedilmiş. Soldan sağa: Mahmud Sadık Bey, Cumhuriyet gazetesi sahibi Yunus Nadi, yazar Süleyman Nazif ve yazar Ahmed Rasim.
Yazımızda şu yayınlardan yararlanılmıştır:
Onur Karahanoğulları, “Birinci Meclisin İçki Yasağı (Men-i Müskirat Kanunu” HYPERLINK "https://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/1006.pdf" https://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/1006.pdf ; Uğur Üçüncü, “Milli Mücadele Yıllarında Bir Yasak Denemesi: Men-i Müskirat (İçki Yasağı) Kanunu ve Toplumsal Hayata Yansımaları” HYPERLINK "https://www.muharrembalci.com/kitaplika/304.pdf" https://www.muharrembalci.com/kitaplika/304.pdf ; (Cemal Kutay), “Türkiye’yi ‘alkolsüz ülke’ yapma savaşı”, Tarih Konuşuyor, sayı 8, Eylül 1964, s. 620-627; Kemal Sülker, Osmanlıdan Günümüze İçki ve Toplum, Süreç Yayınları, İstanbul, 1985, (s. 151-158). Benzer bir şekilde ilk TBMM yani “Gazi Meclis” tarafından frengi hastalığının önlenmesi için kanun çıkartılması hakkında bkz. Raşit Metel, “İlk Meclis’te ‘frengi’ kavgası’” Yıllarboyu Tarih, Sayı: 3, Mart 1984, s. 48-51.
Osmanlı ve Cumhuriyet rejimlerinin sürekliliğinin çeşitli cephelerine dair muhtasar bir değerlendirme için bkz. Vahdettin Engin, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Tarihi Devamlılık, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2022.
Besim Atalay, “Cumhuriyetin tek içki yasağı”, Yakın Tarihimiz, cilt 2, İstanbul, 1962, s. 172.