- Ersan Şen, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi gerektiğini belirtti.
- Şen, mevcut ekonomik sorunlar ve hizmetlerdeki aksamalar nedeniyle halkın iradesinin tekrar gözden geçirilmesinin önemli olduğunu vurguladı.
- CHP'nin seçim kazanma potansiyeli hakkında soru işaretleri bulunduğunu ifade eden Şen, halkın sorunlarına çözüm odaklı yaklaşılması gerektiğini söyledi.
ERSAN ŞEN'İN KONUK OLDUĞU PROGRAMIN TAMAMINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN...
Ülke gündeminde her an, her dakika yeni gelişmeler yaşanıyor...
Bu süreçte ise Türkiye gündeminin nabzını Ensonhaber tutuyor.
Birbirinden önemli konukların ülke gündemini değerlendirdiği programlar Ensonhaber YouTube kanalında, izleyicilerin beğenisine sunuluyor.
ERSAN ŞEN GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ
Ensonhaber YouTube kanalında Çağlar Cilara'nın moderatörlüğünde yayınlanan programın konuğu, Ceza Hukukçusu Prof. Ersan Şen oldu.
Ersan Şen, siyasetten gündemdeki konulara, değindi ve CHP'nin seçim kazanıp kazanamayacağına yönelik konuştu.
"CHP Türkiye'yi yönetebilir mi?" "İstanbul seçimleri yenilenmeli mi?" sorularına da cevap veren Şen, şöyle dedi;
"ÇANTADA KEKLİK DEĞİL"
Çantada keklik değil kimse için. Halkın iradesi kimsenin ipoteği altında değil. Bakın net söylüyorum, şu anda iki sorun var. Birinci sorun; Cumhuriyet Halk Partisi bakımından her ne kadar mağduriyet sözlerini ortaya koyacaklarsa da, hizmetlerde yaşanan aksamalar... İktidar bakımından da karşı karşıya olunan, ülkeyi de etkileyen bir ekonomi sorunu var.
"BİZ MAĞDUR OLDUĞUMUZ İÇİN BİZE DESTEK VERİRLER DEMEK DOĞRU DEĞİL"
Bu ekonomi sorunu... Onları bu taraftan da "Ya aksayan yönler itibariyle halkın muhakkak teveccühünü, biz mağdur olduğumuz için bize tekrar bu desteği verirler" gibi bir şartı ortaya koymak mümkün değil. O bakımdan seçim söylenince hemen "İşte hoca ne demek istedi burada, ben bir şey demek istemiyorum..."
"BİTMEYEN PROJELER VAR"
Ben sadece ortada bir sorun var, görüyorum. Millet deyim yerindeyse otobüste, orada burada homurdanıyor, rahatsızlığını dile getiriyor. Bitmeyen projeler var, bunların bitmesini istiyor.
"Sizin kavganız" diyor, "Tamam kendi aranızda kavga yapıyorsunuz ama tabanda sorun var. Buna kulak kabartın, gelin burayı yönetin" diyor. "Otobüsün üzerinden değil, inin, gelin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni yönetin" diyor.
"O ZAMAN SEÇİMLERİ YENİLEYİN"
Belediye bakımından sorunlar var işte. Bitmeyen projeler var, devam etmesi gerekenler var. Onlar da kendileri bakımından işte bu dosyaları gerekçe gösteriyorlar, "Bize hizmet ettirmiyorlar" diyorlar. Ben de dedim ki; o zaman olmuyor mu? Olamıyor mu? O zaman irade, tekrar halkın iradesine başvurun.
Çünkü bu süre 2026'da, 2027'de bitmeyecek. 2029 Mart ayının son pazar gününe kadar, anayasaya göre, kanuna, kitaba göre seçim yok belediyelerde. E bu böyle devam ederse 2029'a kadar İstanbul'u daha kötü günler mi bekliyor hocam? Bir de şöyle söyleyeyim size; ya bu saatten sonra sistem buna müsait, böyle gidecek.
Ama İstanbul halkı eğer yeterli hizmeti alamadığını görürse, bu tabii kime artı kime eksi yazar, onu zaman içinde görürüz. Ama bence biraz seçimin, siyasetin dışına çıkıp hakikaten bu kadar büyük bir kentin sorunlarına odaklanmak en iyisi.
Ve bu konuda iki yere düşüyor [görev]: Bir, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı'na. Gelip yönetecek, el koyacak, burada bulunacak. Kafasına gerekirse bareti takıp inecek. Diyecek ki "Ya ben bir siyasi partinin genel başkanıyım, Türkiye ile meşgulüm..."
Tamam da burası İstanbul, başka yere benzemez. İktidar partisi de zaten merkez teşkilatı vasıtasıyla hizmetlerini yapacak, yapmaya da devam edecek.

"MAĞDURİYET ÜZERİNDEN GİDİYORLAR"
"Şimdi onlar şuna güveniyor; diyor ki: 'Yani bu daha çok hizmetin verilip verilmemesi üzerine değil, biz seçildik ama bize uygulanan hukuk iktidar partisine uygulanmadı.
Bize ayrı muamele yapıldı, oraya ayrı muamele yapıldı.' Mağduriyet üzerinden gidecekler onlar tabii ki. Neticede 'Biz demokrasinin gereği sandıktan çıktık, halk bizi destekler' diyorlar. Ben de diyorum ki; o kadar meydan boş değil.

"MİLLET HİZMETE BAKIYOR"
Neticede millet hizmete bakıyor. Millete bir saat-iki saat yukarıdan konuşup, üst perdeden aynı şeyleri anlattığında ama bunun sonucunu göremediğinde...
Sadece oradan buradan toplama insanların gelip, destek verdiğini zannedersin ama gerçekten orada olmaları gereken insanlar oraya gelmezler ve sen sadece kendi parti seçmeninle baş başa kalırsın.
"SİLİVRİ'DEN GELEN MESAJLAR OKUNUYOR"
Olduğunu söylüyor, ben bilmiyorum. Bak ben bilmiyorum. Bak benim aklımda kalan bir şey yok. Takip ediyorum bak. Bak ben takip ediyorum.
Bir saatlik bir konuşmanın 10 dakikasında Silivri'den gelen birtakım mesajların okunması, o mağduriyetlerin dile getirilmesi, geri kalanın neredeyse tamamına yakınında Sayın Erdoğan ve AK Parti üzerinden aynı tartışmaların sürekli karşı karşıya gelinerek, o siyasi çekişmelerin gündeme getirilmesi, birkaç dakikada da halkın sorunlarına değinecek cümleler kurulması yeterli değil.
"KORUMA ORDUNLA DEĞİL"
Çünkü bak benim söylediğim şu: Çağlar kardeşim, sabredeceksin. Koruma ordunla değil. Görünmeden etmeden sessizce, sabırla sokağa, esnafı, çarşıyı, pazarı gerçekten dokunarak ama onları dinleyerek dolaşacaksın.
Sadece dinleyeceksin. Bak yapabileceğin en iyi şey konuşmak değil, dinlemek. Bu insanlar ne anlatıyor? Bu insanların beklentisi ne?
Başını sallamak, onları en azından anladığını hissettirmek, o gönül bağını kurmak, ondan sonra somut vaatlerini -belediyeler üzerinden de gücün yetiyorsa- eserlerini ortaya koymak, eser siyasetini yapabildiğini göstermek...

"SEÇMEN BEN NİYE TERCİH EDECEĞİM DİYOR"
Çünkü iktidarda değilsin. İktidara gelmek istiyorsun. Ben alternatifim diyorsun. Dışarıda, içeride, ekonomide, adalette, eğitimde, öğrenimde, sağlıkta, güvenlikte yaşanan sorunları ancak ben çözebilirim diyorsun.
Ben bunun adayıyım diyorsun. O zaman senin halkı dinlemen, halktan gerçekten not ettiğini, öğrendiğin sorunları daha sonra nasıl çözebileceğini somut, anlaşılabilir, kısa, net cümlelerle sokağa anlatman gerekiyor.
Yoksa sürekli Sayın Erdoğan üzerinden yapılan polemikler, bir saatlik konuşmanın 50 dakikasında AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı üzerinden sürekli gündeme getirilen aynı eleştirilerin, millete artık -yani millete yeterli gelmediğini-, milletin bunu istemediğini, milletin bunu tavanın kavgası olarak gördüğünü ama tabanın anlaşılamadığını, neden insanların şu anda geçim derdiyle alakalı yaşadığı sorunlara cevap veremediğini... 'Ya siz onu değil, beni seçin' demenin... 'Ya niye ben seni tercih edeceğim?' diyor.

"ORTAYA KOYDUĞUN SADECE BU MU"
Yarın bir gün seçim zamanı geldiğinde de emeklinin maaşını artırır, başka bir şey yapar. İktidarın elinde hazine var, imkan var. 2027 bütçesini ona göre hazırlar. O zaman şunu şunu diyemezsin: Ya onu yapsınlar, artık o da yetmez. Bu mudur? Yani ortaya koyulan sadece bu mu?
Yani 'Ekonomide sorunlar yaşanıyor, çözülemiyor, son altı ay kala da efendim işte vaatlerde bulunsun veya maaşları artırsın, onlar bunlar düzelsin, yine de halk artık buna prim vermez' demek bence muhalefetin sığınabileceği, muhalefetin kendisini alternatif olarak görebileceği bir yöntem değil, benim söylediğim bu."

