Meclis'i terk edenler
Meclis kürsüsünü işgal ederler.
Meclis'i terk ederler.
Ergen ergen hareketler…
Siyasetsizlik, omurgasızlık…
Darbeciler gelse, Meclis'i kapatsa, sonra “milli mutabakat” veya “teknokratlar hükümeti” palavraları ile bunları iktidara ortak etse çok sevinecekler.
Darbecilere gerek yok, Meclis'i kendileri sabote ediyorlar, kendileri çekip gidiyorlar.
İktidar yolsuzluğa bulaştıysa meclisi terk etmek hangi muhalefet aklıdır? Yolsuzlukla Meclis'te mücadele etmeyeceksiniz de nerede edeceksiniz?
Ama öyle bir niyet yok, çünkü yolsuzlukla mücadele bizzat iktidarın en tepesinden başlatıldı.
Keşke Cumhurbaşkanı yolsuzlukla mücadele bayrağını açmasa,
“Siz bizimkileri görmezden gelin, biz de sizinkilerin peşini bırakalım” dese,
Silivri hırsızları serbest kalsa,
Yine hiçbir şey üretmeden yemeğe devam etseler,
İş gelse, yiyecek bir şey bulamayıp belediyenin temizlik malzemelerini yağmalamaya kadar dayansa, CHP kuruluş değerlerine dönmüş olacak…
Muhalefet ederler, ergen ergen “Babala TV” diye kanal açarlar, sonunda birbirlerini babalarlar.
“İzmir’in dağlarında…” diyene milyarlarca lira verirler, iktidara küfredene mevki makam verirler, Meclis'e sokarlar.
Sorsan, alayı “Mustafa Kemal’in askerleridir”
Bir kere şu “Mustafa Kemal’in askeri olma” meselesini bir açıklığa kavuşturalım.
“Ben Mustafa Kemal’in askeriyim” demek, Mustafa Kemal’e hakarettir.
Mustafa Kemal çete reisi değildir.
Ülke işgal edildiğinde herkes silaha sarılmıştır.
Yörük Ali’nin “askerleri” olabilir,
Çerkes Ethem’in “askerleri” olabilir.
Ama Atatürk’ün askerleri olamaz,
Mustafa Kemal sağdan soldan adam toplamamıştır.
Mustafa Kemal, Meclis toplamıştır. Mevcut koşullarda en geniş anlamda seçilmiş, demokratik temsil niteliği olan bir meclis toplamış, bu Meclis de yasal silah kullanma hakkını bir orduya vermiştir. Bu ordu Kuvayı Milliye diye adlandırılmıştır. Türk askeri kimsenin askeri değildir, bu Meclis'in askeridir. Seçimle oluşturulmuş TBMM’nin silah kullanma yetkisini verdiği, meşru kuvvetlerdir.
Atatürk’ün farkı budur. Devlet adamı olmakla çete reisi olmak arasındaki fark budur.
Ama CHP’nin ergen akıllı çetecileri, Atatürk’ü bu kadarcık bile anlayamamışlardır.
Fakat son 25 yıldır kendilerine Mustafa Kemal’in askerleri diyen bir grup, Atatürkçülüğün kendi tekellerinde olduğunu, kendilerinden başka herkesin Atatürk’le sorunu olması gerektiğine inandılar ve bir gölge boksu başlattılar. Olmayan bir düşmanla sanal evrenlerinde kavga etmeye başladılar. Her lafa “Bakın bakın, nasıl da Atamızı rencide ediyorlar…” diye girdiler. Bugün artık bunlar gerçeklikten o kadar kopmuş durumdalar ki, mahkemede “Rüşvet aldın mı, ihaleye fesat karıştırdın mı, yolsuzluğa bulaştın mı?” diye sorana "Bana bakan ülkeyi görür, bana bakan Türk bayrağını görür, bana bakan Mustafa Kemal Atatürk'ü görür” diye cevap veriyorlar.
Oysa doğru cevap;
“İster piyasa manipülasyonuyla ister borsa oyunlarıyla ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur” olmalıydı.
Not: Dün akşam Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un davetine icabet edip, eski Türkiye'nin mühim ritüellerinden biri olan Ankara resepsiyonlarından birine katıldım. Buram buram eski Türkiye kokuyordu ortam ve ben çok sıkıldım. Resepsiyona katılan liderler konukların arasında yürüyor, sohbet ediyor ve fotoğraf çektiriyorlardı. Hepsi birbirine gülümsüyor, iyi mukabele ediyordu. Sonra aklıma biz geldi. Yani biz yani halk. Bizler halk olarak kime oy verdiğimizi önde tutuyor ve dostluğumuzu, arkadaşlığımızı buna göre şekillendiriyoruz ya o geldi aklıma. Sizi temin ederim ki hiç gerek yok buna ve bu çok safça. Zira hepsi birbiriyle sarmaş dolaş ve arkadaş. Kandırıldığımızın farkına varmamız ümidiyle...
X: @kalemciler
Instagram: @serkankalemciler