AB’nin ABC’si…
Şehir içinde araçla giderken arkadan selektör yaparak bir araç arkana yapışır, yol verirsin ve seni sollar. İlerideki ışıkta ise çok acelesi olan bu hızlı arkadaşın yanında durursun, göz göze gelirsin. Şehir trafiğinde ne kadar acelen olursa olsun trafik ışıkları ve trafik seni gideceğin yere götürür, hız götürmez.
Japonya’nın da kaderi Çin’e karşı böyle oldu. Japonya, İkinci Dünya Savaşı arasına rağmen sanayi devriminde sürdürdüğü ivmeyi yeniden yakalamayı başardı. Teknolojide ve teknolojiye bağlı sanayide uçtu. Son gaz giden Japonya 2020’de ise ışıkta durdu ve baktı yanında kim var; Çin.
Peki uzak doğudaki bu gelişme kimi vurdu? Avrupa Birliği’ni vurdu. Çin özellikle otomotiv devi Volkswagen’in en büyük pazarıydı. Şu an Çin’de en çok tercih edilen arabalar yine Çin’in yerli ve milli markaları. 10 tane üst düzey araba markası olan Çin, tüm dünya otomotiv pazarını sürklase etti.
AB’nin en büyük derdi bu olsa keşke. Küçük değil tabi bu dert, bizim böyle bir derdimiz olmayınca dışardan baktığımızda çok da hoş bir dert gibi geliyor. Ama AB’nin en büyük derdi hamisi olan ABD’yi yitirmek oldu.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD ve Rusya etki alanlarını belirlemek için Avrupa üzerinde bir süre yer kapmaca oynadılar. Daha sonra Rusya yoruldu ve çekildi. ABD askeri ve ekonomik gücüyle bir süre daha AB’ye reislik yaptı, çekti, çevirdi, korudu…
Sonra bir şey oldu. Yine Volkswagen’in içinde olduğu garip bir şey. ABD 2015’te patlak veren emisyon skandalıyla Volkswagen’e 2020 yılına kadar toplamda 33,3 milyar dolar ceza kesti. Aslında sadece ceza kesmedi, AB ile ilişkisini kesti. Kapitalist ABD ilişkisini de elbette para kazanarak kesmeliydi.
AB, ABD’yi çilesini her daim çeken, Rusya’ya ve diğer tehlikelere karşı koruyan bir hami olarak gördü. Ne de olsa arkamda ABD var diye savaş sanayisine - teknolojisine hiç yatırım yapmadı. Bunun yerine kendi halkının sosyo-ekonomik gelişmişliğini yükseltti. Halk sosyo – ekonomik olarak rahatladıkça ulus bilincinden koptu. AB ülkelerinde woke, sjw gibi üst düzey sosyal liberal akımlar yerleşik toplumsal bilince dönüşerek başka bir soyolojiye evrildi. Meali savaşacak adam kalmadı AB’de, yani şu saatten sonra savaş sanayisi seferberliği başlatsalar dahi savaşacak adam bulamayacaklar, çünkü vatandaşlarına dev bir konfor alanı oluşturdular.
İşte bu yüzden AB, Türkiye ile askeri anlaşmalar yapmak istiyor. Çünkü Türkiye sadece savaş sanayisinde iyi değil, çok etkin bir ordumuz var, dünyada adam gibi kara harekâtı yapabilecek 2-3 ülkeden biriyiz. Yani bizden beklentileri sadece askeri teknoloji değil, askeri eğitim.
Peki AB bu olan biteni nasıl göremedi? Avrupa tam 600 yıldır şehirleşmiş bir kıta. Kültürel ve ekonomik rahatlığın verdiği megalomanlık bunu görmelerine engel oldu. Trump, Gröndland’ı alacağım diyor, Danimarka halkına ise sokak röportajında bu soruluyor, Danimarkalılar ise hala barışçıl yöntemlerle işin çözüleceğine inanıyor. İşte bu megalomanlığın verdiği rahatlık, kendilerini Saturday Night Live skecinde zannediyorlar, Trump taklidi yapan aktör peruğunu çıkarıp dans edecek zannediyorlar…
Almanya, İngiltere ve Fransa hükümetleri olaya uyandı ama halk hala derin uykuda. Trump ikinci döneminde Rusya ile masa altındaki anlaşmalarını masa üstüne çıkartmasa AB ülkeleri hala harikalar diyarında olduğunu düşünecekti. ABD ve Rusya; Ukrayna savaşında aynı masada. Bu savaşla birlikte ABD batıdan istediği fiyata LNG, Rusya ise doğudan istediği fiyata doğalgaz satıyor AB ülkelerine... Devletler arası ilişkiler insan ilişkilerine benzemez. Duygusallık yoktur.
AB artık geleceğinden tedirgin ve açık hedef. Tek korkuları da artık Rusya değil. ABD gün gelir Norveç petrollerini ister, gün gelir Cebelitarık Boğazı’nın kontrolünü ister, ki İngiltere’den Kanada’yı da istiyor, gün gelir Almanya’yı eyaleti ilan eder, Polonya’dan maden yataklarını ister. Bir kere Grönland’ı aldı mı istedikçe ister. Ve bu istekler her zaman güzellikle çözülmeyebilir.
Dünya üzerinde ülkeler ekonomik, siyasal ve kültürel olarak zaman zaman birbirlerine fark atabilirler, arkadan yetişen çok olur. Bu fark kapanır ama her zaman ordusu güçlü olan ayakta kalır. Bu kadim bir gelenektir ve kalıcı bir fark yaratır.