Dünya Kupası'nı ABD kazandı!
Türkiye milli takımı, dünya kupasına cuma sabahı veda ediyor. Ortalık günlerdir yangın yeri. Teknik direktörümüz Montella, futbolcular ve özellikle kendine has üslubuyla tanınan federasyon başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu yerden yere vuruldu.
Ben bugün herkesin atladığı bir konudan bahsetmek istiyorum. Biz birbirimizi yerken kaçan fırsata bakalım.
Dünya kupası'nı hangi ülke kaldıracak bilmiyorum. Bir tahminim de yok. Ama şunu biliyorum ki, kupayı kim kaldırırsa kaldırsın, hasılatı ABD toplayacak.
Yani kupanın kazananı hiç hak etmediği halde ABD oldu. Nasıl mı? Rakamlara bakalım.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yaptığı turnuva da yalnızca birleşik devletlere yaklaşık 1,2 milyon uluslararası ziyaretçi gidecek. Turnuva boyunca ülke içinde 6,5 milyon insan seyahat edecek. Bu da devasa bir para sirkülasyonu demek. Turnuvanın ABD’ye 30 milyar dolarlık bir katma değer kazandıracağı öngörülüyor.
Oteller, restoranlar ve diğer tüm mağazalar tarihi cirolar açıklayacak.
İşin en trajik tarafı ise ABD hala süren bir savaşın içinde. Evet bazı anlaşmalar yapıldı ama daha geçen aya kadar resmi olarak bir ülkeyi bombalıyorlardı. Çocukları öldürüyorlardı. Ülke içindeki skandallardan bahsetmiyorum bile. Başka bir ülke bu durumdayken bir organizasyon almış olsa ne olurdu bir düşünün!
Daha geçen gün Fransa-Irak karşılaşmasının ikinci yarısı fırtınadan dolayı 131 dakika gecikmeli başladı. Pek çok stadyumda zemin sorunları var. Bir yerde su patlıyor, diğerinde güneşi kesecek bir çatı bile yok, seyirciler kavruluyor. Ulaşım sorunları, alt yapı problemleri derken ABD kesinlikle hiçbir konuda bu turnuvada olmayı hak etmiyor.
Tüm bunlara rağmen işi aldılar. İşte bu lobi gücü…
Biz hala zeminini düzeltemediğimiz stadyumları, hakem hatalarını, birbirilerine laf yetiştirmeye çalışan yöneticilerin polemiklerini konuşalım. ABD atı alarak değil adeta çalarak Üsküdar’ı geçti.
Spor organizasyonlarına hiçbir ülkenin ihtiyacı olmadığı kadar bizim ihtiyacımız var. Hiçbir ülkede olmayan tutkuya ve hizmet altyapısına sahibiz. Evet, UEFA çifte standart uyguluyor ama biz kendi kendimize de yeterince problem çıkarmıyor muyuz?
Kurumlar ve takımlar arasında birlik yok. Yabancı oyuncu kuralıyla uğraşıyoruz. Yabancı hakem getirmeyi gurur meselesi yapıyoruz. Ama milli takımın hocası bir İtalyan!
Tutarsızlıklarımız ve kavgalarımız yüzünden hak etmediğimiz yerdeyiz. Türkiye sporun her dalında başarılı olabilecek, gençlere alan açabilecek, potansiyeli çok büyük olan bir ülke. Sadece sporun gücünü anlamalı ve hedeflerimizi büyütmeliyiz. TFF artık yabancı sayısı, hakem gibi konuları bir kenara bırakıp tüm gücüyle bu organizasyonları almak için çalışmalı. Kulüplerimiz birbirini yemeyi bırakıp alt yapıdan oyuncu yetiştirmeye, zeminlerini düzeltmeye ve kaliteli bir futbola odaklanmalı.
Şunu da belirtmeden geçmeyelim. Sadece futbol değil, voleybol ve basketbol gibi çok güçlü olduğumuz branşlara halkımızın daha yoğun ilgi göstermesi ve desteklemesi gerek. Sadece futbol yetmez.
Bu dünya kupası hezimeti bize bir ders olsun. Sporun her alanında görev yapan malzemecisinden yöneticisine herkes bu dersi almalı ve sonraki turnuvalar için hatalarını düzeltmeli.
Başarıya ihtiyacımız var. Her alanda… Ekonomide, sporda, sanatta, savunma sanayisinde, teknolojide ve bugün hayatı şekillendiren her alanda başarılı olmak zorundayız. Ben “Türkiye falanca şeyin ülkesidir bu konuda iyiyiz” sözüne karşıyım.
Türkiye her alanda iyi olmalı. Potansiyeli varken olamıyorsa herkes kendini sorgulamalı…