- Özlem Vural Gürzel, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Külliye'de yaptığı ilk görüşmede duygusal anlar yaşadığını ve Cumhurbaşkanı'nın kendisine destek sözleri verdiğini anlattı.
- Gürzel, AK Parti'ye katılmasından sonra gördüğü sıcak karşılama ve destek ortamından etkilendiğini belirtti.
- Eski partisinin tersine, AK Parti'de samimi bir atmosfer ve aidiyet hissettiğini ifade etti.
CHP'de krizler bitmiyor..
Belediyelere yapılan yolsuzluk operasyonlarının yanı sıra şaibeli kurultay ve İstanbul kaosuyla gündemdeki yerini koruyan CHP, Beykoz'u da aylar önce kaybetti.
Beykoz Belediye Başkanı Özlem Vural Gürzel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla CHP'den istifa etti ve AK Parti'ye katıldı.
AK Parti çatısı altında çalışmalarını sürdüren Gürzel, ilk kez Ensonhaber'e konuk oldu.
Ensonhaber Yayın Koordinatörü Çağlar Cilara'nın sorularını yanıtlayan Gürzel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisini Külliye'ye davet ettiği günü anlattı.
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'in de kendisini yalnız bırakmadığını söyleyen Gürzel, şöyle dedi;
"KÜLLİYE'YE DAVET EDİLDİĞİM GECE MÜTHİŞTİ"
Tabii aslında Külliye'ye davet edilişim bir gün önce gece. Müthiş yani, hiç uyuyabildiğimi düşünmüyorum.
Müthiş bir geceydi yani. Gideceğim, ne diyeceğim, ne yapacağım, nasıl bir ortama giriyorum?
İki gün önce sokakta yuhalanmışım, şimdi Cumhurbaşkanı beni davet ediyor. İnanılır bir, inanılır bir duygu değil yani. Anlatamıyorum o duyguyu hala.
"ATATÜRK PORTESİNİ GÖRMEM ÇOK İLGİNÇTİ"
Gibi, onun gibi, ona benzer. Yani toplantı salonu ama tabii duvarları çok şıktı.
Geziyoruz böyle dikdörtgen bir taraftan geziyoruz ve tam ortada bayrak, iki bayrak ve bayrağın ortasında Atatürk'ün yağlı boya tablosu. Mesela onu görmek de çok şaşırtıcıydı. Neden diyeceksiniz?
Bize yıllarca ne anlatıldı? "AK Parti Atatürk düşmanı bir partidir" diye anlatıldı. Takiben tabii partiye girene kadar buna inanmış, bu ezberlenmiş cümleler üzerine hep siyaset yapmış biriydim. Orada mesela Atatürk portresini görmem oldukça ilginçti.
"BİZİ AYAKTA KARŞILADI"
Çok etkiledi, çok etkiledi. Sonra Atatürk üzerine epey bir sohbet ettik Abdullah Bey'le. Hayır dedi yani, bizim böyle bir savaşımız hiçbir zaman olmadı. Ve gerçekten de olmadı. Şu anda da yaklaşık işte eylülden beri 6 ay oldu, 6 aydır AK Parti'deyim.
Hiçbir zaman "Bırakın Atatürk düşmanlığını, bırakın bir tarafa" hiçbir problem olmadığı gibi çok da sahiplendiklerini gördüm. Yani bu da yanlış bir algıymış, hep böyle bize öğretilen. Bir saat kadar yine sohbetimiz sonrasında özel kalem müdürümüz geldi ve bizi ofise davet etti.
Cumhurbaşkanımız ayakta. Salonun girişinde ve ayakta karşıladı bizi. Ve beklettiği için de özür diledi çünkü diğer ülkelerin devlet başkanlarıyla görüştüğünü, o yüzden bizi beklettiği için de özür diledi. Ben...
"EVİMİZDE HİSSETTİRDİ"
O an ne hissettiniz? Estağfurullah dedim, ne demek? Yani burada koskoca ülke yönetiliyor. Ben orada bir saat beklemişim ne demek yani? Böyle bir şey olabilir mi? Sabaha kadar da beklenir. Ne kadar beklenirse o kadar beklenir yani. Girdik, beraber salona kadar geldik. O kadar çok ilgilendi ki. Hem benimle, hem eşimle, bütün aile detaylarımızla, çocuklarımızla...
Yani yarı siyaset, bir saat kadar kaldık. Bunun yarım saati belki siyaset, bir yarım saati aile hayatımız üzerine geçen çok samimi bir ortamdı. Neler olduğunu sordu. Beykoz'da neler yaşandığını. Ben kısaca onları anlattım.
Neden bu durumlara gelindiğini, neden bu kadar zorluk yaşadığımı. Biraz onları konuştuktan sonra ailemiz üzerine, çocuklar üzerine konuştuk. Eşimle konuştu. Bize çok, kendimizi evimizde hissettirdi.
"ORADA DEVLET BABAYDI"
Yani orada hissettiğin en büyük duygu ne dersen; ben orada gördüğüm samimiyet, kendimi evimde gibi hissetmem. Her gün televizyonda gördüğüm ulaşılamaz Cumhurbaşkanı değildi o. Orada bir devlet babaydı. Burası bir devlet, kendisi de devlet baba ve ben de o devlette yaşayan bir vatandaş, bir evlat. Bana bunu hissettirdi.
"BEN SENİN ARKANDAYIM, KORKMA DEDİ"
Hissetmekten öte hatta bunu dile getirdik şöyle; "Sen" dedi "hizmet etmek istiyor musun?" Evet dedim. Bu kadar mücadeleyi, bu koltuğa eğer geldiysem sonuna kadar hizmet etmek istiyorum, iz bırakmak istiyorum. "Ben senin arkandayım" dedi.
"Korkma" dedi. Ben tabii çok tedirginliğim de var, hala daha bu uzun süre mobbing altında kaldığım için, zorbalandığım için o duyguları da atamamışım üstümden. Hala böyle bir tedirgin halim var. "Kızım sen niye korkuyorsun?" dedi. "Sen niye tedirgin oluyorsun?" dedi.
"SEN BENİM KIZIMSIN ARTIK"
Şöyle bir koltuğu var, onda böyle vurdu yanına. "Sen benim kızımsın artık" dedi. "Sen hizmetine bak, sana hiçbir şey olmaz bu saatten sonra. Doğru bildiğini yap. Tertemiz bir şekilde yolunda dümdüz git. Hizmetini yap, ben senin arkandayım, hiçbir şey olmaz" dedi. Merak etme.
Zaten Beykoz'u çok sevdiğini, çocukluğunun orada geçtiğini, eski anılarını da konuşunca, kendisinin de çok büyük bir aidiyeti var Beykoz'a, ayrı bir sevgisi de var. Onu da anlatıp hissettirince o kadar rahatladım ki... Ama bir taraftan da ben ne yaşıyorum? Hayal dünyasında mıyım? Bu bir gerçeklik mi?

"DEVLETİN TAM MERKEZİNDEYİZ DEDİK"
Tam bir geçmişe gittik, geleceğe geldik. Yani her şeyi bir muhasebe yaptık. AK Parti politikalarını eleştirdik ya da doğrularını öğrendik. Bizim bilmediğimiz neler vardı, bize anlatılanlar buydu ama işin iç yüzü neydi? Epey bir sohbet ederek bütün günü geçirdik. Sonra saat 6 civarlarında, randevumuz 6'daydı.
Akşam 6 civarlarında Külliye'ye gittik. Tabii büyük bir ihtişam. Orada dedik ki evet, biz şu an devletin tam da merkezindeyiz.
Onu hissettiriyor. O gücü gerçekten hissediyorsunuz orada. Çok, çok farklı. Toplantı salonuna girdik. Toplantı salonunda padişahların yağlı boya tabloları var. İşte burada biraz gezip bakabiliriz, vakit geçirebiliriz dedik.
"ÇOK ONURUM KIRILDI"
Çok onurum kırıldı. Bütün, yani sadece onurum kırılmadı, hayallerim yıkıldı, kalbim çok kırıldı. Yani bu kadar hizmet etmişim, geriye dönüyorum 17 yılıma yazık. Gerçekten yazık. Çok daha özgür günlerim olabilirdi ben mitinglere git, o çalışmayı yap, bu çalışmayı yap...
Niye bunlara emek harcadım? Emeklerime acıdım. Sonra dedim ki evet, bir görüşeyim. Bu gelen teklifleri bir değerlendirmek üzere bir görüşme yaptık sadece İl Başkanımızla.
"ABDULLAH BEY ÇOK DESTEK, ÇOK BABACAN"
Sonra tabii ben her iki tarafın da ortasındayım o ara, görebiliyorum. Yani yöneticilerin tavırlarını, karakterlerini analiz ediyorum.
Yani orada Abdullah Bey'in ne kadar yardımcı, ne kadar destek, ne kadar babacan, durumun farkında, son derece profesyonel, sadece hizmet odaklı konuşmasına bir kere hayran oldum zaten. Dedim ki evet, burada bir sahiplenme var. Onu hissettirdi.
"NE YAPACAĞIZ, NE EDECEĞİZ DİYE KONUŞTUK"
Tabii döndüm eve, eşim de yok uçuşta. Ne yapacağım? Onunla konuşmaya çalışıyorum telefonda böyle uzun uzun konuşuyoruz.
Ne yapacağız ne edeceğiz, çok tedirginiz. Bizim bütün sosyal çevremiz yani sosyal demokrat, Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin olduğu bir arkadaş çevrem var.

"ABDULLAH ÖZDEMİR YALNIZ BIRAKMADI"
Karar verdik evet gece, ertesi gün yola çıkacağız. Eşim uçuşta, onun gelmesini bekliyorum. Geldi, arabaya bindik Ankara'ya gittik. Bütün günümüzü zaten Ankara'da geçirdik. O gün boyunca Abdullah Özdemir'le beraberdik.
Hiç yalnız bırakmadı bizi, bir dakika yalnız bırakmadı. Biz kafamızdaki o bütün sorduğumuz ya da 24 yıl boyunca "Ya burada da hata yapıldı, niye böyle dediniz?" diye bahsedilen bütün şeyleri, konu başlıklarını konuştuk.

"ORADA GÖRDÜĞÜM SICAKLIK ÇOK FARKLIYDI"
Aynen öyle. Yani orada gördüğüm sıcaklık, daha önce Cumhuriyet Halk Partisi'nde (yani en azından bu süreç zarfında) gördüğüm sıcaklıktan çok farklıydı. Yani orada bir güven vardı, değer vardı. Mesela benim geçiş yaptıktan sonra, benimle görüşmeyi kesen çok yakın arkadaşlarım oldu.

