Eslem Sare Bulut
Bir çocuğun okula giderken aklındaki en büyük mesele, derse geç kalıp kalmayacağı olmalıydı.
Çantasını hazırlamalıydı Eslem Sare.
Belki annesi “Üşüme, hırkanı al” demişti.
Belki evden çıkarken acele etmişti.
Belki okulda teneffüste arkadaşlarıyla ne konuşacağını düşünüyordu.
10 yaşındaki bir çocuğun dünyası bundan ibarettir.
Ama Eslem Sare’nin dünyası, 6 Ekim sabahı bir okul koridorunda yarım kaldı.
Başakşehir’de bir okulun içine giren başka bir çocuk, elindeki bıçakla öğrencileri hedef aldı. Sekiz öğrenci yaralandı. Eslem Sare kurtarılamadı.
Şimdi Eslem Sare toprağın altında.
Diğer çocuklar ise yaşadıkları dehşetin altında.
Biz yine aynı soruları soruyoruz.
Okula nasıl girdi?
Güvenlik neredeydi?
Daha önce fark edilen bir işaret var mıydı?
Bu saldırı önlenebilir miydi?
Çocuklar okula giderken gerçekten güvende mi?
Bu soruların hepsi sorulmalı.
Ama yalnızca birkaç gün sorulup sonra unutulmamalı.
Çünkü Türkiye’de her büyük olaydan sonra aynı şeyi yapıyoruz.
Önce şaşırıyoruz.
Sonra öfkeleniyoruz.
Sonra sorumluları arıyoruz.
Birkaç gün sonra başka bir gündemin peşine takılıyoruz.
Geride ise ailelerin hayatı kalıyor.
Eslem Sare’nin annesi için gündem değişmeyecek.
Babası için değişmeyecek.
Kardeşleri varsa onlar için de değişmeyecek.
Bir çocuğun odası boş kalacak.
Çantası bir köşede duracak.
Belki bir defteri açık kalacak.
Ve o evde herkes, bir daha hiçbir sabahın eskisi gibi olmayacağını bilecek.
Biz ise “üzücü olay” deyip geçeceğiz.
Geçmemeliyiz.
Eslem Sare Bulut artık 10 yaşında bir çocuk değil, bir haber başlığı.
“Başakşehir’de okul saldırısı.”
“Bir öğrenci hayatını kaybetti.”
“Yedi öğrenci yaralandı.”
Haber böyle yazılıyor.
Ama bir annenin evinde haber böyle yaşanmıyor.
Orada Eslem Sare var.
Kızının sesi var.
Eşyaları var.
Fotoğrafları var.
Ve geri gelmeyecek bir çocuk var.
Bu yüzden Eslem Sare’nin ardından sadece “Allah rahmet eylesin” demek yetmez.
Rahmet dilemek kolay.
Zor olan, başka bir çocuğun aynı cümleyle anılmasını engellemek.